KHK ile Kapanan Gazeteye Tazminat – AYM 2020/35114

Bir gazete haberinin kişilik haklarını zedelediğini düşünen kişi, kural olarak hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açar. Peki dava sürerken davalı gazete olağanüstü hal döneminde çıkarılan bir kanun hükmünde kararnameyle kapatılır ve varlıkları Hazineye geçerse ne olur? Hukuk mahkemesi “dava şartı yok” der, idare mahkemesi “tazmin yükümlülüğü yok” derse, kişi derdini anlatacak bir merci bulamaz hâle gelebilir. Anayasa Mahkemesinin incelediği başvuru tam olarak bu kısır döngüyle ilgilidir.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 13.01.2026 tarihli ve 2020/35114 başvuru numaralı kararıyla, iki yargı kolunun birbirini dışlayan yorumları nedeniyle manevi tazminat talebinin hiçbir aşamada esastan incelenmediğini tespit etmiş; Anayasa’nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiş ve başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
📰 2009 haberi ve iki ayrı dava
Başvurucu, Zaman ve Taraf gazetelerinin 2 Ağustos 2009 tarihli nüshalarında kendisi hakkında yayımlanan haber ve açıklamaların gerçek dışı, yanıltıcı ve mesleki itibarına saldırı niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Her bir yayın kuruluşu için 15.000 TL olmak üzere toplam 30.000 TL manevi tazminat istemiyle Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinde (E.2010/354) dava açmıştır.
Aynı konuda Taraf gazetesi aleyhine Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde (E.2010/365) ayrıca dava açılmış; bu mahkeme 22.06.2011 tarihli kararıyla davayı kısmen kabul ederek 6.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 09.04.2012 tarihinde bu hükmü, dosyanın Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dosyayla birleştirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Böylece iki dava aynı dosyada görülmeye başlanmıştır.
Bu aşamaya kadar uyuşmazlık, basın yoluyla kişilik hakkı ihlali iddiasına dayanan sıradan bir manevi tazminat davasıdır. Tablo, yargılama sürerken çıkarılan olağanüstü hal kararnameleriyle değişmiştir.
🚫 KHK sonrası hukuk mahkemesinin ret kararı
Davalı gazeteler, 668 sayılı KHK uyarınca kapatılmış ve Hazineye devredilmiştir. Ardından 29.10.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 675 sayılı KHK yürürlüğe girmiştir. Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi 28.12.2016 tarihli kararıyla, yayın kuruluşları yönünden davanın 675 sayılı KHK uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 03.04.2018 tarihinde onanmıştır.
Bu kararın yönlendirmesiyle başvurucu 13.07.2017 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ankara Defterdarlığına başvurmuş; başvuru cevap verilmeyerek zımnen reddedilmiştir.
🏛️ İdari yargıda ikinci ret
Başvurucu 10.11.2017 tarihinde Ankara 16. İdare Mahkemesinde dava açmış, 30.000 TL’nin yayın tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesini istemiştir. Mahkeme 28.05.2018 tarihinde yetki yönünden ret kararı vermiş; gazetelerin faaliyet merkezlerinin İstanbul’da bulunduğunu ve tasarruf yetkisinin il defterdarlıklarına ait olduğunu belirterek dosyayı İstanbul’a göndermiştir.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi 31.10.2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Gerekçenin özü şudur:
- 670 sayılı KHK, kapatılan kurumların kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borçlarını belirli şartlarla ödeme yetkisini Maliye Bakanlığına vermiştir.
- Bu şartlardan biri, borcun gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanmasıdır.
- Başvurucu ile kapatılan gazeteler arasında böyle bir ilişki yoktur; bu nedenle idarenin manevi zararı tazmin yükümlülüğü bulunmamaktadır.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 09.09.2020 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu, nihai kararı 09.10.2020’de öğrenmiş ve 06.11.2020’de bireysel başvuruda bulunmuştur.
⚖️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi
Başvurucu; mahkemeye erişim hakkının, gerekçeli karar hakkının ve maddi-manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Komisyon, makul sürede yargılanma şikâyetini kabul edilemez bulmuştur. Bölüm ise olayların hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığını hatırlatarak şikâyetin özünün, kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan davanın esasının hiç incelenmemesi olduğunu belirtmiş ve başvuruyu şeref ve itibar hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında ele almıştır.
Mahkemeye göre etkili başvuru hakkı, başvuruların başvurucu lehine sonuçlanmasını güvence altına almaz; ancak idari ve yargısal mercilerin şikâyetin esasını inceleyip ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karara bağlamasını gerektirir. Başvuru yolu yalnızca kâğıt üzerinde değil, uygulamada da ihlali önleme ya da makul bir tazmin imkânı sunma bakımından etkili olmalıdır.
AYM, aynı başvurucunun benzer şikâyetini incelediği ve 18.09.2025 tarihinde Genel Kurulca karara bağlanan 2020/1500 numaralı başvurudaki ilkelere dayanmıştır. Bu çerçevede öne çıkan tespitler şunlardır:
- 675 sayılı KHK m.16, 670 sayılı KHK m.5’e atıf yapar. Bu nedenle bir davanın m.16 kapsamında kalıp kalmadığı belirlenirken m.5’teki usulün ve kapsamın incelenmesi gerekirdi.
- Devam eden bir manevi tazminat davası, defter ve belgeye dayalı bir alacak değildir. 670 sayılı KHK m.5 icra edilebilir, kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilebilecek alacaklara ilişkindir; henüz kesinleşmemiş bir manevi tazminat istemi bu nitelikte görülemez.
- Hukuk mahkemesinin dava şartı yokluğu yorumu bu atfı gözetmemiştir. Dava usulden reddedilmiş ve karar onanmıştır.
- İdari yargı da esasa girmemiştir. Ortada defter ve belgeye dayalı bir alacak bulunmadığı yorumu, talebin değerlendirilmesini imkânsız kılmıştır.
Sonuçta davanın KHK hükümleri kapsamında olup olmadığı belirsiz kalmış ve iki yargı kolu arasında, bu olay özelinde, birbirine aykırı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Mahkeme ayrıca KHK çıkarılmadan önce başvurucunun kullanabileceği tek yolun hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası olduğunu ve yargılama kesinleşmeden KHK çıkarılmasının sorumluluğunun başvurucuya yüklenemeyeceğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım, şeref ve itibar hakkına yönelik şikâyetin etkili biçimde incelenmemesine ve yeterli giderim sağlanmamasına yol açmıştır.
💰 Neden yeniden yargılama değil de tazminat?
AYM ihlal tespitlerinde genellikle dosyayı yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderir. Bu kararda ise farklı bir yol izlenmiştir. Mahkeme, ihlalin kaynağının tek bir mahkemenin hatası değil, adli ve idari yargı kollarındaki kararların birbirinden farklılığı olduğunu tespit etmiştir. Bireysel başvuruya konu nihai karar idari yargıya aittir; ancak idare mahkemesinin “kesinleşmemiş manevi tazminat alacağı değerlendirilemez” yorumu, hukuk mahkemesinin usulden ret kararıyla birleşince yeni bir yargılamanın ihlali gidereceği de şüpheli hâle gelmiştir.
Bu nedenle Mahkeme yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığına karar vermiş ve ihlalin yalnızca tespitle giderilemeyecek manevi zararları karşılığında, başvurucunun talebiyle bağlı kalarak net 30.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Ayrıca 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.446,90 TL yargılama giderinin ödenmesine, ödemenin Hazine ve Maliye Bakanlığına başvurudan itibaren dört ay içinde yapılmasına, gecikmede yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
🔎 Kararın öne çıkardığı noktalar
Karar, olağanüstü hal döneminde kapatılan kurumlara karşı açılmış ve sürmekte olan davaların akıbetine ilişkin önemli bir ayrım ortaya koymaktadır:
- Alacak türü belirleyicidir: Defter ve belgeyle ispatlanan, ticari ilişkiden doğan bir alacak ile kişilik hakkı ihlaline dayanan ve henüz miktarı yargı kararıyla belirlenmemiş manevi tazminat istemi aynı usule tabi tutulamaz.
- Atıf yapılan hükmün kapsamı gözetilmelidir: Bir düzenleme başka bir hükme atıf yapıyorsa, uygulanabilirlik o hükmün şartları üzerinden değerlendirilir.
- Yargı kolları arası boşluk ihlal doğurabilir: Her iki kol da davayı kendi önündeki dosya bakımından “kendi işi değil” sayarsa, kişinin talebini inceletebileceği etkili bir yol kalmaz.
- Giderim türü, ihlalin kaynağına göre seçilir: İhlal yargı kolları arasındaki yorum farkından doğduğunda AYM, yeniden yargılama yerine doğrudan tazminata hükmedebilmektedir.
Kararın, bir yargı yolunun idari bir işlemle ya da sonraki bir düzenlemeyle kapandığı başka durumlarda da yol gösterici olduğu söylenebilir. Benzer biçimde KHK ile Hazineye geçen bir taşınmaz hakkındaki davada etkili başvuru hakkını inceleyen AYM 2021/20950 kararına ilişkin yazımız ile basın yoluyla kişilik hakkı ihlali davalarında husumeti ele alan Yargıtay 4. HD 2025/14564 incelemesi de bu açıdan birlikte okunabilir.
❓ Merak edilenler
AYM bu kararda haberin kişilik haklarını ihlal edip etmediğine karar verdi mi?
Gerçek mal veya hizmet ilişkisi şartı neden belirleyici oldu?
Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği 6.000 TL ne oldu?
Kararda yeniden yargılama neden istenmedi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Diğer içtihat incelemeleri için emsal kararlar sayfamıza, bize ulaşmak için iletişim sayfamıza göz atabilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesinin Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Başvurucu, vekil, raportör ve heyet bilgilerine kişisel verilerin korunması amacıyla yer verilmemiştir. Kararın sonucu, olağanüstü hal döneminde kapatılan yayın kuruluşlarına karşı açılmış davaya, KHK hükümlerinin o dosyadaki uygulanış biçimine ve iki yargı kolunda verilen kararların içeriğine dayanır; benzer görünen bir uyuşmazlıkta sonuç, dava tarihine, alacağın niteliğine ve yargılama geçmişine göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




