Kaybolan Hisselerin Aynen İadesi – Yargıtay 11. HD 2022/8308

Yıllardır aynı aracı kurum şubesinde hesap tutan bir yatırımcı, portföyünde sekiz ayrı şirketin payı bulunduğunu düşünmektedir. Bir gün öğrenir ki hesaplardan sorumlu çalışan ortadan kaybolmuştur ve hisselerin önemli kısmı hesapta yoktur. Aracı kurum ise sorumluluğu çalışana ve onun hakkında açılan zimmet davasına bırakmak ister. Bu durumda yatırımcı hisselerini kurumdan geri isteyebilir mi? Yoksa çalışanla kurumsal hatlar dışında yürüttüğü ilişki, talebini zayıflatır mı?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24.11.2022 tarihli ve E.2021/2891, K.2022/8308 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesinin kabul hükmünü oyçokluğuyla onamıştır. Hükme göre aracı kurum, hesap özetinde görünen hisse senetlerini; bölünme, çoğalma ve temettü yoluyla elde edilen kazanımlarla birlikte aynen davacının hesabına yatıracaktır. Karşı oy ise yatırımcının kendi davranışlarının hiç tartışılmadığını ileri sürmüştür.
📂 Hesaptan eksilen sekiz şirketin payları
Davacı, davalı menkul değerler şirketinin bir şubesinde yatırım hesabı sahibidir. Dava dilekçesine göre hesapta 20.000 adet CEMTS, 5.000 adet ECILC, 3.500 adet HURGZ, 6.500 adet KARSN, 5.000 adet PETKM ve 10.000 adet ZOREN payı ile 0,599 adet HEKTS ve 0,111 adet TOASO payı bulunmaktadır. Davacı bu payları satmadığını ve paylar üzerinde hiçbir işlem yapmadığını ileri sürmüştür.
Dilekçede anlatılan sürece göre 21.12.2012 tarihinde şubeden verilen hesap özeti üzerinden payların hesapta bulunmadığı anlaşılmış, yatırım hesaplarından yetkili ve sorumlu olan çalışanın kaçtığı öğrenilmiştir. Davacı önce 07.02.2013 tarihli noter ihtarnamesiyle 2010-2011 yıllarına ait hesap ekstrelerini istemiş, ardından 09.04.2013 tarihli ikinci ihtarnameyle hisse senetlerinin iadesini talep etmiştir. İade gerçekleşmeyince dava açılmış ve yalnızca payların değil, bunların bölünme, çoğalma, temettü ve diğer getirilerinin de aynen iadesi istenmiştir.
🛡️ Aracı kurumun savunması: zimmet davası ve ihbar
Davalı aracı kurum davayı kabul etmemiştir. Savunmanın özü şudur: Kurumun bir personeli ile banka personeli olan iki kişi hakkında, yaptıkları usulsüz işlemler nedeniyle nitelikli zimmet suçundan açılmış bir ceza davası devam etmektedir. Davalıya göre usulsüz bir işlem varsa zararı doğrudan bu kişiler gidermekle yükümlüdür. Davacı bu kişilere dava açmamıştır; davanın en azından onlara ihbar edilmesi gerekir.
🏛️ Asliye ticaret mahkemesinin gerekçesi
Dosya daha önce Yargıtay’dan bozularak dönmüştür. Asliye ticaret mahkemesi, bozmaya uyduktan sonra 15.10.2018 tarihli ve 2014/931 E., 2018/1309 K. sayılı kararıyla davayı kabul etmiştir. Gerekçenin halkaları şöyle özetlenebilir:
- Davacı, davalı çalışanı tarafından kendisine verilen 21.12.2012 tarihli hesap ekstresine dayanmaktadır. Davalı bu ekstrenin sahte olduğunu iddia etmemiş, yalnızca içeriğinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.
- Ekstre içeriğinin gerçeği yansıtmadığı iddiasının dinlenebilmesi için davacı ile davalı çalışanının işbirliği içinde hareket ettiğinin ispatlanması gerekir. Dosyada böyle bir iddia da, bu yönde bir delil de yoktur.
- Gerekçede Bankalar Kanunu’nun 10/3 maddesine atıf yapılarak davacının hesabındaki para ve menkul kıymetleri talep edebileceği belirtilmiştir.
- Aracı kurum, faaliyetini yürütürken basiretli bir tacir gibi davranmak, işin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermek, gerekli önlemleri almak ve yatırımcıyı korumaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde müşteriyi ilgilendiren konularda yeterli bilgi ve şeffaflığı sağlamak zorundadır.
- Son bilirkişi raporu, kapsam ve nitelik itibarıyla hüküm kurmaya yeterli görülmüştür.
Bu gerekçelerle mahkeme, sekiz şirketin paylarının infaz tarihine kadar olan bölünme, çoğalma ve temettü yoluyla elde edilen tüm kazanımlarıyla birlikte davacının hesabına yatırılmasına karar vermiştir. Hükmü davalı vekili duruşmalı olarak temyiz etmiştir.
🔎 Yargıtay neden onadı?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görmemiştir. Kararda iki noktanın “özellikle” vurgulandığı görülür:
- Ceza dava dosyasında davacı müşteki konumundadır; sanık sıfatı taşımamaktadır.
- Aracı kurum çalışanının mahkûm olması, aracı kurumun müşterisine karşı sorumluluğu bakımından sonuca etkili bulunmamıştır.
Bu iki vurguya göre çalışanın cezai sorumluluğu, kurumun iade borcunu ortadan kaldırmamaktadır. Davalı vekilinin tüm temyiz itirazları reddedilmiş, hüküm 24.11.2022 tarihinde oyçokluğuyla onanmış ve bakiye 1.024,65 TL temyiz ilam harcının davalıdan alınmasına karar verilmiştir.
Kararda doğrudan anılmasa da, borçlunun borcun ifasını yanında çalışanlara bırakması hâlinde onların işi yürütürken verdikleri zarardan sorumlu olduğunu düzenleyen TBK m.116, bu tür uyuşmazlıklarda akla gelen temel hükümdür. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, ancak izinle yürütülebilen mesleki hizmetlerde yardımcı kişilerin fiillerinden sorumsuzluk anlaşmasını kesin olarak hükümsüz sayar.
🗣️ Karşı oy: cep telefonu, nakit hareketleri ve icazet
Karar oybirliğiyle verilmemiştir. Karşı oy yazan üye, öncelikle davalının bir banka olmadığını, buna rağmen ilk derece gerekçesinde bankadan söz edilip bankacılara özgü özen yükümünden hareketle hüküm kurulmasını isabetli bulmadığını belirtmiştir.
Karşı oyun ağırlık merkezi ise davacının kendi davranışlarıdır. Üyeye göre şu hususlar değerlendirilmeden davalıya kusur yüklenmiştir:
- Davacının 30.01.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde, iş emirlerini davalı kurumun aramaların kayıt altına alındığı kurumsal hatları yerine, bilinçli olarak çalışanın şahsi cep telefonundan verdiğini açıkça ikrar etmesi,
- İstemesine rağmen çalışanın seans raporlarını vermediği hâlde davacının bu durumdan davalı şirketi haberdar etmemesi, başkaca savcılığa şikâyet veya hak arama yoluna gitmemesi,
- İtiraz edilen işlemlerden sonra davacının 36 kez nakit çekme ve yatırma işlemi yapmasının, bu işlemlere icazet verme veya sessiz kalma olarak değerlendirilebilecek olması,
- Hesap akışıyla ilgili son mutabakatın 28.01.2011 tarihli olması ve sonrasında yeni alımlar için nakit girişi bulunduğunun davacı tarafından ispat edilememesi.
Karşı oya göre bu olgular gözetilmeksizin davalı şirkete kusur yüklenmesi, en azından müterafık kusur değerlendirmesi yapılmaması ve Ağır Ceza Mahkemesince alınan bilirkişi raporu ile hukuk mahkemesinde alınan raporlar arasındaki çelişki giderilmeden tam kabul kararı verilmesi isabetli değildir. Zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkili olması hâlinde hâkime tazminatı indirme ya da kaldırma imkânı veren hüküm TBK m.52‘dir; karşı oy bu değerlendirmenin hiç yapılmadığını eleştirmektedir.
Çalışanın cep telefonu üzerinden verilen emirler ve sonradan yapılan hesap hareketleri, benzer bir icazet tartışmasının belirleyici olduğu hazine bonosu hesabında icazet kararıyla birlikte okunduğunda ilginç bir karşılaştırma imkânı sunar. Orada sonucu belirleyen, hesap sahibinin ceza yargılamasındaki beyanıydı; bu dosyada ise çoğunluk, davacının ceza dosyasındaki müşteki sıfatını öne çıkarmıştır.
📈 Aynen iade hükmünün kapsamı
Onanan hükmün dikkat çeken yanı, tazminatın para olarak değil pay olarak belirlenmesidir. Mahkeme, payların dava tarihindeki değerini hesaplamak yerine, aynı payların davacının yatırım hesabına yatırılmasına karar vermiştir. Bu hüküm biçiminin bazı sonuçları vardır:
- Payların piyasa değerindeki artış ya da azalış riski, hükmün infazına kadar davacı üzerinde kalır; hesap, kaybolan portföyün kendisiyle yeniden oluşturulur.
- Bedelsiz sermaye artırımlarıyla gelen paylar ve temettü gibi kazanımlar da hükmün kapsamındadır; bunlar infaz tarihine kadar hesaplanır.
- Küsuratlı paylar (0,599 HEKTS ve 0,111 TOASO) da hükme ayrı ayrı yazılmıştır.
Aracı kurum çalışanının usulsüz işlemleriyle ilgili başka bir örnekte, müşteri adına hiç gerçek hesap açılmamış ve yatırımcıya sahte dökümler verilmişti; o dosyadaki tartışma sahte yatırım hesabında tam iade borcu yazısında ele alınmıştır. Bu kararda ise hesap gerçektir; tartışma, gerçek hesaptan eksilen payların kimin riskinde olduğu üzerinedir.
📝 Karardan çıkan notlar
- Ekstrenin sahteliği ileri sürülmezse içerik bağlayıcı olabilir: İlk derece mahkemesi, davalının kendi çalışanınca verilen ekstreye karşı yalnızca “içerik yanlış” demesini yeterli görmemiş; davacı ile çalışan arasında işbirliği ispatı aramıştır.
- Çalışanın cezası kurumun borcunu kaldırmadı: Daire, çalışanın mahkûmiyetini sonuca etkili saymamış; aracı kurumun müşterisine karşı iade borcunu ayrı değerlendirmiştir.
- Müşteki sıfatı önemli bir olgu olarak anıldı: Davacının ceza dosyasında sanık değil müşteki olması, onama gerekçesinde ayrıca vurgulanmıştır.
- Yatırımcının davranışları tartışmalıdır: Kurumsal hatlar dışında verilen emirler, seans raporlarının alınamaması ve sonraki hesap hareketleri, karşı oyda müterafık kusur ve icazet yönünden incelenmesi gereken olgular olarak gösterilmiştir.
- Hüküm aynen iade biçiminde kurulabilir: Paylar, bölünme, çoğalma ve temettü kazanımlarıyla birlikte hesaba yatırılmak üzere hüküm altına alınmıştır.
❓ Sık sorulan sorular
Aracı kurum, zimmet davası sürdüğü için sorumluluktan kurtuldu mu?
Hesap ekstresinin içeriğine itiraz edilmesi neden yetmedi?
Karşı oy hangi noktada çoğunluktan ayrıldı?
Davacıya para mı ödenecek, pay mı verilecek?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından ulaşılabilir; yatırım hesabı ve aracı kurum uyuşmazlıklarına ilişkin diğer karar değerlendirmeleri Emsal Kararlar sayfasında yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından ve karara eklenen karşı oydan derlenmiştir. Kaynakta taraf ve çalışan kimlikleri anonimdir; kişi adları, hesap ve ihtarname numaraları yazıya ve PDF’e alınmamıştır. Karar, 2010-2013 yıllarındaki hesap hareketlerine ve o dönemin dosya delillerine dayanır. Benzer görünen bir uyuşmazlıkta sonuç; hesap ekstrelerine, emirlerin veriliş biçimine, mutabakat kayıtlarına ve ceza dosyasındaki tespitlere göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




