Emsal KararlarForex Hukuku

“Borç” Dekontu Ödünç Sayılmadı – Yargıtay 3. HD 2026/3825

Dekontun açıklama satırına yazılan tek bir kelime, bir alacak davasının kaderini belirleyebilir mi? Gayrimenkul yatırımı vaadiyle tanıştırıldığı bir iş insanının yönlendirmesiyle, hiç tanımadığı yaşlı bir kadının banka hesabına üç ayda 2,4 milyon TL’yi aşan para gönderen bir kişi, iadesi yapılmayan bakiye için hesap sahibine karşı icra takibi başlatır. Havalelerin hepsinde “Borç” yazmaktadır. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi bu açıklamaya dayanarak taraflar arasında bir ödünç ilişkisi kurar. Yargıtay ise davacının kendi dava dilekçesindeki anlatımına bakar ve sonucu tersine çevirir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 16.06.2026 tarihli ve E.2025/4438, K.2026/3825 sayılı kararıyla, davalının itirazının kısmen iptaline ve icra inkâr tazminatına hükmeden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi kararını, HMK m.371 uyarınca davalı yararına ve oy birliğiyle bozmuştur.

Kısa özet: Davacı, dava dışı bir kişinin yatırım ve ticaret vaatleri üzerine, o kişinin kayınvalidesi olan davalının hesabına 20.01.2020-07.04.2020 arasında “Borç” açıklamalı havalelerle toplam 2.430.500,00 TL göndermiş, bunun bir kısmı “Borç İadesi” açıklamasıyla geri dönmüştür. Bakiye için başlatılan takibe itiraz edilince itirazın iptali davası açılmış, derece mahkemeleri ilişkiyi tüketim ödüncü sayarak davayı kısmen kabul etmiştir. Yargıtay, davacının parayı dava dışı kişiyle olan ticari ilişkisi nedeniyle ve onun talebiyle gönderdiğini, davalıyı tanımadığını ve davalının yalnızca hesabı kullanılan kişi olduğunu dava dilekçesinde kabul ettiğini belirterek, salt dekont açıklamasıyla ödünç ilişkisi kurulamayacağına karar vermiştir.

💸 Üç ayda 2,4 milyon TL: para nasıl gönderildi?

Karar metninde aktarılan dava dilekçesine göre davacı, önceden tanıdığı bir kişi aracılığıyla onun yeğeniyle tanışmıştır. Bu kişi kendisini farklı sektörlerde alım satım yapan bir iş insanı olarak tanıtmış, birlikte çalışmaya başlamaları hâlinde paranın kendi hesabına değil, çok sayıda gayrimenkulü bulunan kayınvalidesinin hesabına gönderilmesinin davacı açısından daha güvenli olacağını söylemiştir.

Davacının anlatımındaki kronoloji şöyledir:

  • İlk iki ay: Dava dışı kişi verdiği sözleri tutmuş, davacıda kârlı bir iş yapıldığı izlenimi oluşmuştur. Davacıya göre Şubat 2020’ye kadar ciddi bir kayıp yaşanmamıştır.
  • 25.02.2020: Dava dışı kişi, yatırım yapılacağını söylediği gayrimenkullerin tapularını ve fotoğraflarını mesajla göndermiştir.
  • 20.01.2020-07.04.2020: Davacı, davalının hesabına toplam 2.430.500,00 TL göndermiştir.
  • Şubat 2020’ye kadar: Davalıya ait hesaptan davacıya 1.198.000,00 TL iade edilmiş, davacının hesabına göre 1.232.500,00 TL iade edilmemiştir.
  • 18.11.2020: Davacı, bakiye için davalı hakkında İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğünde takip başlatmış, davalının itirazıyla takip durmuştur.

Davacı, sonradan dava dışı kişinin aynı yöntemle çok sayıda kişiden para topladığını, edinilen malvarlığını davalı adına tescil ettirdiğini ve para trafiğini davalı adına açılmış hesaplardan yürüttüğünü öğrendiğini ileri sürmüştür. Ona göre davalı, adına açılmış hesapların kullanılmasına izin vererek menfaat sağlamıştır. Dava, itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkâr tazminatı istemiyle açılmıştır.

🛡️ Hesap sahibinin savunması

Davalı vekili, davacının borç ilişkisinin davalıyla değil dava dışı kişiyle kurulduğunu, davalının davacıya bir borcu bulunmadığını savunmuştur. Savunmaya göre davacı, davalının hesabının dava dışı kişi tarafından kullanıldığını ve kısmi iadelerin de o kişi tarafından yapıldığını kendisi ikrar etmektedir; bu ikrar, gönderilen paranın davalıyla ilgisi olmadığını göstermektedir.

Davalı ayrıca, takipten ve savcılık şikâyetinden önce yazılı bir istem gönderilmediğini, bu nedenle TBK m.392’deki altı haftalık süre beklenmeden takip başlatıldığını ileri sürmüştür. Temyiz aşamasında ise davacının delil olarak dayandığı soruşturma dosyasında davalı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve itirazın iptali davasının takip talebine sıkı sıkıya bağlı olduğunu da eklemiştir.

🏛️ İlk derece ve istinaf: “Borç” yazıyorsa ödünçtür

İlk derece mahkemesi (İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi), banka hesap dökümleri üzerindeki tespitlere dayanmıştır. Bu tespitlere göre davacı hesaplarından davalı hesabına “Borç” açıklamasıyla 2.430.500,00 TL gönderilmiş, bunun 1.200.000,00 TL’si davalı tarafından “Borç İadesi” açıklamasıyla geri ödenmiş, 1.229.500,00 TL iade edilmemiştir. Mahkeme, takipten önce yazılı istem bulunmadığı için faizin ödeme tarihlerinden değil takip tarihinden işleyebileceğini, alacağın likit olmadığını kabul ederek davayı kısmen kabul etmiş, icra inkâr tazminatı talebini reddetmiştir.

Bölge adliye mahkemesi, ilişkinin tüketim ödüncü sözleşmesinden kaynaklandığı sonucunu paylaşmıştır. Daireye göre TBK m.392, alacaklının dava açmadan veya takip başlatmadan önce istemde bulunup altı hafta beklemesini zorunlu kılmamakta; yalnızca temerrüdün ve faizin başlangıcı bakımından önem taşımaktadır. Daire, alacağı likit ve belirlenebilir bulmuş; ilk derece kararını kaldırarak itirazın kısmen iptaline, takibin 1.229.550,00 TL asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren yasal faizle devamına ve asıl alacağın %20’si oranında 245.900,00 TL icra inkâr tazminatına hükmetmiştir. (Karar metninde asıl alacak, bilirkişi tespitinde 1.229.500,00 TL, hüküm fıkralarında 1.229.550,00 TL olarak geçmektedir.)

⚖️ Yargıtay’ın bozma gerekçesi

Yargıtay, uyuşmazlığı “ödünç olarak verildiği iddia edilen paraların tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali” olarak nitelendirmiş ve iki ayrı sonuca varmıştır.

Birincisi, TBK m.392 itirazı reddedilmiştir. Daireye göre taraflar arasındaki ilişki zaten tüketim ödüncü olmadığından, ödüncün ilk istemden itibaren altı hafta geçmeden geri istenemeyeceğine dair hükmün bu dosyada uygulanma imkânı yoktur.

İkincisi, ödünç nitelendirmesi bozma sebebi yapılmıştır. Daire, havalelerde “borç” açıklaması bulunmasına rağmen davacının dava dilekçesinde açıkça şunları beyan ettiğini vurgulamıştır: parayı dava dışı kişiyle olan ticari ilişkisi nedeniyle ve onun talebi üzerine göndermiştir; davalıyı hiç tanımamaktadır; davalı yalnızca bu iş için hesabı kullanılan kişidir. Bu beyanlar karşısında davacı ile davalı arasında TBK m.386’daki tanıma uygun bir tüketim ödüncü sözleşmesi bulunmamaktadır.

Sonuç olarak bölge adliye mahkemesinin yalnızca dekontlardaki “borç” açıklamasını esas alarak ilişkiyi ödünç sayması usul ve kanuna aykırı bulunmuş; karar davalı yararına bozulmuş, 40.000,00 TL Yargıtay duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine hükmedilmiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf ve dava dışı kişi adları kaynakta anonimdir.

🧩 Hukuki nitelendirme: ödünç ilişkisinin unsurları

TBK m.386, tüketim ödüncünü ödünç verenin bir miktar parayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlar. Kararın satır arasında okunan ölçüt, bu tanımın iki tarafını da aynı kişide aramaktır:

  • Taraf iradesi: Ödünç, iki kişi arasında kurulan bir sözleşmedir. Davacının davalıyı tanımadığını söylemesi, aralarında bir irade uyuşması kurulduğu iddiasını zayıflatmıştır.
  • Geri verme taahhüdü: Geri verme borcunu üstlenen kişinin hesap sahibi olduğu ortaya konulamamıştır; davacının anlatımında muhatap dava dışı kişidir.
  • Dekont açıklaması: Havaleyi gönderenin tek taraflı yazdığı “borç” ifadesi, tek başına bu iki unsuru kanıtlamaya yetmemiştir.
  • Kısmi iadeler: Davalı hesabından “Borç İadesi” açıklamasıyla yapılan geri ödemeler de davacının kendi anlatımına göre dava dışı kişinin işlemleri olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay kararında sebepsiz zenginleşme, haksız fiil ya da başka bir sorumluluk sebebi yönünden ayrıca bir değerlendirme yer almamaktadır. Bozmanın kapsamı, ilişkinin dekont açıklamasına dayanılarak ödünç sayılmasıyla sınırlıdır.

📝 Dava dilekçesindeki anlatımın ağırlığı

Kararı dikkat çekici kılan nokta, davacı aleyhine sonucu doğuran unsurun davacının kendi anlatımı olmasıdır. Davacı, hesap sahibinin sorumluluğunu kurmak için dava dışı kişinin güven telkin eden davranışlarını, gayrimenkul tapularını ve hesabın başkası tarafından kullanıldığını ayrıntılı biçimde anlatmıştır. Bu anlatım, davalının “hesabımı dava dışı kişi kullandı” savunmasıyla örtüşmüş; Yargıtay da dosyadaki vakıaları bu beyanlar ışığında nitelendirmiştir.

Derece mahkemeleri ise dekonttaki “Borç” ve iadedeki “Borç İadesi” açıklamalarını ödünç ilişkisinin kanıtı saymıştır. Yargıtay’ın yaklaşımında banka açıklaması bir delildir, ancak tarafın açık beyanıyla çelişen bir hukuki ilişkiyi tek başına kuramaz.

Dekont açıklamasının ödünç ilişkisinde taşıdığı ağırlık, sitede daha önce ele alınan Yatırım Savunması ve Borç Dekontu – Yargıtay 3. HD 2026/1785 kararında da tartışılmıştı. O dosyada tartışma doğrudan para alan kişi ile gönderen arasındadır; eldeki kararda ise hesabı kullanılan üçüncü kişi davalıdır ve davacının kendi anlatımı belirleyici olmuştur.

🔎 Kararın yatırım vaadi uyuşmazlıklarına yansıması

Yatırım vaadiyle para toplanan olaylarda paranın vaadi veren kişinin değil, yakınlarının veya başka kişilerin hesaplarına gönderilmesi sık rastlanan bir örüntüdür. Bu karar, böyle bir yapıda hukuk yargılamasında karşılaşılabilecek bir sınırı göstermektedir:

  • Parayı alan hesabın sahibi ile gönderen arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu ayrıca ortaya konulmadıkça, hesap sahibine karşı ödünç ilişkisine dayalı talep sonuç vermeyebilir.
  • Gönderenin dekonta yazdığı açıklama, kendi dilekçesindeki anlatımla çeliştiğinde Yargıtay dilekçedeki anlatımı esas almıştır.
  • TBK m.392’deki altı haftalık süre tartışması, ilişkinin ödünç olmadığı kabul edilince önemini yitirmiştir.
  • Hesabını kullandıran kişinin hukuki sorumluluğu başka sebeplere dayanılarak tartışılabilir; bu karar o sebepler hakkında bir değerlendirme içermemektedir. Bu konudaki farklı bir yaklaşım için Hesabını Kullandırana Tazminat – Yargıtay 4. HD 2025/15864 yazısına bakılabilir.

Usul notu: Temyiz incelemesi duruşmalı yapılmış, dosya kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.

❓ Sık sorulan sorular

Havale açıklamasına “borç” yazılması ödünç verildiğini kanıtlamaz mı?

Bu dosyada kanıtlamaya yetmemiştir. Yargıtay, açıklamanın varlığını kabul etmekle birlikte, davacının parayı dava dışı kişinin talebiyle gönderdiğini ve davalıyı tanımadığını beyan etmesi karşısında taraflar arasında TBK m.386’ya uygun bir ödünç sözleşmesi bulunmadığına karar vermiştir.

Hesap sahibi hiç sorumlu tutulamaz mı?

Karar bu soruya genel bir cevap vermemektedir. Bozma, ilişkinin ödünç olarak nitelendirilmesiyle sınırlıdır; sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil gibi başka sorumluluk sebepleri karar metninde değerlendirilmemiştir.

TBK m.392’deki altı haftalık süre neden uygulanmadı?

Madde, ödüncün geri verilme zamanını düzenler. Yargıtay, taraflar arasındaki ilişkinin tüketim ödüncü olmadığı sonucuna vardığı için bu hükmün dosyada uygulanma imkânı bulunmadığını belirtmiş ve davalının bu yöndeki temyiz itirazını reddetmiştir.

Bölge adliye mahkemesinin hükmettiği icra inkâr tazminatına ne oldu?

Bölge adliye mahkemesi 245.900,00 TL icra inkâr tazminatına hükmetmişti. Yargıtay kararı bütünüyle davalı yararına bozduğundan, asıl alacak ve icra inkâr tazminatına ilişkin hüküm de bozma kapsamında kalmıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan dava dilekçesi, cevap dilekçesi, temyiz dilekçesi ve derece mahkemesi gerekçelerine dayanır; davacının, davalının ve dava dışı kişilerin kimliği kaynakta anonimdir. Dolandırıcılık iddiaları davacının beyanı olup bu konuda kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı karar metninde yer almamaktadır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar yazıda bilgi amacıyla eklenmiştir. Delil durumu ve taraf beyanları farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu