Madende Acele Kamulaştırma Şartı – Danıştay 6. D 2025/7324

Bir demir madeni sahasının yanında, üzerinde buğday ekilen bir tarla düşünün. İşletmeci, üretimin sürmesi için bu araziye ihtiyaç duyduğunu söylüyor; hissedar sayısı kalabalık olduğu ve maliklerin çoğu başka yerlerde yaşadığı için satın alma yoluyla sonuç alınamadığını belirtiyor. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı kararıyla taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar veriliyor. Tarla maliki ise madencilikte kamu yararı bulunabileceğini değil, acele yöntemin şartlarının oluşup oluşmadığını sorguluyor. Danıştay’ın cevap aradığı soru net: Ekonomik katkı, istihdam ve olağan sürecin uzun sürmesi, tek başına “acelelik hâli” sayılır mı?
Danıştay 6. Dairesi, 25.12.2025 tarihli ve E.2024/4028, K.2025/7324 sayılı kararıyla, 24.11.2023 tarihli ve 7882 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararının davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmını oy birliğiyle iptal etmiştir. Daire, madenlerin işletilmesinde kamu yararı bulunduğunu kabul etmiş; ancak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesinin aradığı acelelik hâlinin somut olarak ortaya konulamadığını belirlemiştir.
⛏️ Tarla, maden ruhsatı ve Cumhurbaşkanlığı kararı
Karar metnine göre süreç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 12.09.2023 tarihli Bakan oluruyla başlamıştır. Bu olurla ruhsat sahası içindeki kuru tarım arazisi niteliğindeki çok sayıda parselin, ruhsat hukuku devam ettiği sürece madencilik faaliyetleri için kullanılması amacıyla 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (c) bendi uyarınca kamu yararı kararı alınmıştır. Uyuşmazlık konusu taşınmaz için Tarım ve Orman Bakanlığınca tarım dışı kullanım izni de verilmiştir.
Ardından 24.11.2023 tarihli ve 7882 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla, ekli listedeki taşınmazların Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiş; karar 25.11.2023 tarihli ve 32380 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Kararda, asliye hukuk mahkemesinde açılan el koyma davasına ilişkin dava dilekçesinin davacı tarafa 29.03.2024 tarihinde tebliği üzerine iptal davasının 30.04.2024 tarihinde açıldığı belirtilmiştir. Daire, usule ilişkin itirazları yerinde görmeyerek işin esasına geçmiştir.
🗂️ Tarafların ileri sürdükleri
Davacılar: Taşınmazın tarım alanı olarak kullanıldığını, üzerinde buğday üretimi yapıldığını ve bu nedenle tarım arazisinin kamulaştırılmasında kamu yararı bulunmadığını ileri sürmüştür.
Davalı idareler: İşlemin ekonomik kalkınmaya katkı amacıyla tesis edildiğini, gerekli kurum görüşlerinin alındığını; enerji üretimine katkı, istihdam, devlet gelirlerinin artırılması ve madencilik faaliyetinin sürdürülmesi bakımından acele kamulaştırma koşullarının oluştuğunu savunmuştur.
Davalılar yanında müdahil: Madencilik faaliyetinde kamu yararı bulunduğunu, bu nedenle acele kamulaştırma koşullarının gerçekleştiğini belirtmiştir.
Dosyada Danıştay Tetkik Hâkimi ve Danıştay Savcısı da işlemin iptali yönünde görüş bildirmiştir. Savcılık düşüncesinde ayrıca tarım dışı kullanım izninin acele kamulaştırma kararından sonra verildiğine dikkat çekilmiştir; Dairenin hüküm gerekçesi ise acelelik hâline odaklanmıştır.
🛤️ Olağan kamulaştırma ile acele kamulaştırma arasındaki fark
Danıştay, değerlendirmesine iki usul arasındaki farkı ortaya koyarak başlamıştır. Kararda özetlenen yapı şöyledir:
- Olağan kamulaştırmada önce ödenek ayrılır, yetkili mercilerce kamu yararı kararı alınır, plan hazırlanır, malik ve değer tespit edilir, tapuya şerh verilir; ardından idare satın alma usulünü, yani anlaşma yolunu denemek zorundadır. Anlaşma sağlanamazsa asliye hukuk mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılır. Mahkeme tescil hükmü kurmadıkça idare taşınmaza el atamaz.
- Acele kamulaştırmada ise kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, idarenin istemiyle mahkemece yedi gün içinde bilirkişilerce belirlenen değer malik adına bankaya yatırılır ve taşınmaza el konulabilir.
Mevzuat bilgi sistemindeki güncel metniyle 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi, bu yönteme üç durumda imkân tanır: 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacı, aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hâller ve özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlar. Madde ayrıca el koyma kararının tapuya bildirilmesini ve devir yasağının şerh edilmesini düzenler.
Daire’ye göre acele kamulaştırmada malik lehine olağan usulde öngörülen güvenceler devre dışı kalmakta, mülkiyet henüz geçmeden idareye taşınmazı kullanma ve üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu nedenle yöntem istisnaidir ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin özenle kurulması gerekir. Daire bu tespiti, Anayasa’nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesindeki mülkiyet güvencesine dayandırmıştır.
Kamulaştırma bedelinin hesaplanmasına ilişkin farklı bir meseleyi Anayasa Mahkemesi bakımından ele alan kamulaştırma bedelinde enflasyon kaybı yazısı da mülkiyet hakkı ile kamu yararı dengesine farklı bir açıdan bakmaktadır.
⚖️ Kamu yararı ayrı, acelelik ayrı
Kararın merkezindeki tespit, acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararlarının da diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden denetlenmesi gerektiğidir. Daire, işlemi iki ölçüt yönünden ayrı ayrı incelemiştir:
- Kamu yararı: Ülkenin doğal kaynaklarından olan madenlerin işletilmesinde ve bunun için gerekli taşınmazların kamulaştırılmasında kamu yararı bulunduğu açıktır. Bu yönden işlemde bir sakınca görülmemiştir.
- Acelelik hâli: 27. maddede “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hâller” için kanunda açık bir acelelik tanımı bulunmadığından, olağan usulden ayrılmayı gerektiren nedenlerin her somut olayda; projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar gözetilerek yargı yerince değerlendirilmesi gerekir.
İdarenin dosyaya yansıyan gerekçeleri ise şunlardır: toplam 413.903,28 m² alandaki parsellerin hissedar sayısının fazla olması ve maliklerin büyük kısmının bölge dışında yaşaması nedeniyle satın almanın olanaksızlığı; açık işletme ocağında işletme güvenliği bakımından tehlikeli durumların giderilmesi ihtiyacı; 50 yıl boyunca yılda 180.000 ton üretim öngörüsü, yaklaşık 9.000.000 ton rezerv, 120 kişilik istihdam, yılda 18 milyon dolarlık ekonomik girdi, ithalatın azaltılması ve yerli kaynak kullanımı.
Daire bu gerekçeleri değerlendirirken şu noktaların altını çizmiştir: Karar; madencilikten elde edilecek gelir, istihdam, ekonomiye katkı ve olağan kamulaştırma sürecinin uzun sürmesi gerekçeleriyle alınmış, işletmenin devamlılığı öncelikle ekonomik yarar yönünden irdelenmiştir. Buna karşılık acele kamulaştırmaya gidilmezse kamunun uğrayacağı muhtemel zararların neler olduğu açıkça ortaya konulmamıştır. Başka bir anlatımla, Cumhurbaşkanlığı kararında acele kamulaştırmayı gerektiren nedenler ve “acelelik hâli” somut olarak gösterilememiştir.
Bu yaklaşımın sonucu dikkat çekicidir: Bir faaliyetin kamu yararına olması, o faaliyet için gereken taşınmazın acele yöntemle alınabileceği anlamına gelmemektedir. Olağan kamulaştırma gerekçeleri, istisnai yöntemin gerekçesi olarak tekrar kullanılamamaktadır.
🏛️ Danıştay’ın hükmü ve kanun yolu
Danıştay 6. Dairesi, uyuşmazlığa 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesindeki ivedi yargılama usulünü uygulamıştır. Mevzuat bilgi sistemindeki güncel metne göre bu usul, acele kamulaştırma işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda uygulanır; dava açma süresi otuz gün, nihai kararlara karşı temyiz süresi ise tebliğden itibaren on beş gündür.
Daire hüküm fıkrasında şu sonuçlara ulaşmıştır:
- Dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararının uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin kısmının iptaline,
- Yargılama giderleri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
- Kararın tebliğini izleyen 15 gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.
Dolayısıyla karar, ilk derece sıfatıyla verilmiş ve yayım tarihi itibarıyla üst incelemeye açık bir karardır. Kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin bilgi kaynak metinde yer almamaktadır.
🔎 Karardan çıkan gözlemler
- Kamu yararı kararı yeterli değildir: Bakanlıkça alınmış kamu yararı kararı ve tarım dışı kullanım izni bulunmasına rağmen acele yöntemin ayrıca gerekçelendirilmesi aranmıştır.
- Ekonomik fayda acelelik değildir: Gelir, istihdam, ithalat ikamesi gibi veriler kamu yararını gösterebilir; ancak Daire bunları acele kamulaştırmanın gerekçesi olarak yeterli görmemiştir.
- “Olağan süreç uzun sürüyor” gerekçesi: İdare, hissedar çokluğu nedeniyle satın almanın olanaksız olduğunu ve olağan sürecin uzun süreceğini ileri sürmüştür. Olağan usulde anlaşma sağlanamazsa bedel tespiti ve tescil davası yolu zaten öngörülmüştür; Daire, olağan kamulaştırmanın uzun sürmesini de acelelik hâli için yeterli görmemiştir.
- Kısmi iptal: İptal, Cumhurbaşkanlığı kararının tamamına değil, davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmına yöneliktir.
- Tebliğ ve dava tarihi: El koyma davası dilekçesinin tebliğinden sonra açılan dava, usul itirazları reddedilerek esastan incelenmiştir.
Kamulaştırma işlemi yapılmadan taşınmaza el atılması durumunda başvurulabilecek yollara ilişkin farklı bir tartışma için kamulaştırmasız el atma ve 221 sayılı Kanun yazısına bakılabilir.
🧩 Merak edilenler
Acele kamulaştırma kararı hangi yargı yerinde dava konusu edilmiştir?
Madencilikte kamu yararı varsa acele kamulaştırma kendiliğinden hukuka uygun olur mu?
İdarenin gösterdiği ekonomik gerekçeler neden yeterli görülmedi?
Bu tür uyuşmazlıklarda dava açma süresi ne kadardır?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer içtihat incelemelerine ise Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Danıştay 6. Dairesinin UYAP Emsal Karar (Bedesten) sisteminde yayımlanan iptal kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karar ilk derece sıfatıyla verilmiş olup temyiz yolu açıktır; kesinleşme durumu kaynak metinde yer almamaktadır. Mevzuata ilişkin açıklamalar, mevzuat bilgi sistemindeki güncel metinlere dayanır. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



