Üçüncü Kişiden Katılma Alacağı – Yargıtay 2. HD 2026/7318

Boşanma sürecinde ya da hemen öncesinde eşlerden biri, edinilmiş mallarından bir kısmını karşılıksız olarak bir yakınına veya başka bir kişiye devretmişse, diğer eşin katılma alacağı ne olur? Türk Medeni Kanunu bu soruya iki aşamalı bir cevap verir: Önce devredilen değer hesaba “eklenir”, borçlu eş ödeyemezse ise devirden yararlanan üçüncü kişiye, eksik kalan miktarla sınırlı olarak gidilebilir. Tartışma çoğu zaman ikinci aşamada başlar: Borçlu eşin ödeyemediği hangi belgeyle, hangi kesinlikte ortaya konulmalıdır? Bir haciz tutanağı bu iş için yeterli midir?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.06.2026 tarihli ve E.2025/7573, K.2026/7318 sayılı kararıyla, eksik kalan katılma alacağının üçüncü kişiden tahsili davasında aile mahkemesinin bozma sonrası verdiği hükmü oy birliğiyle bozmuştur. Daireye göre hükme esas alınan haciz tutanağı geçici aciz vesikası niteliğindedir ve borçlu eşin malvarlığının borcu karşılamadığını kesin olarak göstermez.
🧩 Uyuşmazlığın kısa çerçevesi
Karar metni, davanın türünü “Eksik Kalan Katılma Alacağının Tahsili” olarak göstermektedir. Dosya, daha önce de Yargıtay incelemesinden geçmiş; aile mahkemesi bozma kararından sonra yeniden yargılama yapıp hüküm kurmuş, bu hüküm de taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Kararın sonunda karar düzeltme yolunun açık olduğunun belirtilmesi, dosyanın istinaf öncesi dönemin temyiz rejimine tabi olduğunu göstermektedir.
Karar metninden anlaşıldığı kadarıyla aile mahkemesi, borçlu eşin malvarlığının durumunu değerlendirirken bir icra dairesindeki 2023 yılına ait takip dosyasında düzenlenen haciz tutanağını hükme esas almıştır. Temyiz incelemesinde Yargıtay, davalı vekilinin temyiz itirazlarını kısmen kabul etmiş ve uyuşmazlığı tek bir noktada düğümlemiştir: Üçüncü kişinin sorumluluğu için aranan “borçlu eşin malvarlığının yetmemesi” şartı neyle ispatlanır?
Karar metni kısa olduğundan, karşılıksız kazandırmanın konusu, tarihi veya tutarı hakkında ayrıntı içermemektedir. Bu yazıdaki değerlendirmeler, Dairenin kararda açıkça yazdığı ilkelerle sınırlıdır.
📚 TMK 229 ve TMK 241: İki ayrı aşama
Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerden birinin tasfiyeden önce malvarlığını azaltması ihtimaline karşı Kanun iki ayrı hüküm öngörmüştür.
TMK 229 (eklenecek değerler): Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejimi devam ederken diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Maddenin devamına göre bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, bunlardan yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. TMK 235/2 uyarınca eklenecek değerler, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.
TMK 241 (üçüncü kişilere karşı dava): Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Maddenin son fıkrasına göre, bu fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Bu iki hüküm birlikte okunduğunda sıralama açıktır: Önce devredilen değer eşin edinilmiş mallarına hesaben eklenir ve katılma alacağı bu genişletilmiş tabana göre belirlenir; alacak öncelikle borçlu eşten istenir. Üçüncü kişi ise ancak borçlu eşin malvarlığının yetmediği noktada ve yalnızca eksik kalan kısım için devreye girer. Dairenin kararı, bu ikinci basamağın ne zaman başladığına ilişkindir.
Eşin davadan önce elden çıkardığı malın eklenecek değer olarak hesaba katılması konusundaki farklı bir uygulama için davadan önce satılan araç yazısına bakılabilir.
🔍 Dairenin gerekçesi adım adım
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi gerekçesini numaralı paragraflar hâlinde kurmuştur. Bu paragraflardan çıkan ilkeler şöyle özetlenebilir:
- İptal yok, tespit var: Karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığı tespit edilirse, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez. Üçüncü kişi davalı olarak gösterilmiş olsa bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından sorumlu tutulmaz; üçüncü kişi hakkında yalnızca TMK 229’daki amaç doğrultusunda lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespitiyle yetinilir.
- Üçüncü kişiye sonradan gidilir: Ancak tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediği anlaşılırsa, üçüncü kişi aleyhine TMK 241’e göre eksik kalan miktarla sınırlı alacak davası açılabilir. Borçlu eşin malvarlığı tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi hiçbir zaman katılma alacağından sorumlu tutulmaz.
- Tasfiye bir süreçtir: Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin nihai kararla başlayan süreç, alacak miktarının tahsiliyle tamamlanır. Borçlu eşin malvarlığının yeterli olup olmadığı bu sürecin ilerleyen aşamalarında belli olacağından, üçüncü kişinin tasfiyenin başında, mahkeme kararıyla borçtan sorumlu tutulması doğru değildir.
- Belirleyici belge kesin aciz vesikasıdır: Borçlu eşin malvarlığının borcu karşılayıp karşılamadığı, tüm malvarlığının borcu karşılamadığını ve borcun tahsil edilemediğini kesin olarak gösteren kesin aciz vesikası ile belirlenir.
- Somut olayda belge yetersiz: Hükme esas alınan haciz tutanağı kesin değil, geçici aciz vesikası niteliğindedir; bu nedenle TMK 241 bakımından borçlu eşin ödeme gücünün belirlenmesine yeterli değildir.
Daire bu gerekçelerle, kesin aciz vesikası bulunması hâlinde TMK 241 uyarınca eksik kalan katılma alacağının tahsiline karar verilmesi gerektiğini, mahkemenin ise yazılı şekilde hüküm kurmasının hatalı olduğunu belirtmiş; davalı vekilinin temyiz itirazlarını kısmen kabul ederek hükmü bozmuş, bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermiştir. Karar oy birliğiyle verilmiştir.
🧾 Kesin ve geçici aciz vesikası farkı
Kararın merkezindeki ayrım icra hukukundan gelmektedir. Daire, aciz vesikasını icra takibi sonucunda haczedilen mallardan elde edilen gelirle alacağın tamamı ödenemediğinde alacaklıya verilen belge olarak tanımlamış ve ikiye ayırmıştır:
- Kesin aciz vesikası (İİK 143): Borçlunun tüm malvarlığının borcu karşılamadığını ve borcun tahsil edilemediğini kesin olarak gösteren, icra dairesince düzenlenen belgedir. İİK 143’e göre alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar gerçekleşmişse icra dairesi kalan miktar için aciz vesikası düzenler.
- Geçici aciz vesikası (İİK 105): İİK 105’e göre haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143. maddedeki aciz vesikası hükmündedir; icraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların yetersizliği anlaşılırsa ise tutanak muvakkat (geçici) aciz vesikası yerine geçer. Daire de geçici aciz vesikasını, haciz sırasında haczedilebilir mal bulunsa bile alacağı karşılamaya yetmediği durumlarda düzenlenen belge olarak açıklamıştır.
Bu ayrımın TMK 241 bakımından önemi şudur: Geçici aciz vesikası, borçlunun elinde haczedilmiş ancak henüz paraya çevrilmemiş malların bulunduğu bir aşamayı yansıtır. Bu malların satışı sonucunda alacağın ne kadarının karşılanacağı belli değildir. Üçüncü kişinin sorumluluğu ise yalnızca “eksik kalan miktar” ile sınırlı olduğundan, bu miktarın da kesinleşmiş olması gerekir. Daire, bu nedenle kesinlik ifade eden belgeyi aramıştır.
Haciz tutanağının hangi durumda kesin aciz vesikası yerine geçtiği meselesi farklı bir bağlamda, kambiyo takibinde zamanaşımı yönünden de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir. O karara ilişkin değerlendirme için haciz tutanağı ve aciz vesikası yazısına göz atılabilir.
⚙️ Ayırma ve bekletici sorun: Usul yolu
Kararın dikkat çeken bir başka yönü, uygulamada sık görülen bir dava kurgusuna ilişkin usul tarifidir. Alacaklı eş çoğu zaman mal rejiminin tasfiyesi davasını hem diğer eşe hem de devirden yararlanan üçüncü kişiye karşı birlikte açar. Daire bu durumda izlenecek yolu şöyle göstermiştir:
- Mahkeme, HMK 167 uyarınca üçüncü kişiye karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verir ve bu davanın ayrı bir esasa kaydedilmesini sağlar. HMK 167/1, birlikte açılmış davaların yargılamanın iyi yürütülmesi için davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ayrılabileceğini düzenlemektedir.
- Ayrılan davada, eski eşe karşı açılan mal rejiminin tasfiyesi davasının sonucu ve alacağa hükmedilmişse bu alacağın eşten tahsil edilebilme durumu, HMK 165/1 uyarınca bekletici sorun yapılır. HMK 165/1, bir davada hüküm verilebilmesinin başka bir davaya bağlı olması hâlinde o davanın sonuçlanmasına kadar yargılamanın bekletilebileceğini öngörmektedir.
Bu tarif, Dairenin “üçüncü kişi tasfiyenin başında sorumlu tutulamaz” ilkesinin usuldeki karşılığıdır.
⏳ Bir yıllık ve beş yıllık süreler
TMK 241/2, üçüncü kişilere karşı dava hakkının, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceğini düzenlemektedir. İncelenen kararda süre tartışması yapılmamıştır. Ancak Dairenin “üçüncü kişiye ancak borçlu eşin malvarlığının yetmediği anlaşıldığında gidilebilir” yaklaşımı ile maddedeki hak düşürücü süreler birlikte düşünüldüğünde, üçüncü kişiye yönelik davanın ayırma ve bekletici sorun mekanizmasıyla süre içinde açık tutulmasının önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
❔ Merak edilenler
Eşin karşılıksız devrettiği mal için devralan kişiye doğrudan dava açılabilir mi?
Karşılıksız kazandırma tespit edilirse devir işlemi iptal edilir mi?
Haciz tutanağı borçlu eşin ödeme gücü olmadığını göstermeye yeter mi?
Borçlu eşin malvarlığı alacağı karşılıyorsa üçüncü kişinin sorumluluğu doğar mı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, aile hukuku ve diğer alanlardaki içtihat değerlendirmelerine Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karar metni dosyanın olgularına ilişkin sınırlı bilgi içerdiğinden değerlendirmeler kararda açıkça yer alan ilkelerle sınırlı tutulmuştur. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



