Sahte Çekle Ödenen Araç Bedeli – Yargıtay CGK 2026/419

Bir araç sahibi, aracını satması için noterden vekâlet verir. Vekil, aracı kısa süre içinde nakit karşılığında satar; ancak araç sahibine parayı değil, aylar sonra keşide tarihli ve sonradan sahte olduğu anlaşılan 22.500 TL’lik bir çeki verir. Bu tablo, hukuken iki farklı suça kapı aralar: Vekâletle teslim edilen malın amacı dışında kullanılması olarak güveni kötüye kullanma mı, yoksa baştan kurgulanmış bir aldatma olarak nitelikli dolandırıcılık mı? Fark yalnızca teorik değildir; bu dosyada nitelendirme, davanın zamanaşımıyla düşüp düşmeyeceğini belirlemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.06.2026 tarihli ve E.2024/220, K.2026/419 sayılı kararıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul etmiş; eylemi güveni kötüye kullanma sayıp zamanaşımı nedeniyle düşme kararı veren 11. Ceza Dairesi kararını kaldırmış ve yerel mahkemenin beraat hükmünü, eylemin TCK 158/1-f kapsamında nitelikli dolandırıcılık oluşturduğu gözetilmeden verildiği gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur.
🚗 Kiralamadan satış vekâletine: olayların sırası
Ceza Genel Kurulu kararında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire çoğunluğu arasında uyuşmazlık bulunmayan olgular şöyle sıralanmıştır:
- 10.05.2011: Katılan, aracını araç kiralama işi yapan sanığa aylık 950 TL’ye kiraya vermiştir.
- Kira bedeli ödenmeyince katılan aracı geri alıp satmak istemiş; bunu öğrenen sanık, aracı 22.500 TL‘ye satabileceğini söylemiştir.
- 22.12.2011: Katılan, noterde düzenlenen vekâletnameyle araç satışı için sanığı vekil tayin etmiştir.
- 26.12.2011: Sanık aracı 19.000 TL‘ye satmış ve bedeli nakit olarak tahsil etmiştir.
- Katılana ise 05.03.2012 keşide tarihli, 22.500 TL tutarında, lehtarı diğer sanık olan ve sahte olduğu anlaşılan bir çek verilmiştir.
Kriminal polis laboratuvarının 30.12.2013 tarihli ekspertiz raporuna göre çekin arka yüzündeki birinci ciranta imzası sanıklardan birine, ikinci ciranta imzası ise diğerine aittir. Katılan, bedelin uzun süre ödenmediğini, çekin sahteliğini bankaya ibraz sırasında öğrendiğini ve zararının karşılanmadığını beyan etmiştir.
Sanıkların savunmaları birbirini tutmamaktadır. Araç kiralama işi yapan sanık; aracı borçlandığı için kendisinin satın aldığını, karşılığında iş yerini devrettiği diğer sanıktan aldığı çeki verdiğini ve iflas ettiği için borcunu ödeyemediğini ileri sürmüştür. Diğer sanık ise adı geçenin yanında temizlik ve çaycılık işi yaptığını, sigorta yapılacağı söylenerek kimlik ve imza belgelerinin istendiğini, araç ve çek hakkında bilgisi olmadığını savunmuştur.
🏛️ Yerel mahkeme, Özel Daire ve itiraz
Yerel mahkeme: İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 27.10.2015 tarihli kararıyla sanıkları nitelikli dolandırıcılık suçundan CMK 223/2-b uyarınca beraat ettirmiştir. Kararda aktarılan karşı oy yazısına göre beraatin gerekçesi, hilenin mal tesliminden sonra gerçekleştiği ve önceden doğan bir borç için hileye başvurulduğu düşüncesidir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi: 17.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla, eylemin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu ve dava zamanaşımının dolduğunu kabul ederek TCK 66/1-e ve CMK 223/8 uyarınca düşme kararı vermiştir. Karşı oydaki Daire üyesi, sanıkların baştan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğini savunmuştur.
İtiraz: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.02.2024 tarihinde itiraz yoluna başvurmuştur. Başsavcılığa göre eylem öncelikle TCK 158/1-f’deki nitelikli dolandırıcılıktır; kabule göre de vekâletname nedeniyle hizmet ilişkisi kurulduğundan TCK 155/2’deki nitelikli güveni kötüye kullanma söz konusu olabilir, ancak her durumda basit güveni kötüye kullanma kabulüyle düşme kararı verilmesi yerinde değildir. Özel Daire, 20.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir.
📚 İki suç arasındaki üç temel fark
Genel Kurul, önceki kararlarına atıfla dolandırıcılık (TCK 157-158) ile güveni kötüye kullanma (TCK 155) arasındaki farkları şöyle özetlemiştir:
- İradenin niteliği: Güveni kötüye kullanmada mal, aldatılmamış özgür bir iradeyle belirli bir amaçla teslim edilir. Dolandırıcılıkta ise teslim, hileli davranışlarla sakatlanmış bir iradeye dayanır.
- Suçun tamamlanma anı: Dolandırıcılık haksız çıkarın sağlandığı anda tamamlanır. Güveni kötüye kullanmada ise suç, zilyetliğin devri amacı dışında tasarruf veya devir olgusunu inkâr gibi seçimlik hareketlerin gerçekleştiği anda oluşur.
- Kastın zamanı: Dolandırıcılıkta kast baştan vardır. Güveni kötüye kullanmada kast, mal teslim edildikten sonra, çoğunlukla iade aşamasında ortaya çıkar.
Kararda ayrıca hilenin nitelikli yalan olması, mağdurun denetleme imkânını ortadan kaldıracak yoğunlukta bulunması ve haksız yarardan önce veya onunla eş zamanlı gerçekleşmesi gerektiği hatırlatılmıştır. Önceden oluşmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileye başvurulması, kural olarak dolandırıcılık oluşturmaz; ancak borcun yenilenmesi amacıyla hile kullanılması hâlinde, diğer unsurların da bulunması şartıyla suç oluşabilir. Benzer ayrımın tartışıldığı bir başka karar için güveni kötüye kullanma mı, dolandırıcılık mı yazısına bakılabilir.
🔎 Genel Kurulun değerlendirmesi
Çoğunluk görüşü, “önceden doğan borç” savunmasını somut olayda kabul etmemiştir. Kararın gerekçesindeki temel tespitler şunlardır:
- Vekâletname nedeniyle bir hizmet ilişkisi kurulduğu düşünülebilirse de, satışın komisyon karşılığında yapılıp yapılmadığı dosyadan anlaşılamamaktadır.
- Dosyaya yansıyan deliller itibarıyla taraflar arasında satıştan veya bedelin ödenmesinden kaynaklanan bir güven ilişkisinden söz edilemez.
- Sanıklar, en başından itibaren satış yetkisi içeren vekâletnameyi alıp satış gelirini katılana ödememe iradesiyle hareket etmiştir.
- Bu tespiti; aracın vaat edilenden düşük bedelle satılması, bedelin uzun süre ödenmemesi ve nakden alınmasına rağmen ödemenin sahte çekle yapılması desteklemektedir.
- Geri ödeme yükümlülüğü aracın satışıyla doğduğundan, menfaat de sahte çek verilerek elde edilmiştir; bu nedenle önceden doğan bir borçtan bahsedilemez.
Genel Kurul, savunmalarında bedelin neden geç ve sahte çekle ödendiğini açıklayamayan ve birbirlerini suçlayan sanıkların, fikir ve eylem birliği içinde nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Hüküm fıkrasında itirazın kabulüne, 11. Ceza Dairesinin düşme kararının kaldırılmasına ve yerel mahkemenin beraat hükmünün eylemin TCK 158/1-f kapsamında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Sahte çek kullanımının dolandırıcılık bakımından farklı bir görünümü için sahte çekle haciz ve teşebbüs yazısına göz atılabilir.
🗣️ Karşı oy: Hile menfaatten sonra mı geldi?
Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Gerekçesini yazan bir üye ile görüşüne katılan yedi üye, eylemin TCK 155/2’deki hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu savunmuştur. Karşı oya göre sanıkların baştan beri dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kabulü varsayıma dayanmaktadır; araç kiralama işi yapan sanıkla katılan arasında vekâletname nedeniyle hizmet ilişkisi kurulmuş ve araç bu kapsamda teslim edilmiştir. Sahte çekin verilmesi ise araç tesliminden sonra gerçekleşmiştir; yani hileli hareket, menfaat temininden önce değil sonra yapılmıştır.
Çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrım, aynı olgulardan farklı sonuçlara nasıl ulaşılabildiğini göstermektedir: Belirleyici olan, kastın hangi anda oluştuğuna ilişkin delil değerlendirmesidir.
⏳ Nitelendirme ve zamanaşımı ilişkisi
Dosyada suç vasfının pratik sonucu doğrudan dava zamanaşımına yansımıştır. Resmî mevzuat metnine göre TCK 155/1’deki basit güveni kötüye kullanma suçu altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası gerektirir; TCK 66/1-e uyarınca beş yıldan fazla olmayan hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. TCK 158/1’deki nitelikli dolandırıcılık ise üç yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörür; (f) bendinde hapis cezasının alt sınırı dört yıldır. Bu ceza için TCK 66/1-d’de öngörülen süre on beş yıldır.
Özel Daire, suçu basit güveni kötüye kullanma olarak nitelendirdiği için düşme kararı vermiştir. Genel Kurulun nitelendirmesiyle bu sonuç ortadan kalkmış ve dosya yeniden yerel mahkemeye dönmüştür. Somut zamanaşımı hesabı, kesme sebepleri de dikkate alınarak yerel mahkemece yapılacak bir değerlendirmedir.
🆕 Kararın ardından yürürlüğe giren değişiklikler
Bu karardaki olaylar 2011-2012 yıllarına aittir; aşağıdaki değişiklikler sonraki tarihli olup bilgi amacıyla aktarılmaktadır:
- TCK 155/3 (24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun, m.18 ile eklendi): Güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde, önceki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. Araç satışına ilişkin vekâlet ilişkilerinde güveni kötüye kullanma nitelendirmesi yapılan dosyalar bakımından bu hüküm önem taşımaktadır.
- CMK 308/1 (16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun, m.17 ile değişik): Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç ceza dairelerinin tüm kararlarına karşı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir; sanığın lehine itirazda süre aranmaz. Aynı Kanunla eklenen 308/4, istemde bulunabilecek kişileri belirlemektedir.
💡 Soru ve cevaplar
Satış için vekâlet verilen kişinin bedeli ödememesi hangi suçu oluşturur?
Önceden doğmuş bir borç için sahte çek vermek dolandırıcılık sayılır mı?
Ceza Genel Kurulu bu dosyada kaç oyla karar verdi?
Bu karar sanıkların mahkûm olduğu anlamına mı geliyor?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer içtihat değerlendirmelerine ise Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir; kararda yer alan doktrin atıfları ve adres bilgileri yazıya ve PDF metnine alınmamıştır. Bozma kararı, yargılamanın yerel mahkemede yeniden yapılmasına ilişkindir ve sanıklar hakkında kesinleşmiş bir hüküm niteliği taşımaz. Mevzuat değişikliklerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



