Güveni Kötüye Kullanma mı? – Yargıtay 11. CD 2025/16534

Malını ya da parasını bir başkasına kendi isteğiyle teslim eden kişi, sonradan malını geri alamazsa hangi suç işlenmiş olur? Teslim rızayla yapıldığına göre ortada hile yok mudur? Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 24.12.2025 tarihli ve E.2024/6519, K.2025/16534 sayılı kararıyla, vekili olduğu kişinin taşınmazlarını kendi adına devrettiren bir avukatın eyleminin güveni kötüye kullanma değil nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna karar vermiştir.
Kararın önemi, ayrımı tek bir ölçüte indirgemesindedir: aldatma kastının devirden önce mi, sonra mı doğduğu. Aynı olayda ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi farklı vasıflara ulaşmış; iki farklı vasıf, iki katına yakın ceza farkı doğurmuştur.
🗂️ İki mahkeme, iki farklı suç vasfı
Dosyanın konusu, sanık avukatın önceden vekilliğini üstlendiği ve suç tarihi itibarıyla bir kısım davalarını takip etmeye devam ettiği müvekkiline ait altı taşınmazın kendi adına devredilmesidir. Kararda dükkân, daire, arsa, tarla ve iki taşınmaz daha sayılmaktadır.
İlk derece mahkemesi, taşınmazların bizzat avukatın kendisine devrinin daha güvenli olacağı ve şüphe yaratmayacağı bilgisinin empoze edildiği, müvekkilin iradesinin bu yolla fesada uğratıldığı ve esasen baştan itibaren iade etmemek saikiyle devrin sağlandığı kabulüyle, eylemi TCK m.158/1-(i) kapsamında nitelikli dolandırıcılık saymıştır.
Bölge adliye mahkemesi ise duruşmalı inceleme sonunda CMK m.280/2 uyarınca ilk derece kararını kaldırmış ve eylemi TCK m.155/2’de düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olarak nitelendirmiştir. Sonuç ceza 5 yıl hapisten 2 yıl 6 ay hapse, adli para cezası ise 150.000,00 TL’den 66.640,00 TL’ye inmiştir. Temyiz aşamasında sanık müdafii beraat, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili ise nitelikli dolandırıcılıktan cezalandırma talep etmiştir.
⏱️ Ayrımın ölçütü: kast ne zaman doğdu?
Kararda benimsenen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2021 tarihli, 2019/15-2 Esas, 2021/67 Karar sayılı içtihadına dayanan ölçüt şudur: güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak üzere hukuka ve yöntemlere uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak yapılır. Dolandırıcılıkta ise teslim, hileli davranışlar kullanılarak sakatlanmış, özgür olmayan bir iradeye dayanır.
Buradan çıkan sonuç açıktır. Dolandırıcılıkta zilyetlik baştan hileli davranışlarla elde edilir; aldatma kastı malın tesliminden öncedir. Güveni kötüye kullanmada ise başlangıçta failde bulunmayan, sonradan oluşan bir kast söz konusudur; mal fer’î zilyet sıfatını taşıyan faile belli amaçlarla tevdi edildikten sonra, iade aşamasında kast doğar.
Kararda bu ölçütün Ceza Genel Kurulunun 14.11.2017 tarihli ve 753-468, 24.09.2013 tarihli ve 1358-389 sayılı kararlarında da işaret edildiği belirtilmektedir. TCK m.155/1’in tanımına göre güveni kötüye kullanma, başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak ya da devir olgusunu inkâr etmektir.
Suç vasfının nasıl belirlendiğine ilişkin başka bir örnek için serideki dolandırıcılık mı hırsızlık mı kararı incelenebilir.
🎭 Hile nedir, ne kadar hile yeterlidir?
Daire, gerekçesine dolandırıcılığın unsurlarını hatırlatarak başlamaktadır: failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir.
Kararın çok alıntılanan cümlesi şudur: “Hile nitelikli bir yalandır.” Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı; sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte hareketler içermelidir. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur eliyle faile veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Daire ayrıca hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığının olaysal biçimde değerlendirilmesi gerektiğini; olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu ve kullanılmışsa gizlenen ya da değiştirilen belgenin niteliklerinin ayrı ayrı nazara alınacağını belirtmektedir. Yani her dosyada hile eşiği, mağdurun somut durumuna göre ölçülür.
⚖️ TCK m.158/1-(i): serbest meslek erbabı şartı
TCK m.158/1-(i) bendi, dolandırıcılık suçunun serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hâlini nitelikli dolandırıcılık saymaktadır. Fıkranın yaptırımı üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır.
Daire, bendin uygulanabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamaktadır: failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi.
Serbest meslek erbabı kavramı için 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na gönderme yapılmaktadır. Anılan Kanun’un 65/2. maddesinde serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye ya da ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin, işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olarak tanımlanmış; 66. maddesinde serbest meslek faaliyetini mutat meslek hâlinde ifa edenlerin serbest meslek erbabı olduğu belirtilmiştir. Kararda, dava vekillerinin de bu kapsamda sayıldığına işaret edilmektedir. Buna karşılık aynı Kanun’un 37. maddesinin 4. bendi uyarınca gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların kazançları ticari kazanç sayılmaktadır.
🧩 Dairenin bozma gerekçesi
Daire, ilk derece mahkemesinin gerekçesini ve kabulünü benimseyerek şu sonuca varmıştır: sanık, daha önceden vekilliğini üstlendiği ve suç tarihi itibarıyla hâlihazırda bir kısım hukuk mahkemelerine konu davalarını takip etmesi nedeniyle müvekkili üzerinde serbest meslek erbabı olarak oluşturduğu güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemiştir.
Kararda ayrıca, güveni kötüye kullanma suçunun manevi unsurundan ayrık olarak sanığın başından itibaren aldatma kastıyla hareket ettiği, taşınmazların bizzat kendisine devrinin daha güvenli ve şüphe yaratmayacağı bilgisini empoze ettiği ve esasen baştan iade etmemek saikiyle devri sağladığı vurgulanmaktadır. Bu tespit yapıldıktan sonra artık TCK m.155 uygulanamaz; çünkü m.155’in varsayımı, kastın teslimden sonra doğmasıdır.
Bu nedenle Daire, suç vasfında hataya düşülerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuş; bölge adliye mahkemesi kararının CMK m.302/2 uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak oy birliğiyle bozulmasına ve dosyanın CMK m.304/2-(b) uyarınca takdiren aynı bölge adliye mahkemesi dairesine gönderilmesine karar vermiştir.
Mesleki güven ilişkisinde ispat sorunları bakımından serideki emlakçıya verilen vekâletle satışta ispat yükü kararı da karşılaştırmalı olarak okunabilir.
🆕 TCK m.155’e eklenen yeni üçüncü fıkra
Kararın verildiği gün yürürlüğe giren bir değişiklik de kaydedilmelidir. 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle TCK m.155’e üçüncü fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre, suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
Düzenleme, özellikle araç kiralama, galeri ve emanet ilişkilerinde sıkça görülen güveni kötüye kullanma dosyalarında cezayı ağırlaştırmaktadır. Buna karşılık suç vasfı sorunu aynen sürmektedir: aracın zilyetliği baştan hileyle elde edilmişse eylem yine dolandırıcılık olarak nitelendirilecek, artırım fıkrası ise devreye girmeyecektir. Araç devirlerinde suç vasfının nasıl belirlendiği konusunda serideki noter devriyle araç dolandırma kararı incelenebilir.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Malı kendi rızamla teslim ettiysem dolandırıcılık olabilir mi?
Evet. Karara göre belirleyici olan teslimin rızayla yapılıp yapılmadığı değil, o rızanın hileli davranışlarla sakatlanıp sakatlanmadığıdır. Teslim öncesinde aldatma kastı varsa ve irade hileyle fesada uğratılmışsa eylem dolandırıcılık sayılır.
Güveni kötüye kullanma ile dolandırıcılık arasındaki temel fark nedir?
Kararda benimsenen ölçüte göre fark, kastın doğduğu andır. Güveni kötüye kullanmada mal belli amaçlarla tevdi edildikten sonra, iade aşamasında kast doğar. Dolandırıcılıkta ise zilyetlik baştan hileli davranışlarla elde edilir ve aldatma kastı teslimden öncedir.
Her meslek mensubu TCK m.158/1-(i) kapsamında mıdır?
Hayır. Daire, bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve suçu mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerektiğini belirtmektedir. Serbest meslek erbabı kavramı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65 ve 66. maddelerine göre değerlendirilmektedir.
Suç vasfının değişmesi cezayı ne kadar etkiler?
İncelenen dosyada ilk derece mahkemesi nitelikli dolandırıcılıktan 5 yıl hapis ve 150.000,00 TL adli para cezasına, bölge adliye mahkemesi ise hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmadan 2 yıl 6 ay hapis ve 66.640,00 TL adli para cezasına hükmetmiştir. Vasıf değişikliği hem ceza miktarını hem de infaz ve zamanaşımı sonuçlarını doğrudan etkiler.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



