Kardeşe Satışta Tasarrufun İptali – Yargıtay HGK 2026/384

Bir banka alacağı için başlatılan icra takibi sürerken borçlu, anneden kalan dairedeki 1/3 payını kız kardeşine satar. Satış bedeli 800.000,00 TL’dir, para banka havalesiyle ödenmiştir ve bilirkişiye göre payın o tarihteki gerçek değeri bu tutarın altındadır. Görünüşte olağan bir aile içi satış; ancak alacaklı banka, işlemin kendisinden mal kaçırmak için yapıldığını ileri sürer. Üstelik dava sürerken Anayasa Mahkemesi, kan hısımları arasındaki tasarrufları bağışlama sayan hükmün bir kısmını iptal etmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun önündeki soru şudur: Bağışlama karinesi uygulanamıyorsa, kardeşe yapılan satış zarar verme kastı nedeniyle yine de iptal edilebilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.06.2026 tarihli ve E.2025/655, K.2026/384 sayılı kararıyla, davayı reddeden bölge adliye mahkemesinin direnme kararını HMK 371 uyarınca oy birliğiyle bozmuş, kardeşe yapılan devrin İİK 280 kapsamında iptale tabi olduğunu kabul etmiştir.
🏦 Banka alacağı ve kardeşe satılan pay
Karar metnine göre davacı banka, davalı borçludan olan alacağı için icra takibi başlatmış, takip kesinleşmiş; ancak borçlu adına borcu karşılayacak mal, hak ve alacak bulunamamış ve takip semeresiz kalmıştır. Bunun üzerine banka, borçlunun İstanbul’daki bir bağımsız bölümde bulunan 1/3 payını 12.01.2016 tarihinde 800.000,00 TL bedelle kız kardeşine satış yoluyla devrettiğini ve bu işlemin alacağın doğumundan sonra, alacaklıları zarara uğratma ve mal kaçırma kastıyla yapıldığını ileri sürerek tasarrufun iptalini ve icra dosyasındaki alacakla sınırlı cebri icra yetkisi verilmesini istemiştir.
Davalıların savunmaları özetle şöyledir:
- Borçlu: Tasarruf tarihinde kredi sözleşmesi kapsamında geri ödemeler sürdüğünden temerrüt bulunmadığını, sırf kardeş olunması nedeniyle işlemin bağışlama sayılamayacağını, hisse bedeli olarak 800.000,00 TL’nin alındığını ve bedelsiz ya da düşük bedelli bir satış olmadığını savunmuştur.
- Payı devralan kardeş: Aciz belgesine ilişkin ön koşulun gerçekleşmediğini, taşınmazın anneden intikal ettiğini, kardeşinin borcunu bilmediğini ve bilmesinin de beklenemeyeceğini, bedeli ödediğini ileri sürmüştür.
🔄 Kabul, ret, bozma ve direnme
Dosya, dört farklı merciden geçerek Hukuk Genel Kurulu’na ulaşmıştır:
- İlk derece mahkemesi (01.11.2018, 2016/522 E., 2018/509 K.): Borçlu ile payı devralanın kardeş olması nedeniyle, misli fark aranmaksızın ve bedelin ödendiği iddiası dinlenmeksizin tasarrufun bağışlama niteliğinde olduğunu, ayrıca devralanın borçlunun zarar verme kastını bilebilecek kişilerden olduğunu kabul ederek davayı kabul etmiştir.
- Bölge adliye mahkemesi (08.07.2021, 2019/753 E., 2021/1199 K.): Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2018/9 E., 2018/84 K. sayılı kararıyla İİK 278/3-1’deki “neseben veya” ibaresinin iptal edildiğini ve bu kararın kesinleşmemiş dosyalarda da uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Tarafların akraba olmasının tek başına yeterli olmadığını, devir bedeli ile gerçek değer arasında misli fark bulunmadığını ve zarar verme kastının ispatlanamadığını kabul ederek davayı reddetmiştir.
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (04.03.2024, 2021/21258 E., 2024/2355 K.): İİK 278/3-1’in uygulanma olanağı bulunmasa da, borçlunun kardeşi olan devralanın İİK 280/1 gereğince borçlunun mali durumunu ve alacaklıları zarara uğratma kastını bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin kabulü gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
- Bölge adliye mahkemesi (2024/2216 E., 2024/2127 K.): Önceki gerekçesini genişleterek direnme kararı vermiştir.
Direnme kararını davacı banka temyiz etmiş; dava açıldığında, karar verildiğinde ve istinafa başvurulduğunda mevcut olmayan bir durumdan hareketle haksız sayılmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu ve işlemin İİK 280 uyarınca da iptale tabi bulunduğunu ileri sürmüştür.
🏛️ Hukuk Genel Kurulu’nun değerlendirmesi
Genel Kurul, öncelikle uyuşmazlığın sınırını çizmiştir: İİK 278’deki iptal sebeplerinin somut olayda uygulanmayacağı konusunda taraflar ve mahkemeler arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Tartışma, devrin İİK 280’deki genel düzenleme uyarınca iptale tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Kararda ayrıca İİK 278’in 7571 sayılı Kanunla değiştirildiği de not edilmiştir.
Gerekçede öne çıkan ilkeler şunlardır:
- Tasarrufun iptali davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlayan nispi nitelikte bir davadır; dava kabul edilirse tasarruf tamamen iptal edilmez, alacaklı malı haczettirip sattırarak alacağını alma imkânı elde eder.
- İİK 278, 279 ve 280’de düzenlenen iptal sebepleri sınırlı sayıda olmadığından, dava dilekçesinde hangi maddeye dayanıldığının belirtilmesi zorunlu değildir; mahkeme gösterilen maddeyle bağlı olmaksızın diğer maddelere dayanarak iptal kararı verebilir.
- Davaya özgü dava şartları; gerçek bir alacak, kesinleşmiş icra takibi, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve aciz belgesinin bulunmasıdır.
- İİK 280’in hısımlık karinesine ilişkin fıkrası kapsamındaki yakınlar bakımından, borçlunun durumunu bilmediklerini iddia ve ispat yükü üçüncü kişiye aittir.
Genel Kurul, bölge adliye mahkemesinin direnme kararını “hatalı ve çelişkili gerekçe ile ispat yükü ters çevrilerek” verilmiş bulmuş, hükmü Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozmuştur. Karar 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.
📖 İİK 280: Zarar verme kastı ve hısımlık karinesi
İİK 280’in ilk fıkrasına göre malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun mali durumunun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Bunun için işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerekir.
Aynı maddeye göre üçüncü kişi; borçlunun eşi, usul veya füruu, üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun bu durumunu bildiği farz olunur. Üçüncü kişi bunun aksini ancak İİK 279’un son fıkrasına göre, yani borçlunun durumunu bilmediğini ispat ederek ortaya koyabilir.
Genel Kurul, ispat yükünü şu şekilde ayırmıştır: Kural olarak borçlunun ekonomik durumunu ve zarar verme kastının bilindiğini ispat yükü alacaklıdadır. Ancak kanundaki hısımlık karinesinden yararlanmak için alacaklının, borçlu ile üçüncü kişi arasında belirtilen derecede hısımlık bulunduğunu ispatlaması yeterlidir; bu durumda bilmediğini ispat yükü üçüncü kişiye geçer. Kardeşler ikinci derece kan hısımı olduğundan, somut olayda bu karine işletilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin “zarar verme kastının ispatlanamadığı” gerekçesi, Genel Kurul’a göre ispat yükünün ters çevrilmesi anlamına gelmiştir.
🔎 Dosyadaki somut emareler
Hukuk Genel Kurulu, yalnızca kanuni karineyle yetinmemiş, dosyadaki olguları da tek tek saymıştır:
- Davalıların annesi olan mirasbırakan 10.05.2012’de ölmüş, davalılar dışında bir kardeş daha mirasçı olarak kalmıştır; kardeşlerin ikamet adresleri yakın muhitlerdedir.
- Borçlu, elbirliği hâlinde malik olduğu taşınmazdaki payını 12.01.2016’da 800.000,00 TL karşılığında kız kardeşine satmış, bedel banka havalesiyle gönderilmiştir.
- Bilirkişi raporuna göre payın devir tarihindeki gerçek değeri 733.210,00 TL‘dir; yani ortada bedelin gerçek değerin altında kaldığı bir satış bulunmamaktadır.
- Payı devralan kardeş, devirden kısa süre sonra, 28.01.2016’da diğer kardeşe karşı ortaklığın giderilmesi davası açmış; satış suretiyle ortaklığın giderilmesi kararı kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir.
- İcra dosyasındaki, devralan kardeşin de imzasının bulunduğu haciz tutanakları ile tarih aralıkları birlikte değerlendirilmiştir.
Bu tablo, kararın önemli bir yönünü ortaya koymaktadır: Bedelin ödenmiş olması ve hatta gerçek değerin üzerinde olması, İİK 280 kapsamında iptali engellememiştir. Zira bu madde, bedelsizlik ya da misli fark değil, zarar verme kastı ve bunun karşı tarafça bilinmesi esasına dayanır. Devralan kardeş, borçlunun durumunu bilmediğine ilişkin karinenin aksini ispatlayamamıştır.
Muvazaa iddiasının icra hukukundaki farklı görünümleri için muvazaalı takibe ihtiyati tedbir ve muvazaalı alacak ve sıra cetveli yazılarına da bakılabilir.
🆕 7571 sayılı Kanunla değişen İİK 278
Kararda da belirtildiği üzere İİK 278, 7571 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Resmî mevzuat metnindeki güncel hâline göre, alışılmış hediyeler dışında; geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Yeni metinde bağışlama sayılan tasarruflar arasında şunlar yer almaktadır:
- Yakınlar arasındaki tasarruflar: Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça; altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar.
- Pek aşağı fiyatla yapılan sözleşmeler: Aksi ispatlanmadıkça, borçlunun kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre ivaz olarak pek aşağı bir fiyatı kabul ettiği sözleşmeler.
- Ömür boyu gelir, intifa ve bakma sözleşmeleri: Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına kurduğu bu tür sözleşmeler.
Yeni düzenlemede kan hısımları arasındaki tasarruflar için “gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça” kaydı getirilmiştir. Eldeki dosyada İİK 278’in uygulanmayacağı kabul edildiğinden Genel Kurul yeni metne göre bir değerlendirme yapmamış, sonucu İİK 280’e dayandırmıştır. Bu nedenle karar, yakınlar arası devirlerde 278 ile 280’in ayrı dayanaklar olarak işlediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
💬 Soru ve cevaplar
Bedeli tam ödenmiş bir satış tasarrufun iptali davasına konu olabilir mi?
Anayasa Mahkemesinin İİK 278'deki iptal kararı kardeşler arası devirleri iptal davası dışına çıkardı mı?
Kardeşe yapılan devirde ispat yükü kimdedir?
Dava dilekçesinde yanlış maddeye dayanılması davayı etkiler mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer içtihat değerlendirmelerine ise Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan direnme kararının bozulmasına ilişkin kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Kararda aktarılan olgular ve emareler ilgili dosyaya özgüdür. İİK 278’in 7571 sayılı Kanunla değişen hâline ilişkin açıklamalar resmî mevzuat metninden bilgi amacıyla eklenmiştir; yeni hükmün uygulanmasına ilişkin içtihat bu karardan çıkarılamaz. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



