Off-Shore Hesap ve İflas Masası – Danıştay 13. D 2025/1729

Bankanın şubesinde açıldığı sanılan bir mevduat hesabı, yıllar sonra bambaşka bir şirketin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti merkezli bir kıyı bankasının kayıtlarında ortaya çıkabilir. Faiz getirisi beklentisiyle yapılan bu aktarımın sonucu, banka battığında belirginleşir: Mudi, alacağını iflas masasına kaydettirmek istediğinde hesabın Türk bankacılık hukuku anlamında “mevduat” sayılıp sayılmayacağı sorusuyla karşılaşır. Danıştay Onüçüncü Dairesinin incelediği dosya, bu sorunun idari yargıdaki karşılığını göstermektedir.
Danıştay 13. Dairesi, 28.04.2025 tarihli ve E.2025/430, K.2025/1729 sayılı kararıyla, off-shore hesaptaki 356.559,00 TL’lik alacağın iflas masasına kaydı talebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davada, davayı reddeden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden bölge idare mahkemesi kararını onamıştır. Karar kesin olup oybirliğiyle verilmiştir.
🏦 Banka şubesinden kıyı bankasına giden para
Karar metnine göre davacının parası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 03.07.2003 tarihli ve 1085 sayılı kararıyla bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan T. İmar Bankası T.A.Ş. aracılığıyla, merkezi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunan bir off-shore şirketin şubesinde açılan hesaplarda tutulmaktadır. Hesaplardaki toplam tutar 356.559,00 TL’dir.
Banka, asliye ticaret mahkemesince iflasına karar verilmesinin ardından iflas idaresi tarafından tasfiye edilmektedir. Karar metninde bu tasfiyenin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan bağımsız biçimde iflas idaresi eliyle yürütüldüğü belirtilmektedir.
Davacı, alacağının tespit edilerek faiziyle birlikte ödenmesi için başvurmuş; müflis bankanın iflas idaresi bu başvuruyu reddetmiştir. Davacı, ret işleminin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Davanın davalısı karar metninde “… Fonu” olarak anonimleştirilmiş bir idaredir.
📑 İdare mahkemesinin gerekçesi
İdare mahkemesi davayı reddetmiştir. Gerekçe birbirine bağlı üç tespit üzerine kuruludur:
- Ayrı tüzel kişilik: Davacının ödenmesini istediği tutar, iflas eden bankadan ayrı bir tüzel kişiliği olan off-shore şirketteki hesapta değerlendirilmiştir.
- Kıyı bankalarının niteliği: Kıyı (off-shore) bankaları, yerleşik bankalara göre çeşitli kazanç sağlama üstünlükleriyle değişik ülkelerden büyük miktarlarda fon çekmek için kurulan, yüksek gelir ve vergi sorumluluğundan bağışıklık imkânı tanıyan bankalardır. Kuruldukları ülkenin mevzuatına tabidirler.
- Sigorta güvencesinin yokluğu: Bu bankalar Türkiye’den topladıkları mevduat için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na prim ödemedikleri için Fon kapsamındaki sigorta imkânından yararlanamaz.
Mahkeme bu tespitlerden, off-shore şirket nezdindeki hesapların Türk bankacılık hukuku kapsamında mevduat hesabı olarak değerlendirilemeyeceği ve tasarruf mevduatı güvencesi kapsamında davalı idarenin sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bölge idare mahkemesi, ilk derece kararını usul ve hukuka uygun bularak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunu reddetmiştir.
⚖️ Temyizde ileri sürülenler ve Danıştay’ın kararı
Davacı temyiz dilekçesinde şunları ileri sürmüştür:
- Mevduatını banka personelinin ısrarlı yönlendirmeleri sonucunda, faiz getirisi için transfer etmiştir.
- Paranın off-shore sistemine gideceğini bilmemiş, bu sistemin ne olduğundan dahi haberdar olmamıştır.
- Mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir.
- Yargıtay’ın, bankalar ile off-shore şirketler arasında organik bağ bulunduğu ve bu bağın mudiler aleyhine örgütlü, planlı ve kasıtlı biçimde kötüye kullanıldığı yönünde kararları vardır.
Davalı idare ise mevduatın bankada değil ayrı tüzel kişiliğe sahip off-shore şirket nezdinde açıldığını, hesap açma ve virman talimatlarında davacının imzası bulunduğunu, paranın davacının bilgisi ve rızasıyla gönderildiğini ve off-shore hesaplara yatırılan paralar için mevzuat gereği ayrılması gereken kesintiler yapılmadığından mevduat sigortasından yararlanılamayacağını savunmuştur.
Danıştay Onüçüncü Dairesi önce, davacının temyiz aşamasındaki adli yardım istemini HMK 334 uyarınca kabul etmiştir. Esas yönünden ise bölge idare mahkemesi kararlarının ancak İYUK 49’da sayılan sebeplerden birinin varlığı hâlinde bozulabileceğini hatırlatmış; incelenen kararın usul ve hukuka uygun olduğunu, temyiz nedenlerinin bozmayı gerektirecek nitelikte bulunmadığını belirterek kararı onamıştır. Adli yardım nedeniyle ertelenen temyiz giderlerinin HMK 339/1 uyarınca davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına da hükmedilmiştir.
🧩 Ayrı tüzel kişilik ve sigorta güvencesi
Kararın taşıyıcı fikri, off-shore şirketin iflas eden bankadan ayrı bir tüzel kişi olmasıdır. İdare mahkemesi, hesabın açıldığı kurumu esas almış; paranın banka şubesi aracılığıyla gönderilmiş olmasını bu sonucu değiştirecek bir unsur olarak görmemiştir.
İkinci halka, mevduat sigortasının prim esasına dayanmasıdır. Mahkemeye göre kıyı bankaları Türkiye’den topladıkları paralar için Fon’a prim ödemediğinden, bu paralar sigorta kapsamına girmez. Davalı idare de off-shore hesaplar için mevzuat gereği yapılması gereken kesintilerin yapılmadığını savunmuştur.
Davacının “yönlendirildim, off-shore olduğunu bilmiyordum” itirazı, idari yargı aşamalarında sonucu değiştirmemiştir. Davalı idare hesap açma ve virman talimatlarında davacının imzası bulunduğunu savunmuş; Danıştay da temyiz nedenlerini bozma sebebi saymamıştır. Bununla birlikte Danıştay kararı, yönlendirme iddiasının doğruluğu hakkında ayrı bir tespit içermemektedir.
🗺️ Aynı olaya farklı yargı yollarından bakış
Off-shore mevduat uyuşmazlıkları farklı davalarda farklı sorularla yargı önüne gelmektedir. Davacının temyizde dayandığı “organik bağ” tartışması, bankanın yöneticilerinin ve bankanın kendisinin mudiye karşı sorumluluğu sorusuyla ilgilidir. Bu karardaki soru ise daha dardır: İflas idaresinin, off-shore hesaptaki alacağı mevduat güvencesi kapsamında masaya kaydetmeyi reddeden işlemi hukuka aykırı mıdır?
Kıyı bankasına aktarılan mevduatta yöneticilerin hukuki sorumluluğunu ele alan off-shore mevduatta yönetici sorumluluğu yazısı ile iflas masasına geç alacak kaydını inceleyen iflas masasına geç alacak kaydı yazısı, aynı olgunun adli yargıdaki görünümlerini göstermektedir. TMSF’nin yürüttüğü işlemlerde görevli yargı yerine ilişkin TMSF kayyımlığında görevli yargı kararı da yargı yolu ayrımını anlamak için yararlıdır.
📌 Kararı okurken dikkat edilecek noktalar
- Danıştay’ın gerekçesi kısa bir onama gerekçesidir. Off-shore hesapların niteliğine ilişkin ayrıntılı değerlendirme, ilk derece idare mahkemesinin kararındadır.
- Kararda bankanın veya yöneticilerinin mudiye karşı hukuki ya da cezai sorumluluğu hakkında bir hüküm yoktur. Uyuşmazlık, iflas idaresinin ret işleminin iptaliyle sınırlıdır.
- Davacının off-shore hesabın varlığından haberdar olmadığı iddiası kararda ayrıca araştırılmamıştır; davalı idare imzalı talimatlara dayanmıştır.
- Kararda iflas idaresinin ret işleminin tarihi ve sayısı ile yargılama yapılan mahkemeler anonimleştirilmiştir.
- Davacı temyiz aşamasında adli yardımdan yararlanmış, ancak dava aleyhine sonuçlandığından ertelenen giderlerin davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
❓ Sık sorulan sorular
Off-shore hesaptaki para neden mevduat sayılmadı?
İdare mahkemesine göre hesap, iflas eden bankadan ayrı tüzel kişiliğe sahip ve KKTC mevzuatına tabi bir kıyı bankasında açılmıştır. Bu bankalar Türkiye’den topladıkları paralar için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na prim ödemediğinden, hesaplar Türk bankacılık hukuku kapsamında mevduat hesabı olarak değerlendirilmemiştir.
Banka personelinin yönlendirdiği iddiası sonucu etkiledi mi?
Bu davada etkilememiştir. Davacının yönlendirme ve bilgisizlik iddiaları temyiz nedeni olarak ileri sürülmüş, Danıştay bunları bozma sebebi saymamıştır. Davalı idare, hesap açma ve virman talimatlarında davacının imzası bulunduğunu savunmuştur.
Bu karar, bankaya veya yöneticilerine karşı açılan davaları kapsar mı?
Kapsamaz. Karar, iflas idaresinin alacak kaydı başvurusunu reddeden işleminin idari yargıda iptali istemiyle sınırlıdır. Banka ve yöneticilerinin sorumluluğu, adli yargıda görülen ayrı davaların konusudur.
Adli yardım alan davacı yargılama giderinden kurtuldu mu?
Hayır. Danıştay temyiz aşamasında adli yardım talebini kabul etmiş, ancak temyiz reddedildiğinden ertelenen giderlerin HMK 339/1 uyarınca davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına karar vermiştir. Anılan maddeye göre adli yardımla ertelenen giderler, dava sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası ile bankacılık ve yatırım uyuşmazlıklarına ilişkin diğer kararları içeren Emsal Kararlar arşivi sitede yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Danıştay 13. Dairesinin Bedesten üzerinde yayımlanan onama kararından derlenmiştir. Olgulara ilişkin anlatım, karar metninde yer alan ilk derece mahkemesi gerekçesi ile tarafların iddia ve savunmalarına dayanır. Karar, iflas idaresinin alacak kaydı başvurusunu reddeden işlemine karşı açılan idari davaya ilişkindir; bankanın veya yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin adli yargı davaları farklı ölçütlerle değerlendirilebilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



