Offshore Mevduatta Yönetici – Yargıtay 11. HD 2026/1846

Yurt dışında yaşayan bir tasarruf sahibi, Türkiye’deki bir bankaya yıllar içinde para yatırır; elindeki banka cüzdanı paranın o bankada durduğunu gösterir. Banka battıktan sonra ortaya çıkan tablo farklıdır: Kayıtlara göre mevduat, aynı gruba ait yurt dışındaki bir “kıyı bankasına” (offshore) havale edilmiştir. Oysa ceza yargılamasında bu havalelerin yalnızca kâğıt üzerinde yapıldığı, paranın kıyı bankasına hiç gitmediği belirlenmiştir. Mudi, parasının peşine düştüğünde muhatap olarak bankanın yönetim kurulu üyesini seçer. Yönetici hakkındaki ceza davası ise sanık yakalanamadığı için yıllardır sonuçlanmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 31.03.2026 tarihli ve E.2025/5149, K.2026/1846 sayılı kararıyla, yönetim kurulu üyesini TBK m.49 ve TTK m.371/5 çerçevesinde zarardan sorumlu tutan, yönetici hakkındaki ceza davasının beklenmesinde yarar görmeyen ve davayı kısmen kabul eden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddini kesin olarak onamıştır.
🏦 Kâğıt üzerinde kalan havaleler
Dava dilekçesine göre davacı, bir bankaya yatırdığı mevduatının aynı gruba ait yurt dışındaki bir şirkete aktarıldığını sonradan öğrenmiştir. Kendisine verilen banka cüzdanında yatırılan paranın başka bir bankaya gönderileceğine ilişkin bir talimatı bulunmadığını, Almanya’da yaşadığı için hesabının bu şekilde bir işleme tabi tutulduğunu bilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Davacıya göre bankanın yönetim kurulu üyesi olan ve grubun hâkim ortakları arasında yer alan davalı, bu uygulamalardan sorumludur.
Davacı iki talepte bulunmuştur:
- Paranın Türkiye’deki banka bünyesinde bulunduğunun, yurt dışı şirketine aktarılmadığının tespiti,
- Fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 1.114.798,15 TL‘nin faiziyle birlikte davalıdan tahsili.
Davalı yönetici davaya cevap vermemiştir. Karar metninde “müflis banka” ifadesi geçmekte; mudilerin iradeleri dışında hesapların, adeta hesap sahibinin rızası varmış gibi kıyı bankasına havale edilmiş gösterildiği anlatılmaktadır.
🧷 Ceza dosyası sürerken hukuk davası
Olayın ceza boyutu, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/10 E. sayılı dosyasıdır. Banka yöneticileri hakkında, kıyı bankasına aktarılmayan paralar nedeniyle dolandırıcılık iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İlk derece hukuk mahkemesinin tespitlerine göre:
- Ana dosyada kesinleşen ceza kararında, havale işlemlerinin müflis banka tarafından yalnızca kâğıt üzerinde yapıldığı, paranın hiçbir zaman kıyı bankasına gönderilmediği belirlenmiştir.
- Davalı dâhil bazı yöneticiler yakalanamadığı ve savunmaları alınamadığı için haklarındaki dava ana dosyadan tefrik edilmiştir; bu kişiler yönünden henüz karar yoktur.
- Mahkeme, davalı yönünden ceza davasının beklenmesinde bir yarar elde edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Bu yaklaşımın dayanağı, hukuk ve ceza yargılamalarının birbirinden bağımsızlığıdır. TBK m.74’e göre hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusur ve zarar değerlendirmesi de hukuk hâkimini bağlamaz. Somut dosyada ana ceza dosyasında kesinleşen maddi tespitler mevcutken, sanığın yakalanmasına bağlı belirsiz bir süreyi beklemenin mudiye bir yarar sağlamayacağı değerlendirilmiştir.
👔 Yönetim kurulu üyesi neden sorumlu tutuldu?
İlk derece mahkemesi davalının sorumluluğunu iki hükme dayandırmıştır:
- TBK m.49 (mülga BK m.41): Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Mudinin talimatı olmadan mevduatın kâğıt üzerinde yurt dışına aktarılmış gösterilmesi, haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmiştir.
- TTK m.371/5 (mülga TTK m.321/son): Temsile veya yönetime yetkili olanların görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur; şirketin rücu hakkı saklıdır.
TTK m.371/5 esasen şirketin, yöneticisinin haksız fiilinden sorumlu olduğunu düzenler. Hükmün yöneticinin kendi sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, rücu hakkı düzenlemesinden de anlaşılmaktadır: Şirket ödediğini yöneticiye rücu edebildiğine göre, haksız fiili işleyen yönetici zarardan kişisel olarak da sorumludur. Banka iflas etmiş olduğundan, mudi bakımından yöneticiye doğrudan başvurmak ayrı bir önem taşımıştır.
Karar metninde davalının ayrıca grubun hâkim ortakları arasında yer aldığı iddiası bulunmakla birlikte, mahkemenin sorumluluğu davalının bankanın yöneticisi olması üzerine kurduğu görülmektedir.
🔢 Tutar nasıl belirlendi?
Talep edilen tutar 1.114.798,15 TL olmasına karşın hüküm altına alınan tutar bunun yaklaşık üçte biridir. İlk derece mahkemesinin tespitine göre:
- Davacı nam ve hesabına yurt dışı şirketine 14.04.1998, 14.04.2000, 16.07.2001 ve 16.08.2002 tarihlerinde dört ayrı havale gönderilmiş, toplam tutar 98.356,70 TL‘ye ulaşmıştır.
- 16.08.2002 tarihinde 16.050,00 TL iade edilmiştir.
- Geri ödenmeyen asıl alacak 82.306,70 TL, bu tutar için hesaplanan işlemiş faiz 268.076,79 TL, toplam 350.383,49 TL‘dir.
Mahkeme davayı kısmen kabul ederek 82.306,70 TL asıl alacak ve 268.076,79 TL faiz olmak üzere toplam 350.383,49 TL’nin, asıl alacağa dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında bilirkişi heyeti raporundaki tespitlerin de gözetildiği belirtilmektedir; talep ile kabul arasındaki farkın ayrıntılı hesabı ise Yargıtay kararında yer almamaktadır.
🏛️ İstinaf ve Yargıtay aşaması
Kararı yalnızca davacı istinaf etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2022/2019 E., 2025/734 K.), bilirkişi heyeti raporundaki tespitleri de gözeterek ilk derece kararında yasa ve usule aykırılık, kamu düzenine aykırılık bulunmadığını belirtmiş ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Davacı vekilinin duruşmalı temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 31.03.2026’da duruşma yapmış; duruşmaya yalnızca davacı vekili katılmıştır. Daire uyuşmazlığı, bankanın aracılığıyla yurt dışı bankasında açılan hesapta bulunan paranın ödenmemesi nedeniyle uğranılan zararın yöneticinin sorumluluğu kapsamında şirket yöneticisinden tahsili istemi olarak nitelendirmiştir. İlk derece kararında isabetsizlik bulunmadığını ve istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b(1) uyarınca esastan reddinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kararı HMK m.370/1 gereğince kesin olarak ve oy birliğiyle onamıştır.
Temyiz yalnızca davacıdan geldiği için Yargıtay incelemesi, davacının daha yüksek tutara ilişkin itirazlarıyla sınırlı kalmıştır. Onama sonucunda 350.383,49 TL üzerinden kurulan hüküm kesinleşmiştir.
🧭 Mudiler ve yatırımcılar için çıkarımlar
Bu karar, kurumsal bir yapının içinden yürütülen ve paranın kayıtlarda başka yere aktarılmış gösterildiği olaylarda hukuk yolunun nasıl işleyebileceğini gösteren bir örnektir:
- Ceza kararı beklenmeden hüküm kurulabilir: Sanığın yakalanamaması nedeniyle tefrik edilen ceza davası, yöneticiye karşı açılan tazminat davasının sonuçlanmasına engel görülmemiştir.
- Kesinleşmiş ceza dosyasındaki maddi tespitler önemlidir: Havalelerin kâğıt üzerinde kaldığına ilişkin tespit, diğer sanıklar hakkındaki ana dosyada kesinleşmiş ve hukuk mahkemesinin değerlendirmesine esas alınmıştır.
- Yönetici kişisel olarak sorumlu tutulabilir: Şirketin iflas etmiş olması, haksız fiile karışan yönetim kurulu üyesine karşı dava imkânını ortadan kaldırmamıştır.
- Tutar, belgelenen transferlere göre belirlenir: Talep edilen miktar ile hüküm altına alınan miktar arasındaki fark, kabulün tespit edilen havale ve iade kayıtlarıyla sınırlı tutulduğunu göstermektedir.
Offshore mevduat sahiplerinin aynı banka grubuna ilişkin iflas sürecindeki durumu için serideki iflas masasına geç alacak kaydı kararı; piyasada haksız fiilden doğan tazminat davalarında husumetin tartışıldığı bir Hukuk Genel Kurulu kararı için manipülasyonda husumet ve tazminat kararı incelenebilir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
🙋 Merak edilenler
Yönetici hakkındaki ceza davası bitmeden tazminata hükmedilebildi mi?
Evet. İlk derece mahkemesi, davalı hakkındaki ceza davasının sanığın yakalanamaması nedeniyle tefrik edildiğini, ana dosyada ise havalelerin kâğıt üzerinde kaldığının kesinleşmiş kararla belirlendiğini dikkate alarak ceza davasının beklenmesinde yarar görmemiş ve hüküm kurmuştur. Bu karar istinaf ve temyiz aşamalarından geçmiştir.
Sorumluluk hangi hükümlere dayandırıldı?
Mahkeme davalıyı, bankanın yöneticisi olması nedeniyle TBK m.49 (mülga BK m.41) ve TTK m.371/5 (mülga TTK m.321/son) uyarınca zarardan sorumlu tutmuştur.
1,1 milyon TL istenmişken neden 350 bin TL’ye hükmedildi?
Mahkeme, davacı adına yurt dışı şirketine gönderilen toplam 98.356,70 TL’den 16.050,00 TL’lik iadeyi düşerek 82.306,70 TL asıl alacak ve 268.076,79 TL işlemiş faiz hesaplamış ve davayı bu toplam üzerinden kısmen kabul etmiştir. Davacının daha yüksek tutara ilişkin istinaf ve temyiz başvuruları reddedilmiştir.
Kararın sonucu artık değişebilir mi?
Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararını HMK m.370/1 uyarınca kesin olarak onamıştır. Bu nedenle 350.383,49 TL üzerinden kurulan hüküm, olağan kanun yolları bakımından kesinleşmiştir.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yayımlanmış onama kararı ile bu kararda aktarılan ilk derece ve istinaf gerekçelerinden derlenmiştir. Yönetici sorumluluğu ve ceza-hukuk yargılaması ilişkisi her dosyada kendi delil durumuna göre değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



