İlk Davada İstenmeyen Faiz – İstanbul BAM 14. HD 2026/239

Bir banka şubesinde yıllarca biriktirilen mevduat ve yatırım fonu bakiyesinin, hesap sahibinin imzası taklit edilerek çekildiği anlaşıldığında ilk akla gelen, paranın kendisinin geri alınmasıdır. Ancak bu tür davalar çoğu zaman uzun sürer ve dava dilekçesinde yalnızca anapara istenmişse, paranın hesaptan çıktığı gün ile talebin genişletildiği gün arasındaki yıllara ait faiz açıkta kalabilir. Bu boşluk sonradan ayrı bir davayla doldurulabilir mi, yoksa ilk dava faiz hakkını da tüketmiş midir? İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, fon hesabından sahte imzalarla çekilen paraya ilişkin bir uyuşmazlıkta bu soruyu ayrıntılı biçimde ele almıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 12.02.2026 tarihli ve E.2023/1881, K.2026/239 sayılı kararıyla, önceki davada talep edilmeyen dönem faizinin ayrı bir davayla istenebileceğini, bu faizin on yıllık sözleşme zamanaşımına tabi olduğunu ve ayrı, harçlandırılmış bir alacak olarak dava edildiğinde bu alacağa da temerrüt faizi işletilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Davalı bankanın istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, davacının istinaf başvurusu ise kabul edilerek hüküm yeniden kurulmuştur.
🏦 Fon hesabından kaybolan para ve ilk dava
Karar metnine göre davacının, davalı bankanın bir şubesinde Türk lirası, dolar ve avro cinsinden mevduat hesaplarının yanı sıra yatırım fonu hesapları da bulunmaktadır. Davacı 01.08.2008 tarihinde şubedeki tüm hesaplarını çekmek istediğinde kendisine toplam 208.000 TL bakiyesi bulunduğu ve bunun 68.503 TL’lik bölümünün yatırım hesabında olduğu söylenmiş; ancak çekim sırasında bu tutarın hesapta bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Davacının anlatımına göre fon hesabında 68.563 TL görünmesine rağmen yaklaşık 19 dakika sonra verilen yeni ekstrede bu tutarın bilgisayar hatası nedeniyle göründüğü bildirilmiştir.
Davacı, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000 TL’lik kısmi alacak davası açmıştır. Yargılamada dekontlardaki imzaların sahte olduğu anlaşılmış, talep 08.04.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle 68.563 TL’ye çıkarılmıştır. Mahkeme 2008/906 E., 2017/425 K. sayılı kararıyla 68.563 TL’nin tahsiline hükmetmiş; dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından ıslahla artırılan kısma ıslah tarihinden itibaren faiz yürütmüştür. Bu karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.03.2019 tarihli, 2018/559 E., 2019/1735 K. sayılı kararıyla kesinleşmiştir.
Karar metninde ayrıca, aynı banka şubesindeki başka hesaplardan izinsiz çekilen tutarlar için açılan iki ayrı davada da bankanın sorumluluğunun kabul edildiği ve bu davalarda 09.07.2007 tarihinden itibaren faize hükmedildiği aktarılmaktadır.
📝 İkinci dava: yalnızca dönem faizi için
Davacı, ilk davada istenmeyen faiz için davalıya bir ihtarname göndermiş; 09.07.2007 ile ıslah tarihi arasında işlemiş faizin yedi gün içinde ödenmesini istemiştir. Ödeme yapılmayınca İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde toplam 98.600 TL faiz alacağı için dava açılmıştır.
Banka savunmasında; talebin zamanaşımına uğradığını, ilk davada faiziyle birlikte tahsil edilen alacağa yeniden faiz istenemeyeceğini, mükerrer tahsil doğacağını, temerrüde düşürülmediğini ve munzam zararın somut delille kanıtlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Banka ayrıca usulsüz işlemlerin yaklaşık bir yıl sürdüğünü, bu sürede hesapların incelenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek davacının kusurunun araştırılmasını istemiştir.
İlk derece mahkemesi, 2021/696 E., 2023/490 K. sayılı kararıyla bankacı bilirkişinin hesapladığı 93.584,46 TL’ye hükmetmiş; ancak TTK m.8 ve ek kararla TBK m.121 gerekçesine dayanarak bu tutara ayrıca faiz yürütülemeyeceğini kabul etmiştir. Karara her iki taraf da istinaf yoluyla itiraz etmiştir.
⏳ Zamanaşımı itirazı neden reddedildi?
Bankanın temel itirazı, talebin TBK m.72’de düzenlenen haksız fiil zamanaşımına tabi olduğu yönündedir. Bölge adliye mahkemesi bu görüşe katılmamıştır. Gerekçeye göre somut olayda uygulanacak süre, haksız fiil zamanaşımı değil, taraflar arasındaki mevduat sözleşmesinin tabi olduğu on yıllık genel zamanaşımıdır (818 sayılı BK m.125, TBK m.146).
Daire, TBK m.152 uyarınca asıl alacak zamanaşımına uğrayınca ona bağlı faizin de zamanaşımına uğrayacağını hatırlatmış ve faizin, zaman geçtikçe doğan bir alacak olarak, davanın açıldığı tarihten geriye doğru asıl alacağın zamanaşımı süresi kadar istenebileceğini belirtmiştir. Faiz alacağının dayanağı, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan önceki alacak davası olduğundan ve eldeki dava on yıllık süre içinde açıldığından zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.
⚖️ Bölge adliye mahkemesinin hükmü
Daire, ilk davada faiz istenmemiş olmasının bu dönem faizinin daha sonra ayrı davayla istenmesine engel olmadığını kabul etmiştir. Bu sonuca ulaşırken Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1628 E., 2018/1098 K. sayılı kararına atıf yapılmıştır. Anılan kararda, davacının ilk davadaki dava tarihi ile ıslah tarihi arasındaki faiz alacağından açıkça vazgeçmediği ve asıl alacağın tam ödenerek sona ermediği bir dönemde yeni dava açıldığında talebin kabul edildiği belirtilmektedir. Somut olayda da davacının önceki davada bu faizden vazgeçtiğine dair bir beyanı bulunmamaktadır.
Gerekçede öne çıkan diğer tespitler şunlardır:
- Mevduat hesabındaki para, hesap sahibinin ilk talebinde ödenmelidir; banka, paranın usulsüz çekildiği tarihten itibaren faizden sorumludur.
- Bankanın güven ve itibar kurumu olarak en küçük kusurundan dahi sorumlu olduğu, davacıya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı belirtilmiştir.
- Temerrüt tarihi, önceki kesinleşmiş kararlarla 09.07.2007 olarak saptandığından ayrıca temerrüt ihtarı aranmamış; 2017 tarihli ihtar, önceki davada istenmeyen faizin ödenmesi istemi olarak değerlendirilmiştir.
- Önceki davada faiz ıslah tarihinden sonrası için hüküm altına alındığından, ıslah öncesi dönemin istenmesi derdestlik veya mükerrer tahsil oluşturmaz.
Sonuç olarak Daire, bankanın istinaf başvurusunu HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddetmiş; davacının istinaf başvurusunu ise HMK m.353/1-b-2 uyarınca kabul ederek ilk derece kararını ve ek kararları kaldırmıştır. Yeniden kurulan hükümle 93.584,46 TL’nin, 07.06.2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m.2/2 uyarınca avans esasına göre belirlenecek temerrüt faiziyle birlikte bankadan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karar oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olarak verilmiştir.
🔁 Faize faiz yasağı ve bağımsız alacak ayrımı
Kararın en dikkat çekici yönü, faize faiz yasağının sınırını çizmesidir. TBK m.121’in son fıkrasına göre temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemez. TTK m.8/2 ise faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesini yalnız cari hesaplar ile her iki taraf bakımından ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde ve en az üç aylık dönemlerle mümkün kılar.
İlk derece mahkemesi bu hükümlerden hareketle 93.584,46 TL’ye faiz yürütmemiştir. Bölge adliye mahkemesi ise talep edilen tutarın niteliğini farklı değerlendirmiştir:
- Alacağın niteliği: Davacının istediği faiz, usulsüzlük yapılmasaydı bankanın mevduat hesabındaki paraya ödeyeceği faizin munzam zarar olarak tahsilidir; Daire bunu “ana para faizi” niteliğinde görmüştür.
- Bağımsız alacak: Bu faiz ayrıca dava konusu yapılıp harçlandırıldığında bağımsız bir alacak hâline gelir; buna faiz işletilmesi TBK m.121’deki yasağa aykırılık oluşturmaz.
- İspat: Faiz alacağının hüküm altına alınması için zararın ayrıca kanıtlanması gerekmediği, aksi kabulün Anayasa ile korunan mülkiyet hakkını ihlal edeceği belirtilmiştir.
- Başlangıç tarihi: İhtarnamede verilen yedi günlük sürenin dolduğu 07.06.2017 tarihinde bankanın bu alacak bakımından temerrüde düştüğü kabul edilmiştir.
Hukuki nitelendirmenin mahkemeye ait olduğu vurgulanarak, dilekçedeki “temerrüt” ve “munzam zarar” ifadelerinin bu anlamda yorumlanması gerektiği belirtilmiştir. TBK m.122 de alacaklının temerrüt faizini aşan zararının, borçlu kusursuzluğunu ispat etmedikçe giderileceğini düzenlemektedir.
🧭 Kararın yatırım hesapları bakımından anlamı
Banka şubelerinde mevduat ve yatırım fonu hesaplarının birlikte tutulması yaygındır. Fon hesabından izinsiz çıkışlar fark edildiğinde uyuşmazlık genellikle anaparanın iadesi etrafında şekillenir; faiz kalemi ise dilekçe ve ıslah tarihlerine bağlı olarak parçalı biçimde hüküm altına alınabilir. Bu karar, faizin talep edilmeyen döneminin kendiliğinden kaybedilmiş sayılmadığını, ancak bunun açık bir vazgeçme beyanının bulunmaması ve zamanaşımı süresinin aşılmamış olması gibi koşullara bağlı olduğunu göstermektedir.
Kararda bankanın, hesaptaki paranın usulsüz çekildiği tarihten itibaren faizden sorumlu tutulması, mevduat ilişkisinin bir gereği olarak açıklanmıştır. Banka hesaplarından sahte imzalı talimatla yapılan işlemlerde bankanın sorumluluğuna ilişkin farklı bir görünüm için serideki sahte imzalı havale talimatına ilişkin karar incelenebilir.
Kararın temyiz yolu açık olarak verildiği de dikkate alınmalıdır; Yargıtay incelemesinin sonucu, burada aktarılan değerlendirmelerin kesinleşip kesinleşmeyeceğini belirleyecektir.
💬 Sık sorulan sorular
İlk davada faiz istenmemişse bu hak tamamen kaybedilir mi?
Bu kararda kaybedilmediği kabul edilmiştir. Daire, davacının önceki davada faizden açıkça vazgeçmediğini ve yeni davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığını tespit ederek dönem faizinin ayrı davayla istenebileceğine hükmetmiştir.
Bu faiz için hangi zamanaşımı süresi uygulandı?
Bankanın ileri sürdüğü haksız fiil zamanaşımı (TBK m.72) uygulanmamış; mevduat sözleşmesinin tabi olduğu on yıllık zamanaşımı esas alınmıştır. Faizin, davanın açıldığı tarihten geriye doğru asıl alacağın zamanaşımı süresi kadar istenebileceği belirtilmiştir.
Hükmedilen faiz tutarına neden yeniden faiz işletildi?
Daire, ayrıca dava konusu yapılan ve harçlandırılan işlemiş faizi bağımsız bir alacak olarak nitelendirmiştir. Bu durumda TBK m.121’deki “temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemez” kuralının ihlal edilmediği kabul edilmiş ve 07.06.2017 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizine hükmedilmiştir.
Bankanın “hesabı neden bir yıl kontrol etmediniz” savunması ne oldu?
Bölge adliye mahkemesi, paranın bankanın kusuruyla çekildiğinin kesinleşmiş kararlarla sabit olduğunu, bankanın güven kurumu olarak en küçük kusurundan dahi sorumlu bulunduğunu ve davacıya yüklenebilecek bir müterafik kusur bulunmadığını belirterek bu savunmayı kabul etmemiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgilerine iletişim sayfasından, serideki diğer kararlara Emsal Kararlar bölümünden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Bedesten / mevzuat.adalet.gov.tr üzerinde yayımlanan bölge adliye mahkemesi karar metninden derlenmiştir. Karar temyiz yolu açık olarak verilmiştir ve Yargıtay incelemesi sonucunda değişebilir. Ayrı davayla faiz istenip istenemeyeceği; önceki davadaki talep ve beyanlara, ıslah tarihine, zamanaşımı süresine ve tarafların sözleşme ilişkisine göre her dosyada farklı sonuç doğurabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



