Emsal KararlarMarka ve Fikri Mülkiyet Hukuku

Gerçek Hak Sahibinin Markası – Yargıtay 11. HD 2026/1714

Marka hukukunda iki ilke sık sık karşı karşıya gelir: Türk Patent ve Marka Kurumu siciline ilk kaydı yaptıran kişiyi koruyan tescilde öncelik ilkesi ile bir işareti ilk kez yaratıp piyasada tanınır hâle getiren kişiyi koruyan gerçek hak sahipliği ilkesi. Bir işareti yıllardır kullanan kişi, aynı işaretin başkası adına tescilinden sonra kendi markasını tescil ettirirse ne olur? Önceki tescil sahibi bu sonraki markayı hükümsüz kıldırabilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, tekstil sektöründeki bir uyuşmazlıkta bu soruya oy çokluğuyla ve karşı oyda “içtihattan dönüş” olarak nitelendirilen bir cevap vermiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 26.03.2026 tarihli ve E.2025/4710, K.2026/1714 sayılı kararıyla, davalının fiilen kullandığı mal ve hizmetler bakımından ibare üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğunu, bu mal ve hizmetler yönünden davalı markasının hükümsüz kılınamayacağını belirtmiş; davalı markasının tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar veren bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur.

Kısa özet: Davacı, kendi adına tescilli markasının davalının sonradan tescil ettirdiği markalarda birebir kullanıldığını ileri sürerek marka hakkına tecavüzün tespiti ve men’i, davalı markalarının hükümsüzlüğü ile 5.000,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesi, davalının ibareyi 2012’den beri yoğun ve aralıksız kullandığını, davacının yaklaşık 9 yıl sessiz kaldığını belirterek davayı reddetmiştir. Bölge adliye mahkemesi tecavüz ve tazminat taleplerini reddetmiş, ancak davalının 2016 tarihli markasını tescilde öncelik ilkesi gereği hükümsüz saymıştır. Yargıtay, davalının önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğu mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük kararı verilemeyeceğini belirterek bu kısmı bozmuştur.

🧵 Aynı ibare, iki tescil

Karar metnine göre davacı, yetkili temsilcisi olduğu limited şirketin 2012 yılından beri tekstil sektöründe kullandığı ibarenin kendi adına marka olarak tescil edildiğini belirtmiştir. Davacıya göre davalı adına 2016 ve 2020 yıllarında yapılan iki marka başvurusu, bu ibareyi kelime olarak birebir içermekte, tüketici nezdinde karışıklığa yol açmakta ve davacının marka hakkına tecavüz oluşturmaktadır.

Davacının talepleri şunlardır:

  • Marka hakkına tecavüzün tespiti ve men’i,
  • sonraki tarihli davalı markalarının hükümsüzlüğü,
  • 5.000,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi tazminat.

Davalı ise 2011 yılından beri içinde aynı ibarenin bulunduğu tescilli bir markası olduğunu, markasının Avrupa tescilini de aldığını ve markasını 2010 yılından bu yana tekstil sektöründe öne çıkardığını savunmuştur. Davalıya göre önceye dayalı gerçek hak sahibi kendisidir.

🏛️ İlk derece: sessiz kalma ve hak kaybı

Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 2021/588 E., 2023/105 K. sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkemenin tespitleri özetle şunlardır:

  • Davalı, ibareyi 2012 yılından itibaren davacıyla aynı ticaret alanında yoğun ve aralıksız kullanmıştır.
  • Bu kullanım ulusal çapta yayın yapan dergilere konu olmuş, tanınırlığı yüksek mankenlerle yapılan organizasyonlar haberlerde yer almıştır.
  • Basiretli tacir gibi davranmakla yükümlü davacının bu kullanımdan haberdar olması beklenir.
  • Davacı yaklaşık 9 yıl sessiz kalarak hak kaybına uğramıştır; davalının kötüniyetini ispatlayacak delil sunulmamıştır.

📑 İstinaf: tescilde öncelik ve teklik

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2023/1522 E., 2025/702 K. sayılı kararıyla ilk derece kararını kaldırarak yeniden hüküm kurmuş ve davayı kısmen kabul etmiştir. Gerekçe şöyledir:

  1. Markanın tekliği ve tescilde öncelik ilkeleri gereğince, önceki marka hükümsüz kılınmadıkça gerçek hak sahipliği, sonraki markanın tesciline imkân vermez.
  2. Davalı markasının tescil tarihi ile dava tarihi dikkate alındığında hükümsüzlük talebi bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu değildir.
  3. Davacının markası hükümsüz kılınmadığından, davalının 2016 tarihli markasının hükümsüzlüğü talebinin reddi doğru değildir.
  4. 2020 tarihli başvuru ise dava tarihinde tescilli olmadığı ve sonradan geçersiz hâle geldiği için bu marka yönünden hukuki yarar yoktur.

Sonuçta tecavüzün tespiti, men’i, maddi ve manevi tazminat talepleri reddedilmiş; 2020 tarihli başvuruya ilişkin hükümsüzlük talebi hukuki yarar yokluğundan usulden reddedilmiş; davalının 2016 tarihli markasının ise hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

⚖️ Yargıtay çoğunluğu: gerçek hak sahipliği ve TMK 2

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davacının temyiz itirazlarının tamamını, davalının ise hükümsüzlük dışındaki itirazlarını reddetmiştir. Bozma, yalnızca davalının 2016 tarihli markasının hükümsüzlüğüne ilişkin kısma yöneliktir.

Daire önce marka hakkının kural olarak tescille doğduğunu (SMK m.7) ve tescile dayalı sistemde öncelik ve teklik ilkelerinin geçerli olduğunu hatırlatmıştır. Ardından SMK m.6/3’ün bu ilkenin istisnası olduğunu vurgulamıştır: Başvuru veya rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka ya da ticarette kullanılan bir işaret üzerinde hak elde edilmişse, bu hakkın sahibi itiraz yoluyla başvurunun reddini sağlayabilir; SMK m.25/1 uyarınca da hükümsüzlük isteyebilir. Daireye göre SMK, tescil sistemini esas almakla birlikte seçme ve kullanma yoluyla doğan marka hakkını tümüyle göz ardı etmemiş, karma bir sistem benimsemiştir.

Daire, kendi 14.06.2012 tarihli, 2010/8788 E., 2012/10516 K. sayılı kararına atıf yaparak, hukuka aykırı duruma son verilmesi talebini çok geciktiren kişinin TMK m.2 anlamında dürüstlük kuralına aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda ise şu sonuca varmıştır:

  • Bilirkişi raporu ve dosyadaki belgelere göre davalı, ibareyi fiilen kullandığı mal ve hizmetler yönünden önceye dayalı gerçek hak sahibidir.
  • Bu mal ve hizmetler yönünden davalı markasının hükümsüz kılınması mümkün değildir.
  • Davalının davacıya karşı hükümsüzlük davası açmamış olmasından hareketle, davacının bu kez davalının öncelik hakkı bulunan markasına hükümsüzlük davası açması, TMK m.2 çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.

Bu nedenle mahkemenin; davacı markasının kapsamını, davalı markasının kapsamını ve davalının gerçek hak sahibi olduğu mal ve hizmetleri karşılaştırması, gerekirse bilirkişi kurulundan rapor alması gerekirken davalı markasının tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar vermesi isabetsiz bulunmuştur. Dosya HMK m.373/2 uyarınca bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.

📎 Karar metni: Kararın tam metni Yargıtay Karar Arama sisteminden alınmıştır; taraf ve marka adları kaynakta anonimdir.

🗣️ Karşı oy: yerleşik içtihat ve birleştirme yolu

Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, ayrıntılı karşı oy yazısıdır. Karşı oyda uyuşmazlık şöyle formüle edilmiştir: Ticarette kullanmayla gerçek hak sahipliği kazanan kişi, aynı işaret başkası adına tescil edildikten sonra, önceki tescili hükümsüz kıldırmadan kendi markasını tescil ettirebilir mi?

Karşı oy yazısına göre gerçek hak sahibine SMK’nın tanıdığı imkânlar dört başlıkla sınırlıdır:

  • Başkasının başvurusuna itiraz ederek tescile engel olmak,
  • itiraza rağmen tescil gerçekleşirse YİDK kararının iptali ile hükümsüzlük davası açmak,
  • itiraz süresi kaçırılmışsa SMK m.25 uyarınca beş yıl içinde hükümsüzlük davası açmak,
  • işareti tescilsiz kullanmaya devam etmek ve kendisine karşı açılan tecavüz davalarında öncelik hakkını def’i olarak ileri sürmek.

Karşı oya göre bunların dışında, önceki tescili hükümsüz kıldırmadan mükerrer tescile SMK izin vermez; iki ilke çatıştığında tescilde öncelik ve teklik ilkesi üstün tutulmalıdır. Karşı oy, Yargıtay’ın bu yöndeki uygulamasının istikrarlı olduğunu, çoğunluk görüşünün Dairenin yerleşik içtihadından dönme anlamına geldiğini ve bunun Yargıtay Kanunu m.15/2-b uyarınca içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmeden yapılmasının doğru olmadığını belirtmiştir.

📘 SMK m.6/3 ve m.25 ne söylüyor?

SMK m.25/1’e göre 5. veya 6. maddede sayılan hâllerden birinin varlığı hâlinde mahkeme markanın hükümsüzlüğüne karar verir. Aynı maddenin 5. fıkrası, hükümsüzlük hâlleri markanın tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmına ilişkinse yalnızca o kısım yönünden kısmi hükümsüzlük kararı verileceğini düzenler. 6. fıkra ise marka sahibinin, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde beş yıl boyunca sessiz kalması durumunda, sonraki tescil kötüniyetli değilse markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini öngörür.

Bozma kararının “mal ve hizmetlerin karşılaştırılması” vurgusu, kısmi hükümsüzlük kuralıyla birlikte okunduğunda anlam kazanır: Daire, hükümsüzlüğü tamamen reddetmeyi değil, davalının gerçek hak sahibi olduğu alanların ayrıştırılmasını istemektedir. Kötüniyet ve önceki kullanım tartışmalarının farklı görünümleri için serideki marka yedeklemenin kötüniyet sayılıp sayılmadığına ilişkin karar ve ithalatçının tescil ettiği markaya ilişkin karar incelenebilir.

❓ Sorular ve cevaplar

Bu kararla tescilde öncelik ilkesi terk edilmiş mi oldu?

Karar, tescil ilkesini esas kabul etmekle birlikte SMK’nın karma bir sistem benimsediğini ve gerçek hak sahipliğinin de korunduğunu belirtmiştir. Karşı oy ise çoğunluk görüşünü Dairenin yerleşik içtihadından dönüş olarak değerlendirmiştir. Konunun ilerideki kararlarda nasıl şekilleneceği henüz belirsizdir.

Davacının tecavüz ve tazminat talepleri ne oldu?

Bölge adliye mahkemesi tecavüzün tespiti, men’i, maddi ve manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Yargıtay, davacının temyiz itirazlarının tamamını reddetmiş; bozma yalnızca davalının 2016 tarihli markasının hükümsüzlüğüne ilişkin kısımla sınırlı kalmıştır.

TMK m.2 bu uyuşmazlıkta neden gündeme geldi?

Daire, hukuka aykırı duruma son verilmesi talebini çok geciktiren kişinin dürüstlük kuralına uygun davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda, davalının öncelik hakkı bulunan markasına karşı açılan hükümsüzlük davasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Bozmadan sonra dosyada ne incelenecek?

Bozma gerekçesine göre davacı markasının kapsamı, davalı markasının kapsamı ve davalının ibare üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğu mal ve hizmetler değerlendirilecek, gerekirse bilirkişi kurulundan rapor alınacaktır. Dosya bu inceleme için bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgilerine iletişim sayfasından, serideki diğer kararlara Emsal Kararlar bölümünden ulaşılabilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan karar metninden derlenmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiş bir bozma kararıdır; karşı oyda Dairenin yerleşik içtihadından dönüldüğü belirtilmiştir ve dosya yeniden inceleme için bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Marka uyuşmazlıklarında önceye dayalı kullanımın kapsamı, tescil tarihleri, sessiz kalma süresi ve mal-hizmet benzerliği her dosyada farklı sonuç doğurabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu