Emsal KararlarMarka ve Fikri Mülkiyet Hukuku

Markada Kümülatif Koruma Reddi – Yargıtay HGK 2026/376

Trabzon’da bir bakkal dükkânı; tabelada, camekânda ve alışveriş poşetlerinde ulusal bir mağaza zincirinin tescilli markasının esas unsuru. Marka sahibi dava açar ve aynı kullanım için iki şey ister: marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti. Mahkemeler tecavüzü kabul eder; tartışma, ikinci talebin ayrıca hüküm altına alınıp alınamayacağında düğümlenir. Bölge adliye mahkemesi “her iki koruma da verilebilir” der, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi “veremezsiniz” der, dosya Hukuk Genel Kuruluna gelir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.06.2026 tarihli ve E.2025/494, K.2026/376 sayılı kararıyla, tescilli bir markanın izinsiz kullanımında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) hükümleri yanında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanamayacağını kabul etmiş; bölge adliye mahkemesinin direnme kararını, ilk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla bozmuştur.

Kısa özet: Davacı, tescilli markalarının esas unsurunun davalı bakkal tarafından tabela, camekân ve poşette kullanıldığını ileri sürerek marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men’i ve ref’ini istemiştir. Tecavüzün varlığı uyuşmazlık dışında kalmıştır. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, tescilli marka için SMK’nın haksız rekabet korumasını da kapsayan ve ondan daha geniş bir koruma sağladığını, kümülatif korumanın ancak özel bir kanun hükmüyle mümkün olduğunu, böyle bir hüküm bulunmadığından haksız rekabete ilişkin taleplerin reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kararda iki ayrı karşı oy yer almaktadır.

🏪 Bakkal tabelasından Genel Kurula

Davacı şirket, adına tescilli markalarla toptan satış mağazacılığı faaliyeti yürütmektedir. Dava dilekçesine göre markanın esas unsuru tanınmışlık vasfı kazanmıştır ve taraflar aynı sektörde, 35. sınıfta hizmet vermektedir. Davacı, davalının bu esas unsuru “BAKKAL” kelimesiyle birlikte kullandığını, bunun hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürmüş; tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, önlenmesini, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve varsa ticaret unvanının terkinini istemiştir.

Davalı ise hak düşürücü sürenin dolduğunu, tabelasında davacının ibaresinin bulunmadığını savunmuştur. Karar metninde marka ve tabela ibareleri anonimleştirilmiştir.

📷 Hangi kullanım tespit edildi?

İlk derece mahkemesinin değerlendirdiği deliller ve vardığı sonuçlar şöyledir:

  • Fotoğraflar ve keşif: Davacının sunduğu fotoğraf, davalının cevap dilekçesine eklediği fotoğraf ve iş yerinde keşif sırasında çekilen fotoğraf birlikte incelenmiştir.
  • Kapatılmış tabela: Keşif sırasında tabelada ibare görülmemiş; ancak mahkeme, tabelada ibarenin yazılı olduğu kısmın boyanarak kapatıldığının belli olduğunu saptamıştır.
  • Camekân ve poşet: İş yerinin yan camekânında ibarenin “BAKKAL” kelimesiyle kullanıldığı, poşetlerde ise “İ” harfi yerine dans eden insan figürleri bulunan bir biçimde yer aldığı belirlenmiştir.
  • Benzerlik: Bu kullanımların davacı markalarının esas unsuruyla görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzer olduğu, aynı sınıftaki hizmetlerde aynen kullanıldığı ve karıştırılma ihtimali bulunduğu kabul edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi ise ürünler üzerinde ve iş evrakında kullanıma dair bir tespit bulunmadığını belirterek hükmü mevcut kullanımlarla, yani camekân, tabela ve alışveriş poşetiyle sınırlamıştır. Hukuk Genel Kurulu da davalının kullanımlarının davacının marka haklarına tecavüz oluşturduğunun “uyuşmazlık kapsamı dışında” olduğunu açıkça kaydetmiştir.

⚖️ Dört aşamalı yargılama

  • İlk derece: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, 31.10.2019 tarihli ve 2017/521 Esas, 2019/275 Karar sayılı kararıyla davayı kabul etmiş; marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, men’ine, ref’ine ve hükmün ilanına karar vermiş, davalının tescilli unvanı bulunmadığından terkin talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.
  • İstinaf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 26.10.2023 tarihli ve 2020/1805 Esas, 2023/1222 Karar sayılı kararıyla ilk derece kararını kaldırıp davayı kısmen kabul etmiştir. Tecavüz ve haksız rekabet tespiti korunmuş; men ve el koyma camekân, tabela ve poşetle sınırlanmış, tabeladaki kullanıma son verildiği için ref talebi bakımından karar verilmesine yer olmadığına, unvan terkini talebinin ise reddine karar verilmiştir.
  • Bozma: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.12.2024 tarihli ve 2024/382 Esas, 2024/8713 Karar sayılı kararıyla diğer temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak haksız rekabetin tespiti ve men’ine ilişkin taleplerin reddi gerektiği gerekçesiyle kararı oy çokluğuyla bozmuştur.
  • Direnme: Bölge adliye mahkemesi, 2025/239 Esas, 2025/556 Karar sayılı kararıyla SMK ile TTK’nın haksız rekabet hükümleri arasında özel-genel hüküm ilişkisi bulunmadığını, iki düzenlemenin farklı hukuki yararları koruduğunu ve kümülatif korumanın AB müktesebatına da uygun olduğunu belirterek önceki kararında direnmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiş; Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacıya ait sınai hakların korunması bağlamında SMK hükümleri ile TTK’nın haksız rekabete dair hükümlerinin kümülatif olarak uygulanıp uygulanamayacağı olarak belirlenmiştir.

📎 Karar metni: Hukuk Genel Kurulu kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları ve marka ibareleri kaynakta anonimdir, karar gerekçesindeki doktrin atıfları metinden çıkarılmıştır.

🧩 Kümülatif koruma ve çoğunluğun ölçütü

Kararda kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması hâlinde bu mevzuatların tamamıyla korunması olarak tanımlanmıştır. Somut olayda bu, markanın izinsiz kullanımına karşı hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet hükümlerine göre koruma istenmesidir. Çoğunluğun gerekçesi şu basamaklarla ilerler:

  1. Fikri ve sınai haklar, belli şartlarla haksız rekabet hükümleriyle de korunabilir; ancak bunun tespitinde ilgili hakkı düzenleyen özel mevzuat esas alınır.
  2. Hak özel mevzuatın kapsamı dışında bırakılmışsa haksız rekabet hükümleri devreye girebilir. Özel düzenleme hakkı koruma kapsamına almış ve şartlarını belirlemişse haksız rekabet hükümleri uygulanmaz.
  3. Tescilli haklar bakımından kural olarak yalnız özel düzenleme uygulanır; özel düzenlemede haksız rekabet hükümlerinin de uygulanacağına dair bir hüküm varsa iki koruma birlikte işler. Kümülatif koruma bu nedenle özel bir yasa hükmüne bağlıdır.
  4. SMK, tecavüz mahsulü ürünlerin toplatılması, el konulması, gerekirse imhası ile fiili zarar, yoksun kalınan kazanç, itibar tazminatı ve manevi tazminat gibi araçlarla haksız rekabet korumasının gözettiği menfaatleri birebir karşılar ve daha üstün bir koruma sağlar. Bu yüzden ayrıca haksız rekabet korumasına ihtiyaç ve hukuki yarar yoktur.

Genel Kurul, bu yaklaşımın kümülatif koruma ilkesini yadsımak anlamına gelmediğini vurgulamış ve kanunda açıkça öngörülmüş örnekleri saymıştır: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamındaki ad, alamet ve şekillerin Basın Kanunu’nun 9. maddesiyle; ayırt edici nitelik taşıyorlarsa SMK 6/6 ile korunması; tasarımın aynı zamanda eser niteliğindeyse SMK 58/3 uyarınca FSEK kapsamında da korunması. Kararın ifadesiyle bu örnekler, kümülatif korumanın devreye girmesi için yasal bir düzenlemenin gerektiğini göstermektedir.

Haksız rekabet hükümlerine yer kalan alan da tarif edilmiştir: markanın kapsamı dışında kalan ve markanın haksız rekabetle kesiştiği alanın dışında kalan bir boşluk. Genel Kurula göre somut olayda böyle bir boşluk yoktur.

📜 6762’den 6102’ye: kaybolan bir ibare

Kararın tarihsel ayağı, iki ticaret kanunu arasındaki bir lafız farkına dayanır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5. maddesi, başkasının haklı olarak kullandığı “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ile iltibasa yol açmayı açıkça haksız rekabet hâlleri arasında sayıyordu. 01.07.2012’de yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4. maddesi ise yalnızca “başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” ifadesini kullanmaktadır.

Çoğunluğa göre ibarenin çıkarılmasının nedeni, tanıtma vasıtalarının artık kendi özel mevzuatında, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının da TTK’nın 50 ila 53. maddelerinde düzenlenmiş olmasıdır. Madde gerekçesinde bu cümle parçalarının tekrarının “hem gereksiz” olduğu ve “yorum güçlüklerine” yol açtığı belirtilmiştir. Bu çerçevede Genel Kurul, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğünden sonraki olaylara dayalı davalarda tescilli sınai haklar ile tescilsiz tasarımlar bakımından yalnız SMK’nın uygulanacağı, haksız rekabet hükümlerinin aynı anda uygulanmayacağı sonucuna varmıştır.

🗣️ Karşı oyların itirazı

Karşı oylarda öne çıkan itirazlar şunlardır:

  • Farklı amaçlar: SMK hak sahibinin kısmen tekelci yetkisini, TTK 54 ise bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabeti korur; bu nedenle aralarında özel kanun-genel kanun ilişkisi yoktur.
  • Gerekçenin okunuşu: Madde gerekçesindeki “kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” ifadesi, kümülatif korumadan vazgeçildiği şeklinde değil, bunun için ayrıca bir ibareye gerek olmadığı şeklinde anlaşılmalıdır.
  • Talep yığılması: Aynı dilekçede ileri sürülen marka ve haksız rekabet talepleri ayrı davalar niteliğindedir; zararın giderilmesi bakımından ise TBK 60 uyarınca tek bir tazminata hükmedilir.
  • Korumalar örtüşmez: Bir karşı oyda, TTK 56/4 uyarınca men ve ref hükmünün haksız rekabete konu malları ticari amaçla elde etmiş kişiler hakkında da icra olunacağı, SMK’da davada taraf olmayanlar bakımından böyle bir hüküm bulunmadığı hatırlatılmıştır.

Bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Sitedeki taklit ayakkabıda haksız rekabet ve haksız rekabette belirsiz alacak yazıları, haksız rekabet hükümlerinin Genel Kurul önüne gelen başka görünümlerini ele almaktadır.

🧭 Marka davalarına etkisi

Karar, tescilli bir markaya dayanan davalarda dava dilekçesindeki talep yapısını doğrudan ilgilendirir. Somut dosyada haksız rekabete ilişkin tespit, men ve ref talepleri reddedilecek, marka hakkına tecavüze ilişkin hüküm ise bu tartışmadan etkilenmeyecektir; zira tecavüz Genel Kurulda uyuşmazlık konusu değildir. Dosya, HMK 373/2 uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.

Kararın sınırları da dikkate alınmalıdır. Genel Kurul haksız rekabet hükümlerini sınai haklar bakımından tamamen dışlamamış; markanın kapsamı dışında kalan bir boşluk bulunması ya da özel bir kanun hükmünün kümülatif korumayı öngörmesi hâlinde bu hükümlerin uygulanabileceğini kabul etmiştir. Hangi olguların böyle bir boşluk oluşturduğu, her dosyanın kendi delilleriyle değerlendirilecektir.

❓ Merak edilenler

Davalının markaya tecavüz ettiği kabul edildi mi?

Evet. Hem Özel Daire hem de bölge adliye mahkemesi tecavüzü kabul etmiş, Hukuk Genel Kurulu da bu hususun uyuşmazlık kapsamı dışında olduğunu belirtmiştir. Bozma yalnız haksız rekabete ilişkin taleplerle ilgilidir.

Kümülatif koruma hiçbir durumda mümkün değil mi?

Karara göre mümkündür; ancak özel bir kanun hükmü bulunmasını gerektirir. Genel Kurul, Basın Kanunu 9, SMK 6/6 ve SMK 58/3 gibi düzenlemeleri bu türden örnekler olarak saymıştır.

Karar 6102 sayılı TTK öncesindeki olaylara da uygulanır mı?

Genel Kurul sonucunu 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı davalar için ifade etmiştir. Önceki dönemde mülga 6762 sayılı TTK 57/5’teki açık hüküm nedeniyle kümülatif korumanın Daire uygulamasında kabul edildiği kararda aktarılmıştır.

Hukuk Genel Kurulu kararı oy birliğiyle mi verildi?

Hayır. İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamamış, 18.06.2026 tarihindeki ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verilmiştir. Karara iki ayrı karşı oy yazısı eklenmiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Taraf adları ve marka ibareleri kaynakta anonimdir. Bozma kararı, davanın tamamının sonucunu değil, haksız rekabete ilişkin taleplerin hukuki dayanağını belirler; dosya bölge adliye mahkemesince yeniden ele alınacaktır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu