Telefon Onayıyla Hisse Alımı – İst. BAM 13. HD 2026/938

Üç buçuk yıl boyunca aracı kurum çalışanı telefonla arıyor, bir hisse öneriyor; yatırımcı da çoğu zaman “tamam”, “olur”, “peki” diyerek işlemi onaylıyor. Hesap bazı çeyreklerde kâr, bazılarında zarar gösteriyor ve sonunda yatırımcı yaklaşık 101.000 TL kaybettiğini, bu kaybın kendisine danışmanlık sözleşmesi olmaksızın yapılan yönlendirmelerden ve komisyon amaçlı işlemlerden kaynaklandığını ileri sürüyor. Bölge adliye mahkemesinin önündeki soru şuydu: Telefonda verilen bu kısa onaylar, yatırımcının iradesini sakatlanmış saymaya ve zararı aracı kuruma yüklemeye yeter mi?
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 07.05.2026 tarihli ve E.2023/1530, K.2026/938 sayılı kararıyla, aracı kurum aleyhine açılan tazminat davasının reddine ilişkin İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi kararına karşı yatırımcının yaptığı istinaf başvurusunu HMK 353/1-b-1 uyarınca oy birliğiyle esastan reddetmiştir. Karara karşı temyiz yolu açık bırakılmıştır.
📞 Üç buçuk yıl, 487 telefon görüşmesi
Karar metnine göre davacı yatırımcı, bir bankanın müşterisi olması nedeniyle yüksek kâr vaadiyle borsada işlem yapmaya yönlendirildiğini ileri sürmüştür. Taraflar 29.04.2013 tarihinde Sermaye Piyasası Araçları Muhafaza ve İşlem Çerçeve Sözleşmesi imzalamış, yatırımcı daha önce, 20.04.2013 tarihli Müşteri Tanıma Formu’nda risk ve getiri tercihini “yüksek” olarak işaretlemiştir. Formda mali bilgiler ve vade tercihi gibi bölümler boş bırakılmış, bunun sorumluluğunun müşteriye ait olduğuna dair imza da alınmıştır.
Hisse alım satımları 06.05.2013’te başlamış ve 21.10.2016’da sona ermiştir. Yatırımcıya göre aracı kurum çalışanları kendisini gün içinde arayarak belirli hisseleri önermiş, kendisi de fiyat ve miktar gibi unsurları tam anlamadan bu önerilere onay vermiştir. Yatırımcı, bu düzenin fiilen bir yatırım danışmanlığı olduğunu, ancak buna ilişkin sözleşme yapılmadığını, işlem hacminin komisyon geliri için artırıldığını ve olağanüstü bir piyasa krizi olmamasına rağmen yaklaşık 101.000 TL zarara uğradığını belirterek şimdilik 100.000 TL tazminat istemiştir.
Aracı kurum ise risklerin sözleşmelerde ve sözlü olarak anlatıldığını, yatırımcının bazı dönemlerde kâr ettiğini, 2013 ve 2014 yıllarının dört çeyreğinde elde edilen toplam kârın 50.454,97 TL olduğunu ve öneriler kabul edilerek onay verildiyse sonucun yatırımcının kendi kararı olduğunu savunmuştur. Dosyada ayrıca yatırımcının Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği nezdindeki müşteri uyuşmazlıkları hakem heyetine başvurduğu ve heyetin belirli bir hissenin alım satımında yanlış yönlendirme yapıldığı görüşüne vardığı da aktarılmıştır.
⚖️ Görev tartışmasından ret kararına
- İlk görevsizlik: İlk derece mahkemesi 21.12.2020 tarihli ve 2019/368 E., 2020/934 K. sayılı kararıyla uyuşmazlığın tüketici mahkemesinin görevinde olduğunu kabul etmiş; Daire 2021/375 E., 2021/494 K. sayılı kararıyla görevin asliye ticaret mahkemesine ait olduğunu belirterek bu kararı kaldırmıştır.
- Esas hakkında karar: Dosya yeniden esasa kaydedilmiş, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 10.04.2023 tarihli ve 2021/351 E., 2023/286 K. sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkeme, 01.02.2022 tarihli kök ve 05.07.2022 tarihli ek rapora itibar etmeyerek 27.01.2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunu hükme esas almıştır.
- İstinaf: Yatırımcı; bilirkişinin gerekçesiz değiştirildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, onayların yönlendirme sonucu alındığını ve uygunluk testi yapılmadığını ileri sürmüştür. Daire 07.05.2026’da başvuruyu esastan reddetmiştir.
Görev meselesi bu kararın konusu değildir; ancak yatırımcı ile aracı kurum arasındaki sermaye piyasası uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin hâlâ tartışmalı olduğunu göstermesi bakımından dosyanın seyrinde yer alır. Bu tartışmanın ayrıntısı için sitedeki VİOP eksi bakiyesinde görev yazısına bakılabilir.
🧭 Dairenin dört tespiti
Daire, istinaf sebeplerini tek tek ele almış ve davanın reddini dört ana gerekçeye dayandırmıştır:
- Bilirkişi değişikliğine geç itiraz: İlk belirlenen bilirkişi yerine aracı kurumun talebiyle yeni bir bilirkişi görevlendirilmiş, yatırımcı yargılama sırasında yeni bilirkişiye itiraz etmemiştir. HMK 357/1 uyarınca ilk derecede ileri sürülmeyen itirazlar istinafta ileri sürülemeyeceğinden bu sebep yerinde görülmemiştir.
- Aracı kurum işlemin tarafı değildir: Davalının verdiği hizmet bir aracılık hizmetidir. Yatırımcının talimatı ve onayıyla yapılan alım satımlarda işlemin tarafları yatırımcı ile hissenin karşı tarafıdır. Bu nedenle her bir alım satımın irade sakatlığı nedeniyle iptal edilmesi gerektiği iddiası aracı kuruma karşı ileri sürülemez.
- Yerindelik ve uygunluk testi: Taraflar arasında yatırım danışmanlığı veya bireysel portföy yöneticiliği sözleşmesi yoktur. Daireye göre Sermaye Piyasası Kurulunun 11.07.2013’te yürürlüğe giren III-37.1 sayılı Tebliği kapsamında yerindelik testi zorunluluğu bulunmadığı gibi, sözleşme tarihinde bu Tebliğ henüz yürürlükte değildir. Uygunluk testi zorunlu kabul edilse bile yatırımcı, testin yapılmamasıyla zararı arasındaki illiyet bağını ortaya koyamamıştır.
- Zararın kaynağı: Ses kayıtları bir bütün olarak incelendiğinde çalışanların genel yatırım tavsiyesi niteliğinde bilgi sunduğu, tüm işlemlerin yatırımcının onayıyla yapıldığı, yatırımcının zaman zaman bu tavsiyelerin aksine talimat da verdiği ve dönem dönem kâr, dönem dönem zarar ettiği görülmüştür. Zararın aracı kurumun yönlendirmesiyle oluştuğu iddiası bu nedenle kabul edilmemiştir.
Tebliğ metni de bu ayrımı destekler. III-37.1 sayılı Tebliğ’in 4. maddesi emir iletimine aracılık, işlem aracılığı ve yatırım danışmanlığını ayrı yatırım hizmetleri olarak sayar; 16. maddeye göre işlem aracılığı, müşterinin alım veya satım emirlerinin müşteri adına ve hesabına ya da kendi adına ve müşteri hesabına borsalara iletilmesiyle gerçekleştirilir. Yerindelik testi ise Tebliğ’de bireysel portföy yöneticiliği veya yatırım danışmanlığı kapsamında sunulacak hizmetin müşterinin yatırım amaçları, mali durumu, bilgi ve tecrübesiyle uyumunun değerlendirilmesi olarak tanımlanmıştır.
🎧 Ses kayıtları ve bilirkişi raporları
Dosyanın ispat yükü, telefon kayıtlarının nasıl okunacağı üzerinde yoğunlaşmıştır. Karar metnine göre ilk derece mahkemesi, sözleşmenin başlangıcından itibaren yapılan 487 adet konuşmanın ses kaydını dosyaya getirtmiş, dökümlerini bilirkişiye yaptırmış, ardından bankacı bilirkişiden kök ve ek rapor almıştır. Taraf itirazları üzerine sermaye piyasası alanında bir bilirkişi ile bir hukukçu bilirkişiden oluşan heyetten yeni rapor alınmıştır.
İlk rapor yatırımcı lehineydi: Yatırımcının istinaf dilekçesinde aktarıldığına göre bu raporda, belirli bir hissenin alım satımından doğan 48.360 TL zarardan aracı kurumun sorumlu tutulması gerektiği belirtilmişti. Son heyet raporu ise şu tespitleri içeriyordu:
- Sözleşmenin, imza tarihi itibarıyla sermaye piyasası mevzuatına uygun olduğu,
- Teknik ve temel analizlere dayalı öngörülerin gerçekleşmeyebileceğinin yatırımcıya bildirildiği ve yatırımcının bunu imzayla onayladığı,
- Yatırımcının işlemlerden bilgi sahibi olduğu, işlemlere onay verdiği, alım satıma itirazı olmadığı gibi bunu talep de ettiğine dair ses kaydı dökümü bulunduğu,
- Yatırımcının borsa, hisse senetleri ve alternatif piyasalar hakkında genel olarak bilgi sahibi olduğu.
Yatırımcı istinafta “evet, tamam, peki, olur” gibi cevapların geçerli bir irade beyanı sayılamayacağını, fiyat ve miktarın kendisi tarafından belirlenmediğini savunmuştur. Daire bu iddiayı, kayıtların bütününe bakarak değerlendirmiş ve yatırımcının yer yer önerilerin tersine talimat verdiğini öne çıkarmıştır. Başka bir deyişle tek tek kısa onaylar değil, üç buçuk yıllık iletişimin genel görünümü belirleyici olmuştur.
🔁 Aynı dairenin çalkalama kararıyla farkı
Bu karar, aynı Dairenin yaklaşık iki ay sonra verdiği ve sitede incelenen aşırı işlem yaptırmada iade kararıyla birlikte okunduğunda anlam kazanır. O dosyada 2013-2015 dönemine ait işlemlerde, yatırımcının isteklerini aşan sıklıkta işlem yapılmasını sağlayan bir düzen kurulduğu kabul edilmiş ve komisyon ile kredi faizi gelirinin bir kısmının iadesine hükmedilmişti.
2026/938 sayılı kararda ise yatırımcının talebi, komisyonun iadesine değil tüm işlem zararının tazminine yöneliktir. Daire burada iki şeyi aramıştır: zararın aracı kurumun yönlendirmesinden doğduğunun somut olarak gösterilmesi ve yatırımcının onaylarının gerçekten iradesini yansıtmadığının ispatı. Dosyadaki kâr-zarar dalgalanması, yatırımcının bilgi düzeyi ve tavsiyelere aykırı talimatlar bu ispatın kurulamadığı sonucuna götürmüştür. Danışmanlık sözleşmesi bulunan bir dosyada benzer bir somut zarar ispatı tartışması için danışmanlıkta zararın ispatı yazısına da bakılabilir.
Kararın pratik sonucu şöyle özetlenebilir: Yalnızca çerçeve sözleşme bulunan bir ilişkide, telefonla verilen onaylar kural olarak işlem talimatı sayılır; aracı kurumun sorumluluğu için işlem sıklığının aracı kurum lehine kurgulandığının ya da belirli bir yönlendirmenin belirli bir zarara yol açtığının ayrıca ortaya konması gerekir. Mevzuattan doğan test yükümlülükleri de sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan düzenlemeye göre değerlendirilir.
💬 Okurların sorabileceği sorular
Telefonda verilen kısa onaylar talimat yerine geçer mi?
Danışmanlık sözleşmesi yoksa yerindelik testi gerekir mi?
Yatırımcı işlemlerin irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunu aracı kuruma karşı ileri sürebilir mi?
Hakem heyetinin yatırımcı lehine görüşü mahkemeyi bağlar mı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin Bedesten / mevzuat.adalet.gov.tr kaynağında yayımlanan ve Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan kararından derlenmiştir. Tarafların ve aracı kurumun kimliği kaynakta anonimdir. Karar temyiz yolu açık bir istinaf kararıdır ve kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin bilgi kaynakta yer almamaktadır. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



