Mahpusa Cenaze İzni Verilmemesi – AYM 2022/20929

Bir ceza infaz kurumunda bulunan kişinin babası hayatını kaybettiğinde, cenazeye ve taziyeye katılma isteği yalnızca duygusal bir talep midir, yoksa anayasal güvence altındaki bir hakkın parçası mı? Salgın dönemi gibi olağanüstü koşullar, bu talebin tek cümlelik genel bir gerekçeyle reddedilmesine yeter mi? Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, COVID-19 salgını gerekçesiyle cenaze ve taziye izni verilmeyen bir hükümlünün bireysel başvurusunu incelemiş ve kamu makamlarından beklenen özenin sınırlarını yeniden çizmiştir.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 22.07.2026 tarihli ve 2022/20929 başvuru numaralı kararıyla, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş ve başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
🕯️ Vefattan bireysel başvuruya: kısa süreç
Kararda aktarılan olay akışı oldukça kısadır, ancak her aşama hukuki değerlendirme bakımından önem taşımaktadır:
- Başvurucu, olay tarihinde ceza infaz kurumunda bulunmaktadır.
- Babası 18.01.2022 tarihinde vefat etmiştir.
- Başvurucu, babasının cenazesine veya taziyesine katılmak üzere izin talep etmiştir.
- Ereğli (Konya) Cumhuriyet Başsavcılığı, 19.01.2022 tarihli yazısıyla talebi reddetmiştir. Ret gerekçesi, COVID-19 salgın hastalığı ve bu kapsamda alınan tedbirlerdir.
- Başvurucu, ret kararını öğrenmesinin ardından 25.01.2022 tarihinde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Dikkat çeken nokta, başvurucunun ret kararına karşı infaz hâkimliğine şikâyet yoluna gitmeden bireysel başvuru yapmış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, daha önce Genel Kurul düzeyinde verdiği bir kararda (B. No: 2016/8080), cenaze törenine ve taziyeye katılma talepleri bakımından infaz hâkimliğine şikâyet yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığını kabul etmişti. Bu yaklaşım somut başvuruda da sürdürülmüş ve başvuru kabul edilebilir bulunmuştur. Cenaze ve taziye gibi zamana bağlı taleplerde, sonradan verilecek bir şikâyet kararının talebi karşılama imkânı fiilen ortadan kalkmış olacağından bu sonuç anlaşılır niteliktedir.
Başvurucu ayrıca adli yardım talep etmiş, ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından bu talep kabul edilmiştir. Başvurucu, şikâyetini maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile etkili başvuru hakkı çerçevesinde dile getirmiş; Anayasa Mahkemesi ise iddiaları bir bütün hâlinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelemiştir.
📘 5275 sayılı Kanun m.94: iki ayrı izin türü
Müdahalenin kanuni dayanağı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Mazeret izni” başlıklı 94. maddesidir. Madde iki farklı izin rejimi öngörmektedir:
| Fıkra | Kimler yararlanır? | Ölüm hâlinde süre ve onay |
|---|---|---|
| 94/1-a | Hükümlülük süresinin onda birini iyi hâlle geçirmiş hükümlüler (ana, baba, eş, kardeş veya çocuğun ölümü) | Kurum en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet Başsavcılığının onayıyla, yol hariç on güne kadar |
| 94/2-a | Güvenlik bakımından sakınca oluşturmayan, tehlikeli olmayan hükümlü (ikinci derece dahil kan veya kayın hısımlarından birinin ya da eşin ölümü) | Dış güvenlik görevlisi refakatinde, Cumhuriyet Başsavcısının onayıyla, yol hariç iki güne kadar |
Her iki fıkrada da kanun koyucu “izin verilebilir” ifadesini kullanmıştır. Bu nedenle cenaze izni mutlak bir hak değildir; şartların varlığına ve kamu makamlarının değerlendirmesine bağlıdır. Anayasa Mahkemesi de müdahalenin kanuni temelinin 94. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında bulunduğunu, meşru amacının ise infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması olduğunu kabul etmiştir. Uyuşmazlığın düğüm noktası, kanuni dayanak veya meşru amaç değil, ölçülülüktür.
🧭 Anayasa Mahkemesinin yerleşik ölçütleri
Kararda, mahpusların ölen yakınlarının cenazesine katılması, aile bireyleriyle iletişimi ve aile görüşlerinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde genel olarak pozitif yükümlülükler kapsamında değerlendirildiği hatırlatılmıştır. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarından süzülen ölçütler şu şekilde özetlenebilir:
- Daha geniş takdir yetkisi: Anayasa’nın 19. maddesi gereği hukuka uygun tutulmanın doğal sonucu olarak, idarenin mahpusların aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisi daha geniştir.
- Adil denge: Belirleyici olan, kurum güvenliği ile hükümlünün aile hayatına saygı hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasıdır.
- Taziye de kapsamda: Kanun koyucu izni yalnızca defin işlemiyle sınırlamamıştır; taziye ziyaretinin aile ilişkileri ve kültür bakımından önemi gözetilerek cenazeye katılma talebi taziyeyle birlikte ele alınır.
- Hızlı ve özenli değerlendirme: Yakını ölen mahpusun talebi somut koşullar dikkate alınarak mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmalıdır.
- Somut gerekçe: Talep karşılanamıyorsa zorunluluk hâlleri ve güvenlik riskleri somut olgu ve olaylara dayanılarak yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır.
Bu ölçütlere uyulmayan, taleplerin özenle değerlendirilmediği başvurularda Anayasa Mahkemesi daha önce de müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığına karar vermiştir. Somut karar, bu çizgiyi salgın dönemi ret kararlarına uygulayan örneklerden biridir. Mahpusların aile bağlarına ilişkin benzer bir değerlendirme için mahpus eşlerin çocuklarla aynı anda görüşü ve aileye yakın cezaevine nakil talebi yazılarına bakılabilir.
🦠 Salgın gerekçesi neden yetersiz bulundu?
Adalet Bakanlığı görüşünde, ölçülülük incelemesi yapılırken olay tarihi ve öncesindeki pandemi koşullarının göz önünde tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu koşulları yok saymamış; ancak salgının varlığının tek başına her talebin reddini haklı kılmadığını belirtmiştir. Kararın 16. paragrafında yer alan tespitler şöyle sıralanabilir:
- Başsavcılık kararında, COVID-19 salgınının yol açtığı bulaşma riskine ilişkin genel bir gerekçeyle yetinilmiştir.
- Sosyal mesafe ve maske kullanımı gibi tedbirler çerçevesinde talebin karşılanıp karşılanamayacağına dair hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.
- Başsavcılık, durumun gerektirdiği özeni gösterdiğini ve ilgili personelin görevlendirilmesi için alternatif çözümler denediğini ortaya koyamamıştır.
- Başvurucunun uzun süre görmediği babasının cenazesine ve taziyesine katılamamasının yol açtığı derin üzüntü, dengede ağır basan bir unsur olarak dikkate alınmıştır.
Bu tespitlerden sonra Anayasa Mahkemesi, ret gerekçelerinin başvurucunun çıkarları ile toplumun çıkarları arasında adil denge kurulmasına yönelik ikna edici, ilgili ve yeterli unsurlara sahip olmadığına karar vermiştir. Başka bir ifadeyle sorun, salgının bir risk unsuru olarak değerlendirilmesi değil, bu riskin somut olaya nasıl yansıdığının ve hangi tedbirlerle yönetilebileceğinin hiç tartışılmamasıdır. Kararda benzer sonuca ulaşılan 2020/35123 ve 2020/35000 başvuru numaralı kararlara da atıf yapılmıştır.
⚖️ Hüküm ve giderim
Anayasa Mahkemesi hüküm fıkrasında sırasıyla şu kararları vermiştir:
- Adli yardım talebinin kabulüne,
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna,
- Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine,
- Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine,
- Ödemenin, kararın tebliğini takiben Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; gecikme hâlinde yasal faiz uygulanmasına.
Giderim bölümünde, inceleme tarihi itibarıyla taziye törenine katılmanın artık mümkün olmadığı ve vefattan bu yana uzun süre geçtiği gözetilerek yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı belirtilmiştir. İhlalin sonuçlarının giderilmesi bu nedenle manevi tazminatla sağlanmıştır. Karar, bilgi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ve Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
🔎 Kararın infaz uygulamasına yansıması
Karar, mazeret izni talepleri bakımından yeni bir kural koymamakta, ancak yerleşik içtihadın olağanüstü dönemlerde de geçerliliğini koruduğunu göstermektedir. Kararın uygulamaya yansıyan yönleri şöyle özetlenebilir:
- Gerekçenin niteliği: Salgın, doğal afet veya benzeri genel bir risk gerekçe olarak gösterilebilir; ancak bu riskin somut talebe etkisinin ve alınabilecek tedbirlerin tartışılması beklenmektedir.
- Alternatiflerin araştırılması: Refakatçi personel görevlendirilmesi, maske ve mesafe gibi koruyucu tedbirler ya da süre kısıtlaması gibi seçeneklerin değerlendirilip değerlendirilmediği, ölçülülük denetiminde belirleyici olmuştur.
- Zaman unsuru: Cenaze ve taziye talepleri gecikmeye tahammülü olmayan taleplerdir; bu nedenle infaz hâkimliğine şikâyet yolunun tüketilmesi zorunlu görülmemektedir.
- Giderimin biçimi: Olayın tekrarlanması mümkün olmadığından ihlal tespiti ve manevi tazminat, bu tür başvurularda öne çıkan giderim yolu olmaktadır.
Kararın etkisi, izin talebinin mutlaka kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmez. 5275 sayılı Kanun’un 94. maddesindeki şartlar ve güvenlik değerlendirmesi yerinde durmaktadır. Anayasa Mahkemesinin aradığı şey, talebin reddedilmesi hâlinde bu sonucun somut olgulara dayanan, ikna edici bir gerekçeyle açıklanmasıdır.
❓ Sık sorulan sorular
Cenaze izni hükümlüler için mutlak bir hak mıdır?
Hayır. 5275 sayılı Kanun’un 94. maddesi “izin verilebilir” ifadesini kullanmaktadır. Anayasa Mahkemesi de bu imkânın mutlak olmadığını, şartların bulunmasına ve kamu makamlarının değerlendirmesine bağlı olduğunu kabul etmektedir. Ancak ret kararının somut ve yeterli bir gerekçeye dayanması aranmaktadır.
İzin yalnızca defin töreniyle mi sınırlıdır?
Anayasa Mahkemesine göre kanun koyucu izin kapsamını yalnızca defin işlemiyle sınırlamamıştır. Taziye ziyaretinin aile ilişkileri ve kültür bakımından önemi gözetilerek cenazeye katılma talebi taziyeyle birlikte değerlendirilmektedir.
Başvurucu infaz hâkimliğine gitmeden neden doğrudan AYM’ye başvurabildi?
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu daha önce, cenaze ve taziyeye katılma talepleri yönünden infaz hâkimliğine şikâyet yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığına karar vermişti. Bu kararda da aynı yaklaşım benimsenmiş ve başvuru kabul edilebilir bulunmuştur.
Yeniden yargılama yerine neden tazminata hükmedildi?
İnceleme tarihinde taziye törenine katılmak artık mümkün değildi ve vefattan bu yana uzun süre geçmişti. Anayasa Mahkemesi bu nedenle yeniden yargılamada hukuki yarar görmemiş, ihlalin sonuçlarını gidermek için net 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer yazıları Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, salgın döneminde cenaze ve taziye izni talebi reddedilen bir hükümlüye ilişkin tek bir başvuruya dayanır; hükümlünün statüsü, güvenlik değerlendirmesi ve ret gerekçesi farklı olan durumlarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



