Zamanaşımı Def’inden Feragat – Ankara BAM 21. HD 2026/807

Yargıtay bir dosyada “dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmeliydi” diyerek bozma kararı veriyor; dosya bölge adliye mahkemesine dönüyor ve duruşmada davalı şirketin vekili, zamanaşımı savunmasını artık ileri sürmediğini imzalı beyanla tutanağa geçiriyor. Bozma ilamının dayandığı tek gerekçe bir anda ortadan kalkıyor. 2000 yılında “istendiği an geri ödenecek, yüksek kâr verilecek” vaadiyle yatırım adı altında para veren bir tasarruf sahibinin davası, böylece yeniden esastan görülüyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin önündeki soru şudur: Davalı zamanaşımı def’inden vazgeçtiğinde, bu savunmaya dayanan bozma ilamı mahkemeyi hâlâ bağlar mı?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 23.06.2026 tarihli ve E.2025/1643, K.2026/807 sayılı kararıyla, bozma sonrası duruşmalı inceleme yaparak davanın kısmen kabulüne, davacının davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine ve 197.752,22 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline oy birliğiyle hükmetmiştir. Karara karşı temyiz yolu açıktır.
🗂️ Dokuz yıl süren bir dosyanın yolculuğu
Dava 25.08.2017 tarihinde Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Karar metninden izlenebilen aşamalar şöyledir:
- İlk derece (19.06.2018, 2017/602 E., 2018/479 K.): Davanın kısmen kabulüne, davacının şirket ortağı olmadığının tespitine ve 222.960,76 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
- İlk istinaf (29.12.2020, 2018/2407 E., 2020/1467 K.): Daire, davalının istinafını kabul ederek ilk derece kararını kaldırmış ve 3332 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.
- Yargıtay (11.10.2021, 2021/2004 E., 2021/5912 K.): Bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanmıştır.
- Anayasa Mahkemesi (18.04.2024): Davacının bireysel başvurusu üzerine, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.
- Yeniden yargılama (27.12.2024, 2024/1309 E., 2024/1624 K.): Daire bu kez davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.
- Yargıtay bozması (11.09.2025, 2025/2447 E., 2025/5304 K.): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davalının eyleminin haksız fiil olduğunu, zamanaşımı def’inin süresinde ileri sürüldüğünü ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığını; 765 sayılı TCK’ya göre uzamış ceza zamanaşımının 7,5 yıl olduğunu, 2000 yılında verilen para için 2017’de açılan davanın bu süreden sonra açıldığını belirterek kararı bozmuştur.
Aynı damardaki dosyalarda yeniden yargılama sürecinin nasıl işlediği için AYM ihlali sonrası yeniden yargılama yazısına bakılabilir.
💶 Belge karşılığı para toplama yöntemi
Davacı, davalı şirket yetkililerinin paranın istendiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kâr verileceği taahhüdüyle para topladığını, kendisinin de bu beyanlara güvenerek para yatırdığını ileri sürmüştür. Dava dilekçesinde 129.895 DM’ye karşılık 66.414 Euro üzerinden şimdilik 236.115 TL talep edilmiştir.
Daire, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal kararlarına atıfla bu şirketlerin fiili ve hukuki irtibat hâlinde birlikte hareket ettiklerini; “ortaklık durum belgesi”, “hisse senedi” gibi belgeler karşılığında, istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payıyla iade taahhüdüyle para topladıklarını aktarmıştır. Kararın tespitine göre para yatıranlar düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterilmiş, tahsil edilen paralar muhasebe kayıtlarına yansıtılmamış ve “ortak sermaye olarak koyduğunu geri isteyemez” kuralı iade taleplerine karşı kalkan olarak kullanılmıştır. Bu nedenle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, davalının eyleminin haksız fiil olduğu kabul edilmiştir.
Davalı ise davacının şirket ortağı olduğunu, ortağın sermaye payını geri isteyemeyeceğini, hile iddiasının ispatlanmadığını ve hisse senetlerinin nominal bedelinin düşülmesi gerektiğini savunmuştur. Daire, hisse senetlerinin hukuki geçerliliği olmadığından ortaklığa dayanak alınamayacağını ve nominal değer üzerinden düşüm yapılamayacağını belirtmiştir.
✍️ Bozmadan sonra gelen feragat beyanı
Kararı diğer holding dosyalarından ayıran nokta, bozma sonrası açılan duruşmadır. Davalı vekili 12.05.2026 tarihli celsede, vekâletnamesindeki özel yetkiye dayanarak aşamalardaki zamanaşımı def’ine ilişkin savunmayı ileri sürmekten feragat ettiğini imzalı beyanla bildirmiştir. Bunun yerine davacının 31.08.2005 tarihli vekâletnamedeki ortaklık ikrarına dayanarak davanın reddini, olmadığı takdirde dava dilekçesinde ikrar edilen 18.780 DM ile bir belgede yer alan 5.600 DM’nin düşülmesini istemiştir.
Daire bu beyanın sonucunu açıkça yazmıştır: Davalı vekili istinaf yargılaması sırasında zamanaşımı def’inden feragat ettiğinden, zamanaşımı yönündeki istinaf itirazı değerlendirilmemiş, Yargıtay’ın zamanaşımına ilişkin bozma ilamının değerlendirilmesi yoluna da gidilmemiştir. Hak düşürücü süreye ilişkin savunma ise uyuşmazlığa uygulanacak bir hak düşürücü süre bulunmadığı gerekçesiyle yerinde görülmemiştir.
Böylece bozma ilamının tek dayanağı olan savunma, davalının kendi iradesiyle dosyadan çıkmış ve Daire uyuşmazlığın esasını inceleyerek yeniden hüküm kurmuştur.
⚖️ Dairenin hükmü ve hesap
Daire, davanın kısmen kabulüne şu şekilde hükmetmiştir:
- Davacının davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine,
- 197.752,22 TL‘nin, aleyhe istinaf başvurusu da bulunmadığı gözetilerek dava tarihi olan 25.08.2017’den itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline,
- Fazlaya ilişkin talebin reddine,
- Duruşma bozma ilamı gereği açıldığından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun emsal kararı gözetilerek istinaf aşaması için taraflar yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına.
Hesaplama, davacının talebindeki kura bağlı kalınarak yapılmıştır. Talepteki TL tutarı Euro’ya bölündüğünde 1 Euro 3,5551 TL’ye karşılık gelmektedir; dava tarihindeki efektif satış kuru 4,1182 TL olsa da talep aşılamayacağından düşük kur esas alınmıştır. Davacının yedindeki hisse senetlerinin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmaması da, senetlerin hukuki geçerliliği bulunmadığı gerekçesiyle isabetli bulunmuştur.
📜 TBK 72, 160 ve 161: Zamanaşımının işleyişi
Kararın arka planındaki kurallar Türk Borçlar Kanunu’nda yer alır:
- TBK 72: Haksız fiilden doğan tazminat istemi, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar; ancak tazminat, ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı öngördüğü bir fiilden doğmuşsa bu süre uygulanır. Yargıtay’ın bozma ilamında uzamış ceza zamanaşımına dayanılması bu kuraldan kaynaklanmaktadır.
- TBK 161: Zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz. Zamanaşımı bir def’idir; borçlu dile getirmezse mahkeme kendiliğinden uygulamaz.
- TBK 160: Zamanaşımından önceden feragat edilemez. Hüküm, sürenin işlemeye başlamasından önce yapılan vazgeçmeleri yasaklar.
Somut dosyada feragat, zamanaşımı süresinin dolmasından ve hatta Yargıtay’ın bu nedenle bozma kararı vermesinden sonra, yargılama içinde açıklanmıştır. Daire bu beyanı geçerli kabul etmiş ve TBK 161’deki “ileri sürülmedikçe” ilkesinin doğal sonucu olarak zamanaşımını inceleme konusu yapmamıştır. Kararda feragatin bozmaya uyma kararıyla ilişkisine dair ayrıca bir tartışma yer almamaktadır; sonuç, davalının iradi beyanına dayandırılmıştır.
Holding dosyalarında zamanaşımı ve dürüstlük kuralı tartışmasının Anayasa Mahkemesi boyutu için holdinge yatırılan parada zamanaşımı yazısı ayrıca incelenebilir.
🔎 SPK kayıtları, ikrar ve mahsup
Daire, alacak miktarını belirlerken üç kaynağı birlikte kullanmıştır:
- SPK’dan celp edilen CD’ler: Davalı şirketlerin birleşme sürecinde Sermaye Piyasası Kuruluna sundukları listelerde davacıdan toplam 65.227 Euro tahsilat yapıldığı görülmüştür. Mali müşavir bilirkişi raporu bu kayıtlar üzerinden düzenlenmiştir.
- Davalının ödeme belgeleri: 02.08.2005 tarihli 871,25 Euro ve 31.08.2005 tarihli 1.640 Euro bedelli kasa tediye makbuzları ibraz edilmiş, davacı bunları inkâr etmemiştir.
- Davacının ikrarı: Davacı dava dilekçesinde kendisine 18.780 DM ödendiğini kabul etmiştir. Bu tutar 9.602,06 Euro’ya karşılık gelmektedir. Daire, belgelerle ispatlanan 2.511,25 Euro’yu bu ikrar edilen miktarın içinde kabul etmiş ve mahsubu 9.602,06 Euro üzerinden yapmıştır.
Sonuçta 65.227 Euro’dan 9.602,06 Euro düşülerek 55.624,94 Euro alacak bulunmuş; bu da talepteki kur üzerinden 197.752,22 TL’ye karşılık gelmiştir. İlk derece mahkemesinin 222.960,76 TL’lik hesabından farkın nedeni, davacının kendi ikrarının mahsupta dikkate alınmasıdır. Davalının 26.02.2000 tarihli 98.595 DM bedelli bir belgedeki tutarın da düşülmesi talebi ise, belgedeki miktarın davacının ortaklık durum belgesinde ödeme olarak görünmesi ve davalının bu belgeyi düzenleyen şirketlerle irtibatı inkâr etmesinin çelişki oluşturması nedeniyle kabul edilmemiştir.
Daire ayrıca yemin ve isticvap taleplerinin reddini de yerinde bulmuştur: Davanın temelindeki vakıalar SPK’nın 2000 tarihli raporu ve davalının SPK’ya sunduğu yazı ve CD içerikleriyle belirlendiğinden, isticvaba gerek görülmemiş; haksız fiil teşkil eden uygulamalar karşısında yeminin sonuca etkisi olmayacağı kabul edilmiştir. Ödeme mahsubunun aynı damardaki başka bir uygulaması için holding davasında ödeme mahsubu yazısına bakılabilir.
🙋 Merak edilenler
Yargıtay zamanaşımı nedeniyle bozduysa dava mutlaka reddedilir mi?
Zamanaşımından feragat her zaman geçerli midir?
Belge karşılığı para verenler şirketin ortağı sayılır mı?
Davacının kendisine yapılan ödemeyi kabul etmesi alacağı nasıl etkiledi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer içtihat değerlendirmelerine ise Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin Bedesten (mevzuat.adalet.gov.tr) üzerinden erişilen ve Yargıtay Karar Arama sisteminde yer alan kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karara karşı temyiz yolu açık olup kararın kesinleşip kesinleşmediği bilinmemektedir. Tutar ve hesaplamalar ilgili dosyadaki bilirkişi raporu ve taraf beyanlarına dayanır ve başka dosyalar için genellenemez. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



