Emsal KararlarTrafik Kazası

Trafik Kazasında İbraname Süresi – Yargıtay 4. HD 2026/4883

Kazadan kırk gün kadar sonra, çocuk hâlâ tedavi görürken anne ve baba noterde bir ibraname imzalar; birkaç yıl sonra gerçek zararın bunun çok üstünde olduğu ortaya çıkar. Sigorta şirketine iki yıl içinde dava açılmış olması, ibraname verilen yol yapım şirketlerine karşı da “bu ibraya bağlı değilim” demek yerine geçer mi? Ve davaya hiç itiraz etmeyen bir davalı, diğer davalının kazandığı bozmadan yararlanabilir mi? Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bordür taşlarına çarpan bir araçta yaralanan küçük yolcunun dosyasında bu iki soruyu ayrı ayrı cevaplamıştır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 28.04.2026 tarihli ve E.2023/8044, K.2026/4883 sayılı kararıyla, önceki bozma kararına uyarak davayı tüm davalılar yönünden reddeden bölge adliye mahkemesi kararını, davacının diğer temyiz itirazlarını reddederek, yalnız usulî kazanılmış hak yönünden bozmuştur. Karar duruşmalı incelemeyle, oy birliğiyle verilmiştir.

Kısa özet: 04.09.2012 tarihinde, cadde üzerinde bırakılan bordür taşlarına çarpan araçta yolcu olan çocuk yaralanmış ve malul kalmıştır. Anne ve baba 23.10.2012 tarihinde noterde düzenlenen ibraname ile 5.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat aldıklarını beyan ederek yol yapım işini üstlenen şirketleri ibra etmiştir. Aracın zorunlu trafik sigortacısına açılan dava poliçe limitiyle sonuçlanınca, bakiye zarar için yüklenici ve alt yükleniciye dava açılmıştır. Yargıtay daha önce, ibra edilen davalılara karşı Karayolları Trafik Kanunu m.111’deki iki yıllık süre içinde cayma iradesi açıklanmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğine karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi bu bozmaya uyarak davayı tüm davalılar yönünden reddetmiş; Yargıtay ise kanun yollarına başvurmayan davalı yönünden kesinleşen hükmün yeniden ele alınamayacağını belirterek kararı bozmuştur.

🚧 Bordür taşları, sigorta davası ve bakiye zarar

Dava dilekçesine göre, küçük davacının yolcu olarak bulunduğu araç 04.09.2012 tarihinde cadde üzerinde bırakılan bordür taşlarına çarpmış; tek taraflı kazada davacı yaralanarak malul kalmıştır. Yolda Karayolları Genel Müdürlüğü 15. Bölge Müdürlüğü ile davalılardan biri arasında imzalanan “Bitümlü Sıcak Karışım ile Kaplama Yapılması” işi yürütülmektedir.

Davacı taraf önce aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı asliye ticaret mahkemesinde dava açmıştır (2013/511 E., 2015/538 K.). Bu dava poliçe limitine göre sonuçlanmış ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Gerçek zararın çok daha yüksek olduğu ileri sürülerek bu kez yoldaki çalışmayı yapan yüklenici ve alt yüklenici şirketlere karşı eldeki dava açılmıştır. Talepler şöyledir:

  • Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 1.000,00 TL bakıcı gideri,
  • 200.000,00 TL manevi tazminat,
  • 23.12.2019 tarihli ıslahla sürekli iş göremezlik tazminatının 725.874,20 TL’ye, bakıcı giderinin 904.415,75 TL’ye yükseltilmesi.

Davalılardan biri, davanın zamanaşımına uğradığını ve asıl olarak 23.10.2012 tarihli noter ibranamesini savunma olarak ileri sürmüştür. Bu belgeye göre anne ve baba, kendi adlarına ve çocuk adına velayeten, maddi zararlara karşılık 5.000,00 TL ve manevi zararlara karşılık 20.000,00 TL aldıklarını beyan ederek kazanın karşı tarafını, iş sahiplerini ve şirket yetkililerini tamamen ibra etmiştir.

🏛️ İlk derece ve istinafın ilk hükmü

Asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla bakan asliye hukuk mahkemesi (2015/412 E., 2020/393 K.), 01.10.2020 tarihinde 725.874,20 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 904.415,75 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 1.630.289,95 TL’nin kaza tarihinden itibaren avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiş, manevi tazminat talebini reddetmiştir.

Bu karara karşı davacılar ile davalılardan yalnız biri istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (30.09.2021, 2021/91 E., 2021/882 K.) kararı kaldırarak sürekli iş göremezlik tazminatını 649.931,21 TL’ye indirmiş, toplam 1.554.346,96 TL’ye hükmetmiştir. İbraname savunmasını ise, ibranameden itibaren iki yıl dolmadan müteselsil sorumlu sigorta şirketine dava açıldığı ve bu nedenle sözleşmenin artık geçersiz sayılması gerektiği gerekçesiyle reddetmiştir.

📜 İlk bozma: KTK 111 ve cayma iradesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.09.2022 tarihli ve 2021/26261 E., 2022/10826 K. sayılı kararıyla bu sonucu dosya kapsamına uygun bulmamıştır. Bozmanın dayanağı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111. maddesidir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. Birinci fıkra ise kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaları geçersiz sayar.

Daire bu hükmü şu ilkelerle yorumlamıştır:

  • İbra belgesinin iptali için ayrıca ve açıkça dava açılması gerekmez; bu husus dava sırasında da ileri sürülebilir.
  • Belgenin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir.
  • İki yıllık süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece re’sen gözetilir.

Somut olayda sürücü, sigortacı ve yol yapım işini üstlenen davalılar davacıya karşı müteselsilen sorumludur. Davacı taraf iki yıllık süre içinde sigorta şirketine dava açmış, ancak ibra ettiği eldeki davanın davalılarına karşı ibranameden caydığını açıklamamıştır. Daireye göre sigortacıya açılan dava, ibra edilen diğer borçlulara yönelik bir cayma beyanı sayılamaz. Eldeki dava iki yıllık süre geçtikten sonra açıldığından, bu davalılar yönünden davanın reddi gerekir.

🔁 İkinci bozma: usulî kazanılmış hak

Bölge adliye mahkemesi (2023/572 E., 2023/703 K.) bozmaya uymuş ve davayı reddetmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde; ibranamenin kazadan yaklaşık kırk gün sonra, çocuk yoğun bakımdayken alındığı, makbuz hükmünde olduğu, ödenen miktarla gerçek zarar arasında açık orantısızlık bulunduğu, sigorta davasının ibraya bağlı kalınmak istenmediğini gösterdiği ve yaralamalı trafik kazalarında sekiz yıllık uzamış zamanaşımının uygulanması gerektiği ileri sürülmüştür.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu itirazları reddetmiştir. Gerekçesi, kararın bozmaya uygun olması ve daha önce temyiz edilip bozma kapsamı dışında bırakıldığı için kesinleşen yönlerin yeniden incelenememesidir.

Daire ancak başka bir hatayı tespit etmiştir. Davalılardan biri, ilk derece mahkemesinin hükmüne karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesinin ilk kararına karşı da temyiz yoluna başvurmamıştır. Bu davalı yönünden hüküm bozma kapsamı dışında kalmış ve kesinleşmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise davayı bu davalı yararına da reddederek, temyiz eden davacının aleyhine ve onun usulî kazanılmış hakkına aykırı biçimde yeniden hüküm kurmuştur.

Daire usulî kazanılmış hak ilkesini 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayandırmıştır. Buna göre bozmaya uyulmasıyla lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak doğar; ilke davaların uzamasını önlemeye, hukuki istikrarı ve kararlara güveni korumaya hizmet eder ve kamu düzeniyle ilgilidir. Bu nedenle hükmün bozma kararı dışında kalarak kesinleşen kısımları hakkında yeni bir karar verilemez.

Sonuç olarak bölge adliye mahkemesi kararı bozulmuştur. Duruşmada vekille temsil edilen davacı lehine kanun yollarına başvurmayan davalı şirketten 40.000,00 TL; diğer davalı lehine de davacıdan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücreti alınmasına hükmedilmiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

🔗 Müteselsil sorumlulukta ibra neden kişiye özgü?

İlk bozma kararında açıklanan müteselsil sorumluluk kurallarına göre alacaklı, borçlulardan hepsinden veya birinden borcun tamamını ya da bir kısmını isteyebilir; birinin yaptığı ödeme bu oranda diğerlerini de kurtarır.

İbrada ise farklı bir kural geçerlidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasına göre alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları ancak ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. İbra, kural olarak, yapıldığı kişiyle alacaklı arasındaki bir ilişkidir.

Kararın mantığı da bu yapıya dayanır. İbranameden cayma iradesi kime karşı açıklanmışsa, etkisi o borçlu bakımından doğar. Sigortacıya karşı açılan dava, ibraname verilen ve o davada taraf olmayan yol yapım şirketlerine yönelik bir irade beyanı içermediği için onlar bakımından süreyi durdurmamıştır. Benzer biçimde, bozma kazanan davalının elde ettiği sonuç, hükmü kesinleşmiş diğer davalıya kendiliğinden yayılmamıştır.

🧭 Karardan çıkan sonuçlar

Karar iki yönden aydınlatıcıdır:

  1. Süre davalı bazında hesaplanır. KTK 111/2’deki iki yıllık hak düşürücü süre, ibranamenin tarafı olan her borçlu için ayrı değerlendirilmiştir. Müteselsil sorumlulardan birine karşı açılan dava, diğerlerine karşı cayma iradesi yerine geçmemiştir.
  2. Kanun yoluna başvurmamanın sonucu kesinleşmedir. İlk derece hükmüne karşı istinaf ve temyiz yoluna gitmeyen davalı yönünden hüküm kesinleşmiş; sonraki bozma ve uyma aşamalarında bu davalı lehine yeni bir hüküm kurulması usulî kazanılmış hakka aykırı bulunmuştur.

Davacının ibranamenin alındığı koşullara ve açık orantısızlığa ilişkin itirazları ise esastan tartışılmamıştır. Bu konu, ilk bozmaya uyulmasıyla kesinleşmiştir. İş hukukunda ibranamenin geçerlilik şartlarına ilişkin bir karar için ibraname ne zaman geçersizdir yazısına bakılabilir. Trafik kazası davalarında başka bir usul meselesi için geç cevapta zamanaşımı def’i yazısına bakılabilir.

❓ Sorular ve cevaplar

KTK 111’deki iki yıllık süre için ayrı bir iptal davası şart mı?

Kararda aktarılan ilk bozma gerekçesine göre hayır. İptalin dava sırasında ileri sürülmesi ya da ibranamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması yeterlidir. Süre hak düşürücüdür ve mahkemece re’sen gözetilir.

Sigorta şirketine açılan dava neden yeterli görülmedi?

Yargıtay’a göre davacı taraf, iki yıl içinde sigortacıya dava açmış olsa da ibra ettiği yol yapım şirketlerine karşı ibranameden cayma iradesini açıklamamıştır. Müteselsil borçlulardan birine yöneltilen talep, ibra edilen diğer borçlulara karşı bir cayma beyanı olarak kabul edilmemiştir.

Uzamış ceza zamanaşımı itirazı neden sonuç doğurmadı?

Davacı, yaralamalı trafik kazalarında sekiz yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür. Daire bu itirazı ayrıca tartışmamış; kararın bozmaya uygun olduğunu ve bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşen yönlerin yeniden incelenemeyeceğini belirterek diğer temyiz itirazlarını reddetmiştir. Uyuşmazlık zamanaşımı değil, KTK 111’deki hak düşürücü süre üzerinden çözülmüştür.

İkinci bozmadan sonra dosyada ne olacak?

Dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Bozma gerekçesine göre, kanun yollarına başvurmayan davalı yönünden kesinleşen hükmün yeniden ele alınmaması gerekir. İbraname savunmasını ileri süren davalı yönünden ise ilk bozmaya uyularak verilen ret sonucu Yargıtay’ın eleştirisine konu olmamıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, trafik kazası ve tazminat alanındaki diğer kararlar Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Kararda ibranamenin geçerliliği esastan yeniden incelenmemiş, bu konu önceki bozma kararına uyulmasıyla kesinleşmiştir. İbranamenin içeriği, tarafları, cayma beyanının yöneltildiği kişi ve kanun yollarına kimin başvurduğu farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu