AYM Sonrası Holding Davası – Ankara BAM 21. HD 2026/730

Avrupa’da çalışan tasarruf sahiplerinden 1990’lı yıllarda “ortaklık durum belgesi” karşılığında toplanan paraların iadesi davaları, Türk yargısında yirmi yılı aşan bir geçmişe sahiptir. Bu davaların bir bölümü, 2019 yılında 3332 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. madde nedeniyle esası incelenmeden sonuçlandırılmış; ardından Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra dosyayı yeniden ele alan istinaf mahkemesinin ne yapacağı, yani yarım kalan yargılamanın hangi noktadan ve hangi ölçütlerle sürdürüleceği, bu kararın asıl konusudur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 10.06.2026 tarihli ve E.2025/563, K.2026/730 sayılı kararıyla, Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine hükmettiği bir holding davasında yeniden yargılama yapmış; davacının davalı holdingin ortağı olmadığını tespit ederek 80.006,45 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalılardan müteselsilen tahsiline karar vermiştir.
🗂️ Otuz yıla yayılan bir dosya
Karar metnine göre davacı taraf, yatırılan paraların istenildiği her an geri ödeneceği güvencesiyle davalı tarafa 66.107,00 DM yatırdığını, talep etmesine rağmen parasını geri alamadığını ileri sürmüştür. Dava 30/07/2015 tarihinde Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış; haksız fiil hükümlerine dayanılarak paranın yatırıldığı tarihten itibaren en yüksek avans faiziyle tahsili ve geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespiti istenmiştir. Davalı şirket ise zamanaşımı defi ile birlikte davacının ortak olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı geri isteyemeyeceğini savunmuştur.
Dosyanın aşamaları şöyle özetlenebilir:
| Tarih | Merci | Sonuç |
|---|---|---|
| 28/12/2017 | Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2015/848 E., 2017/1220 K.) | Kısmen kabul; ortak olunmadığının tespiti ve 92.216,05 TL |
| 29/12/2020 | Ankara BAM 21. HD (2018/1818 E., 2020/1513 K.) | 3332 sayılı Kanun geçici 4. madde gereğince karar verilmesine yer olmadığı |
| 15/11/2021 | Yargıtay 11. HD (2021/2218 E., 2021/6167 K.) | Onama |
| 24/10/2024 | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm (B. No: 2020/22944) | Mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali; yeniden yargılama |
| 10/06/2026 | Ankara BAM 21. HD (2025/563 E., 2026/730 K.) | Kısmen kabul; 80.006,45 TL ve dava tarihinden faiz |
🏛️ İhlal kararından sonra yeniden yargılama
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak 40. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Daireye gönderilmesini istemiştir. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrası, ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa dosyanın yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderileceğini ve bu mahkemenin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar vereceğini düzenler.
Daire de bu hükme dayanmıştır. Davanın geldiği aşama, uzun yargılama süreci ve tarafların tüm delillerinin dosyada bulunduğu gözetilerek duruşma açılmamış; taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiş ve inceleme dosya üzerinden yapılmıştır. Böylece önceki kararda hiç girilmeyen esas tartışma, yani tarafların ilk derece kararına yönelik istinaf itirazları ilk kez ele alınmıştır. Aynı holding grubuna ilişkin uyuşmazlıklarda Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesine örnek olarak holdingde zorunlu ortaklık karinesi yazısına bakılabilir.
🔍 Ortaklık mı, para toplama mı?
Daire uyuşmazlığı, davacıdan “Ortaklık Durum Belgesi” ve “Hisse Senedi” gibi belgeler karşılığında, istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile iade edileceği taahhüdüyle para tahsil edilip edilmediği ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı sorusu etrafında tanımlamıştır. Gerekçede, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin aynı gruba ilişkin önceki ilamlarına dayanılarak şu tespitler benimsenmiştir:
- grup şirketlerinin fiili ve hukuki irtibat hâlinde, birlikte hareket ederek para topladığı;
- ortağın sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceğine ilişkin kuralın kullanılarak para yatıranların düşük nominal bedellerle şeklen ortak gösterildiği;
- tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığı ve iade taleplerinin reddedildiği;
- bu nedenle taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı ve davalının haksız fiil hükümleri uyarınca sorumlu olduğu;
- dosyaya sunulan hisse senetlerinin hukuki geçerliliği bulunmadığından, bunların davalıya iadesine ayrıca hüküm kurulmasına gerek olmadığı.
Husumet itirazı da ticaret sicili kayıtlarına göre şirketin birleşme yoluyla davalı holdinge devredildiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Yemin ve isticvap taleplerinin karşılanmadığı yönündeki itiraz için ise Daire, vakıaların SPK’nın 2000 tarihli raporu ve davalı şirketlerin SPK’ya verdiği yazı ve CD içerikleriyle belirlendiğini, haksız fiil teşkil eden uygulamalar karşısında yeminin sonuca etkisi olmayacağını belirtmiştir.
⏳ Zamanaşımı savunması ve dürüstlük kuralı
Paraların 1998 ve 2000 yıllarında yatırıldığı, davanın ise 2015 yılında açıldığı düşünüldüğünde zamanaşımı savunması kararın en kritik başlığıdır. Daire, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bu gruba ve benzer yapılara ilişkin istikrar kazanmış içtihadını uzun alıntılarla aktarmıştır. Bu içtihada göre zamanaşımı defi kural olarak borçlunun meşru bir hakkıdır; ancak davacının dava açmaması için oyalandığı durumlarda dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir.
Somut olayda Daire şu olgulara ağırlık vermiştir: davalı bir yandan davacının ortak olduğunu savunurken diğer yandan paranın istenildiği an geri ödeneceğine inandırıp güven telkin etmiştir; şirket yöneticileri hakkındaki ceza davaları uzun sürmüştür; davalı hem ortaklık hem zamanaşımı savunmasını birlikte ileri sürerek çelişkili davranmıştır. Bu nedenlerle zamanaşımı itirazının TMK 2. maddedeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilmiştir. Daire ayrıca Anayasa Mahkemesinin bir bireysel başvuru kararına atıfla, yüksek mahkemenin istikrarlı içtihadının davacılar üzerinde oluşturduğu hukuki güvenin korunması gerektiğini vurgulamıştır. Konunun Anayasa Mahkemesi boyutu için holdinge yatırılan parada zamanaşımı yazısı da incelenebilir.
💶 Mark, Euro ve Türk lirası: tutar ve faiz
Davacı dava dilekçesinde 66.107 DM karşılığı 103.323,54 TL istemişti. Daire ise tutarı SPK’dan celp edilen kayıtlara göre belirlemiştir. SPK’nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekindeki CD’lerden davacının 18/04/1998 tarihinde 28.115,00 Euro ve 13/04/2000 tarihinde 2.096,00 Euro olmak üzere toplam 30.211,00 Euro yatırdığı anlaşılmış; 23/02/2000 tarihli bir belgedeki 4.000,86 Euro mahsup edilerek 26.211 Euro alacak bulunmuştur. Bu tutar dava tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru olan 3,0524 ile çarpılarak 80.006,45 TL’ye ulaşılmıştır.
Faiz başlangıcı bakımından Daire dikkat çekici bir gerekçe kullanmıştır. Kural olarak haksız fiilde faiz, ödeme tarihinden işler. Ancak davacının ödemesi yabancı para cinsinden, talebi ise Türk lirası cinsindendir. Euro alacağı dava tarihindeki kurla Türk lirasına çevrildiğinden davacı, o tarihe kadar Euro’nun Türk lirası karşısındaki değer kazancından yararlanmış sayılmıştır. Daire’ye göre bu kur esas alındıktan sonra geriye dönülerek ödeme tarihinden faiz işletilmesi, Türk lirası ile yabancı paraya uygulanan faiz oranları arasındaki fark gözetildiğinde haksız kazanca yol açacaktır. Bu nedenle faiz, dava tarihi olan 30/07/2015’ten itibaren işletilmiş ve ticari iş niteliği gözetilerek avans faizi uygulanmıştır.
Hüküm kısmında Daire; davanın kısmen kabulüne, davacının davalı holdingin ortağı olmadığının tespitine, 80.006,45 TL’nin avans faiziyle davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir. Karar oy birliğiyle verilmiş ve Yargıtay’da temyiz yolu açık tutulmuştur.
📜 İptal edilen geçici 4. madde
Daireyi 2020 yılında “karar verilmesine yer olmadığı” sonucuna götüren düzenleme, 5/12/2019 tarihli 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle 3332 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddedir. Resmî mevzuat sisteminde bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarının, Anayasa Mahkemesinin 18/5/2023 tarihli ve E.2020/11, K.2023/98 sayılı kararıyla iptal edildiği görülmektedir.
Bu tablo, eldeki kararın önemini artırmaktadır. Geçici madde nedeniyle esası incelenmeden kapanan dosyalarda bireysel başvuru sonucu verilen ihlal kararları, derece mahkemelerinin önüne yeniden gelmektedir. Ankara BAM 21. Hukuk Dairesinin aynı tarihte benzer nitelikteki başka bir yeniden yargılama dosyasında da karar vermiş olması, bu sürecin tek bir dosyayla sınırlı olmadığını düşündürmektedir. Kararda benimsenen yaklaşım; ortaklığın sahih olmadığı, zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı düştüğü ve yabancı paranın dava tarihindeki kurla çevrildiği durumda faizin dava tarihinden başlatılması şeklinde üç temel kabul üzerine kuruludur.
Öte yandan karar, istinaf incelemesine konu ilk derece kararındaki 92.216,05 TL’lik hüküm yerine SPK kayıtlarına göre daha düşük bir tutarı esas almıştır; yeniden yargılamada istinaf itirazlarının esastan incelenmesiyle hüküm miktarı da değişebilmektedir.
❓ Okuyucu soruları
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı davacıya doğrudan para ödenmesini mi sağladı?
Hayır. Anayasa Mahkemesi ihlal tespit etmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir. Paranın tahsiline ilişkin hüküm, yeniden yargılamayı yapan Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi tarafından, istinaf itirazlarının esastan incelenmesi sonucunda kurulmuştur.
Elde tutulan hisse senetleri neden iade ettirilmedi?
Daire, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları gözetildiğinde davacının elindeki hisse senetlerinin hukuki geçerliliği olmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle davalının hisse senetlerinin iadesine hükmedilmesi gerektiği yönündeki itirazına itibar edilmemiş, senetlere nominal değer atfedilerek indirim de yapılmamıştır.
Faiz neden paranın yatırıldığı tarihten başlatılmadı?
Çünkü Euro cinsinden belirlenen alacak, dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına çevrilmiştir. Daire, davacının bu tarihe kadar kur artışından yararlandığını, ayrıca geçmişe dönük faiz işletilmesinin Türk lirası ve yabancı para faiz oranları arasındaki fark nedeniyle haksız kazanç doğuracağını belirterek faizi dava tarihinden başlatmıştır.
Yeniden yargılamada duruşma yapılması zorunlu mu?
Bu dosyada duruşma yapılmamıştır. Daire, 6216 sayılı Kanun’un 50/2. maddesine dayanarak, delillerin dosyada bulunması ve önceki istinaf incelemesinin de duruşmasız yapılmış olması nedeniyle dosya üzerinden karar verilebileceğini kabul etmiş; taraflara yalnızca yargılamaya yeniden başlandığını tebliğ etmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin Bedesten sisteminde yayımlanan yeniden yargılama kararından derlenmiştir. Değerlendirme, belirli bir holding grubuna yurt dışında para yatıran tasarruf sahibinin somut dosyasına dayanır; yatırılan tutarın ispat biçimi, SPK kayıtları, dava tarihi ve önceki yargılama süreci farklı olan dosyalarda sonuç değişebilir. Bölge adliye mahkemesi kararları Yargıtay içtihadı niteliği taşımaz ve bu karara karşı temyiz yolu açıktır. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



