Emsal KararlarForex Hukuku

Aracı kurum yönlendirdi mi? – Yargıtay 11. HD 2025/5562

Türetilmiş bir cümle değil, telefonda söylenmiş birkaç kelime. Yatırımcı, pozisyonunu tam da kurun sıçradığı saatlerde kapattığını ve bunu aracı kurum çalışanının sözleri üzerine yaptığını söylüyorsa, uyuşmazlık artık piyasanın yönü hakkında değil, o birkaç kelimenin gerçekten söylenip söylenmediği ve söylendiyse yatırımcının iradesini nasıl etkilediği hakkındadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.09.2025 tarihli ve E.2025/993, K.2025/5562 sayılı kararında tam olarak bu soruyu, 10 Ağustos 2018 günü vadeli işlem ve opsiyon piyasasında yaşanan bir pozisyon değişikliği üzerinden ele almıştır.

Dosyanın hukuki düğümü şuydu: taraflar arasında hem aracılık çerçeve sözleşmesi hem de ayrı bir yatırım danışmanlığı sözleşmesi vardı. Yatırımcı, bu ikinci sözleşmenin varlığından hareketle aracı kurumun kendisini yönlendirdiğini ileri sürdü. Derece mahkemeleri ise sözleşmenin kâğıt üzerinde bulunmasıyla, o sözleşme kapsamında fiilen bir tavsiye verilmiş olmasının aynı şey olmadığını belirterek davayı reddetti. Daire bu yaklaşımı yerinde bularak hükmü onamıştır.

Kısa özet: Yatırımcı, 16.07.2018 tarihli aracılık çerçeve sözleşmesi ve aynı tarihli yatırım danışmanlığı sözleşmesi kapsamında aracı kuruma gönderdiği 85.000,00 TL karşılığında USD satın almış; 10.08.2018 tarihinde teminatının 20 katı tutarında alım emri verdiğini, ancak aracı kurum çalışanının asılsız beyanlarıyla uzun pozisyondan kısa pozisyona döndürüldüğünü ileri sürerek yaklaşık 110.000.000,00 TL zarar ve kâr kaybı hesabıyla şimdilik 10.000,00 TL talep etmiştir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi davayı reddetmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 22.09.2025 tarihinde kararı kesin olarak ve oy birliğiyle onamıştır.

📉 Kurun sıçradığı gün: dosyaya konu olan saatler

Kararda aktarılan anlatıma göre yatırımcı, aracı kuruma gönderdiği 85.000,00 TL karşılığında USD satın almış ve vadeli işlem ve opsiyon piyasasında uzun (alış) pozisyonda bulunmuştur. 10.08.2018 tarihinde USD kurunda başlayan yüksek artış üzerine, teminatının yaklaşık 20 katı tutarında yeni bir USD alım emri verdiğini ileri sürmüştür. Aynı gün içinde portföyündeki türev araçlar satılmış ve pozisyon kısa (satış) yönüne dönmüştür.

Yatırımcının hesabına göre, kurun sonrasında 7,40 TL seviyesine kadar çıkması nedeniyle, eğer uzun pozisyonda kalsaydı elde edeceği kazançtan yoksun kalmıştır. Dava dilekçesinde uğranılan zarar ile mahrum kalınan kâr birlikte yaklaşık 110.000.000,00 TL olarak ifade edilmiş; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutularak şimdilik 10.000,00 TL’nin, haksız fiil tarihi olarak nitelendirilen 10.08.2018’den itibaren ticari faiziyle tahsili istenmiştir. Kısmi dava yoluyla açılan bu tür taleplerde, dilekçede yazılı rakamın dosyanın gerçek büyüklüğünü değil, yalnızca ilk aşamada harcı yatırılan kısmı gösterdiği unutulmamalıdır.

💬 Yatırımcının iddiası: “beni yanılttılar”

Davanın merkezinde, aracı kurum çalışanına atfedilen dört ifade bulunmaktadır. Kararda bunlar; “Merkez Bankasının müdahale ettiği”, “alım emrinin yerine getirilemediği”, “Ağustos vadeli sözleşmenin tavan olduğu” ve “bu vadeden alım yapılamadığı” şeklinde aktarılmıştır. Yatırımcıya göre bu beyanlar asılsızdır ve kendisini, aslında hiç istemediği bir işleme, yani mevcut türev araçlarını satarak kısa pozisyona dönmeye yönlendirmiştir. Bu nedenle iradesinin sakatlandığı ileri sürülmüştür.

Yatırımcı ayrıca, 10.08.2018 tarihinden önce yaptığı vadeli işlem ve opsiyon piyasası işlemlerinin incelenmesi hâlinde kendi “yatırım alışkanlıklarının” ortaya çıkacağını, dolayısıyla o gün yaptığı işlemin kendi olağan davranış kalıbına aykırı olduğunun anlaşılacağını savunmuştur. Bu argüman, iradenin dışarıdan etkilendiğini geçmiş işlem örüntüsü üzerinden ortaya koymaya çalışan bir ispat yöntemidir. Davalı aracı kurum ise cevap dilekçesinde davanın reddini istemekle yetinmiştir.

📄 İki ayrı sözleşme: aracılık ve yatırım danışmanlığı

Dosyada taraflar arasında 16.07.2018 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satım Aracılığı Çerçeve Sözleşmesi ve ekleri ile aynı tarihli bir Yatırım Danışmanlığı Sözleşmesi bulunmaktadır. Bu ayrım önemlidir; çünkü 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 37. maddesinde yatırım hizmet ve faaliyetleri sayılırken, “sermaye piyasası araçlarıyla ilgili emirlerin alınması ve iletilmesi” ile “yatırım danışmanlığı” birbirinden ayrı bentlerde düzenlenmiştir. Yani emri alıp piyasaya ileten kuruluşun yaptığı iş ile müşteriye yatırım tavsiyesi veren kuruluşun yaptığı iş, kanunen aynı faaliyet değildir.

Uygulamada bu iki sözleşme çoğu zaman aynı gün, aynı evrak destesi içinde imzalanır. Karara konu dosyada da durum böyledir. Ancak kararın işaret ettiği nokta şudur: yatırım danışmanlığı sözleşmesinin imzalanmış olması, o sözleşme kapsamında somut bir yatırım tavsiyesinin verildiğini kendiliğinden göstermez. Sözleşmenin varlığı bir imkânı kurar; o imkânın fiilen kullanılıp kullanılmadığı ise ayrı bir vakıa olarak ortaya konulmalıdır.

⚖️ İlk derece ve istinaf: neden reddedildi?

İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/479 esas ve 2021/847 karar sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda üç tespit öne çıkmaktadır. Birincisi, zarara sebep olan işlemlerin davalı şirketin yönlendirmesiyle doğduğu iddiasının ispat edilememiş olmasıdır. İkincisi, anlık denilebilecek kadar kısa bir süre içinde değişebilen döviz piyasası gelişmelerine bağlı fiyat hareketleri nedeniyle yatırım kararlarının bizzat yatırımcı tarafından değiştirilebileceğidir. Üçüncüsü ise, davalı şirketle yatırım danışmanlığı sözleşmesi bulunmakla birlikte, yatırımcının davalının danışmanlığına müracaat ettiği ve davalının “yatırım danışmanlığı” sayılabilecek tavsiyelerde bulunduğu yönünde bir tespit yapılamamış olmasıdır.

Bu üç tespitin sonucu olarak mahkeme, iradenin davalı tarafça sakatlandığının ayrıca ispat edilemediğini ve meydana gelen zararın yatırımcının kendi kararlarından kaynaklandığını kabul etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/853 esas ve 2024/1941 karar sayılı kararıyla ilk derece kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddetmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise, uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde ilk derece kararında bir isabetsizlik bulunmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararını anılan Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca onamış; 22.09.2025 tarihinde kesin olarak ve oy birliğiyle karar vermiştir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

📚 Uyuşmazlığın hukuki çerçevesi

Daire, uyuşmazlığı “aracılık çerçeve sözleşmesi ve yatırım danışmanlığı sözleşmesi kapsamında yapılan işlemlerden dolayı oluşan kâr kaybının tespiti ile tazmini istemi” olarak nitelendirmiştir. Bu nitelendirme, dosyada tartışılması gereken unsurları da belirlemektedir:

  • Aracı kurum çalışanına atfedilen beyanların gerçekten yapılıp yapılmadığı,
  • Yapıldıysa bunların 6362 sayılı Kanun’un 37. maddesi anlamında bir yatırım danışmanlığı faaliyeti sayılıp sayılmayacağı,
  • Yatırımcının pozisyon değiştirme kararının bu beyanlardan mı yoksa kendi değerlendirmesinden mi doğduğu,
  • Ortada bir zararın ve mahrum kalınan kârın hesaplanabilir biçimde bulunup bulunmadığı.

Dosyada bu unsurların ilki ve üçüncüsü ispatlanamadığı için, diğerlerinin ayrıca tartışılmasına gerek kalmamıştır. Kaldıraçlı ve teminata dayalı işlemlerde tarafların yükümlülük dağılımı bakımından serideki kaldıraçlı işlemde teminat açığı kararı karşılaştırmalı olarak okunabilir.

🔍 İspat yükü kimin üzerinde?

6100 sayılı Kanun’un 190. maddesine göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Karara konu dosyada lehine hak çıkaran taraf yatırımcıdır; çünkü tazminat talebi, aracı kurum çalışanının belirli beyanlarda bulunduğu ve bu beyanların iradeyi etkilediği vakıasına dayanmaktadır.

Kararda dikkat çeken ayrım da burada belirginleşmektedir. Yatırım danışmanlığı sözleşmesinin dosyada bulunması, ispat yükünü kendiliğinden yer değiştirtmemiştir. Bilirkişi incelemesinde, yatırımcının davalının danışmanlığına başvurduğuna ve davalının tavsiye niteliğinde beyanda bulunduğuna dair bir tespit yapılamamıştır. Dolayısıyla sözleşme, iddia edilen görüşmenin içeriğini ispat eden bir delil olarak değil, yalnızca taraflar arasındaki hukuki ilişkinin çerçevesini gösteren bir belge olarak değerlendirilmiştir.

Kararın ikinci vurgusu, piyasanın kendi dinamiğine ilişkindir. Döviz piyasasındaki fiyat hareketlerinin anlık denilebilecek kadar kısa sürede değişebilmesi, yatırımcının aynı gün içinde kendi kararını değiştirmiş olmasını da olağan bir ihtimal hâline getirmektedir. Bu nedenle, pozisyonun beklenmedik biçimde kapatılmış olması tek başına dışarıdan bir yönlendirmenin kanıtı sayılmamıştır. Benzer bir ispat tartışması, üçüncü kişi eliyle yürütülen borsa işlemleri bakımından vekâletle borsa işlemi kararında da görülmektedir.

🧮 Kâr kaybı talebi neyi ifade eder?

Dosyada talep, iki kalemden oluşmaktadır: fiilen uğranıldığı ileri sürülen zarar ve elde edilemeyen kazanç, yani kâr kaybı. Daire, uyuşmazlığı doğrudan “kâr kaybının tespiti ile tazmini” olarak adlandırmıştır. Kâr kaybı taleplerinde hesaplama, gerçekleşmiş bir işlemin sonucuna değil, gerçekleşmemiş bir senaryonun varsayılan sonucuna dayanır: yatırımcı pozisyonunu koruyup kurun 7,40 TL seviyesine ulaşmasını bekleseydi ne kazanacaktı?

Bu tür bir hesap, doğası gereği kurulacak varsayıma bağlıdır. Pozisyonun hangi tarihte ve hangi seviyede kapatılacağı, teminatın yeterli olup olmayacağı, ara dönemde teminat tamamlama yükümlülüğünün doğup doğmayacağı gibi değişkenler sonucu doğrudan etkiler. Karara konu dosyada bu hesaplamaya sıra gelmemiş; sorumluluğun temelini oluşturan yönlendirme vakıası ispat edilemediği için talep kaynağında reddedilmiştir. Bu yönüyle karar, kâr kaybı hesabının ne kadar yüksek olduğunun, sorumluluğun kurulamadığı bir dosyada sonucu değiştirmediğini göstermektedir.

📌 Kararın pratik sonucu

Karar, sermaye piyasası uyuşmazlıklarında sözleşme tipinin tek başına belirleyici olmadığını ortaya koymaktadır. Yatırım danışmanlığı sözleşmesi imzalanmış olması, her zarar doğuran işlemin danışmanlık ilişkisi içinde gerçekleştiği anlamına gelmemekte; hangi görüşmenin, hangi tarihte, hangi içerikle yapıldığı ayrıca ortaya konulmadığında talep ispatsız kalmaktadır. Buna karşılık kararın, aracı kurumların bilgilendirme ve özen yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı sonucuna varılamaz; burada belirleyici olan, o yükümlülüğün ihlal edildiğinin somut olayda gösterilememiş olmasıdır.

İkinci pratik yansıma, hızlı hareket eden piyasalara özgüdür. Kararda, döviz piyasasındaki fiyat değişimlerinin kısalığına açıkça atıf yapılmış ve bu durum, yatırımcının kendi kararını gün içinde değiştirebilmesinin olağan bir ihtimal olduğu yönünde değerlendirilmiştir. Emrin iletilmesi ve gerçekleştirilmesi aşamasındaki kusur iddiaları bakımından serideki forex kazancının silinmesi kararı ile aracı kurumun edim yükümlülüğü bakımından ödenmeyen bonoda aracı kurum kararı tamamlayıcı örnekler arasındadır. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Yatırım danışmanlığı sözleşmesi varsa aracı kurum her zarardan sorumlu olur mu?

Karara konu dosyada böyle bir sonuca varılmamıştır. Sözleşmenin bulunduğu tespit edilmekle birlikte, yatırımcının davalının danışmanlığına müracaat ettiği ve davalının yatırım danışmanlığı sayılabilecek tavsiyelerde bulunduğu yönünde bir tespit yapılamadığı belirtilmiştir. Sorumluluk, sözleşmenin varlığından değil, somut olayda ortaya konulan davranıştan doğmaktadır.

Telefonda söylendiği ileri sürülen bir beyan nasıl değerlendirilir?

Karara konu dosyada çalışana atfedilen dört ayrı ifade dava dilekçesinde aktarılmıştır. Ancak yargılama sonunda bu beyanların yapıldığı ve yatırımcının iradesini sakatladığı sonucuna ulaşılamamıştır. 6100 sayılı Kanun’un 190. maddesi uyarınca ispat yükü, bu vakıadan lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Dava dilekçesinde 110 milyon TL yazması ne anlama gelir?

Bu rakam, yatırımcının zarar ile mahrum kalınan kârı birlikte değerlendirerek ifade ettiği toplamdır. Dava ise fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik 10.000,00 TL üzerinden açılmıştır. Talep sonucunda belirtilen tutar, mahkemece kabul edildiği anlamına gelmez; karara konu dosyada dava esastan reddedilmiştir.

Onama kararı kesin midir, başka bir aşama var mıdır?

Kararda, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca onanmasına 22.09.2025 tarihinde kesin olarak ve oy birliğiyle karar verildiği belirtilmiştir. Karar bu hâliyle o uyuşmazlığı sonuçlandırmaktadır; başka bir dosyada farklı deliller bulunması hâlinde ise değerlendirme o dosyanın kendi kapsamına göre yapılır.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Onama kararı yalnızca incelenen dosya bakımından sonuç doğurur; benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda delil durumuna göre farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu