Emsal KararlarMiras Hukuku

Borçlu Mirasçıya Payı Kadar Dava – Yargıtay 3. HD 2026/1706

Bir baba, sağlığında oğluyla yaşadığı uyuşmazlığı mahkemede sulhle bitiriyor; oğul, babasına milyonlarca liralık bakiye borcu taksitler hâlinde ödemeyi üstleniyor. Baba vefat ettiğinde borç henüz kapanmamıştır. Bu kez alacaklı, babanın terekesidir ve borçlu, mirasçılardan biridir. Diğer mirasçılardan ikisi, kendi miras payları oranındaki alacağı tahsil etmek için borçlu mirasçı aleyhine icra takibi başlatır. Karşılarına çıkan itiraz şudur: Tereke elbirliği mülkiyetine tabidir; alacak ancak bütün mirasçılar birlikte veya terekeye atanacak temsilci aracılığıyla istenebilir. Peki borçlu mirasçının kendisi de bu topluluğun içindeyken, diğer mirasçılar ondan yalnızca kendi paylarını isteyemez mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 26.03.2026 tarihli ve E.2026/1187, K.2026/1706 sayılı kararıyla, daha önce verdiği bozma kararına karşı İlk Derece Mahkemesinin direnme kararını oy birliğiyle onamış; terekeye ait bir alacağın borçlusu mirasçılardan biri olduğunda diğer mirasçıların ona karşı kendi payları oranında dava açabileceğini kabul etmiştir.

Kısa özet: Mirasbırakan 21.10.2018 tarihinde vefat etmiştir. Sağlığında oğluyla yaptığı sulh anlaşması ve taşınmaz satışına ilişkin sözleşme nedeniyle oğlunun ona taksitli bir borcu bulunmaktadır. İki mirasçı, payları oranındaki alacak için borçlu mirasçı aleyhine ayrı ayrı icra takibi başlatmış ve itirazın iptalini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi davaları kısmen kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinafı reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 24.02.2025 tarihinde, terekeye temsilci atanması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuş; İlk Derece Mahkemesi bu bozmaya direnmiştir. Daire, direnme kararını yerinde bularak onamıştır.

🧾 Sulhle kurulan borç ve iki ayrı takip

Davacıların anlatımına göre mirasbırakan, sağlığında oğlu olan davalıya karşı bir dava açmış, bu dava tarafların sulh olmasıyla sona ermiştir. Sulh anlaşmasında davalının mirasbırakana 4.700.000,00 TL bakiye borcu bulunduğu belirtilmiştir. Mirasbırakanın 21.10.2018 tarihinde vefatından sonra asıl davanın davacısı, 3/16 miras payına karşılık gelen 881.250,00 TL için davalı aleyhine icra takibi başlatmış; davalının itirazı üzerine itirazın iptali ve en az %20 icra inkâr tazminatı istemiyle dava açmıştır. Bir diğer mirasçı da aynı vakıalara dayanarak ayrı bir takip başlatmış ve açtığı dava asıl davayla birleştirilmiştir.

Davalı ise borcun bütünüyle muaccel olmadığını savunmuştur. Savunmaya göre baba ile oğul, borcun iki ayda bir 200.000,00 TL ödenerek kapatılması konusunda anlaşmış; davalı da babasının vefatına kadar bu düzene uygun ödemeler yapmıştır. Karar metnine aktarılan ödemeler şöyledir:

  • 13.11.2017, 23.01.2018, 08.05.2018, 18.07.2018 ve 17.09.2018 tarihlerinde 200.000,00’er TL,
  • 20.03.2018 ve 03.04.2018 tarihlerinde 100.000,00’er TL,
  • savunmada ayrıca, karar metninde yılı eksik yazılmış 18 Eylül tarihli 200.000,00 TL tutarında bir ödemeden daha söz edilmiştir.

Davalı, ölümden takip tarihine kadar geçen süredeki beş taksidi mahsuplaşma düşüncesiyle ödemediğini, sonraki taksitlerin ise henüz muaccel olmadığını ileri sürmüş, davacıların kötüniyetli olduğunu savunmuştur.

⚖️ Tereke alacağında kim dava açabilir?

Uyuşmazlığın merkezinde miras ortaklığının yapısı bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesine göre birden çok mirasçı varsa, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık doğar. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur ve terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf eder. Aynı maddeye göre mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, paylaşmaya kadar miras ortaklığına bir temsilci atayabilir.

Bu yapıdan çıkan genel kural, terekeye ait bir alacağın üçüncü kişiden istenmesinde mirasçıların zorunlu dava arkadaşı olmasıdır. Sitede yer alan miras payı oranında açılan hile davası yazısı, bu genel kuralın üçüncü kişiye karşı açılan bir davadaki görünümünü ele almaktadır.

İncelenen dosyayı farklı kılan nokta, alacağın borçlusunun üçüncü bir kişi değil, mirasçılardan biri olmasıdır. Borçlu mirasçı, kendisi de ortaklığın üyesi olduğu hâlde, diğerlerinin “hep birlikte” dava açması gerektiğini savunmaktadır.

🔄 Bozmadan direnmeye: yargılamanın seyri

İlk karar (15.03.2022): İlk Derece Mahkemesi, davalı ile mirasbırakan arasındaki sözleşmede taşınmaz bedelinin 5.000.000,00 TL olarak belirlendiğini; 11.07.2017 tarihinde 200.000,00 TL ve 19.07.2017 tarihinde toplam 100.000,00 TL ödendiğini; kalan miktarın periyodik olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını tespit etmiştir. Kalan borç için senet düzenlendiği ve senedin arkasına davalı tarafından “ciro edilemez” kaydı düşüldüğü de belirlenmiştir. Ödeme periyotları ve tanık beyanları dikkate alınarak iki aylık ödeme düzeni kabul edilmiş, takip tarihi itibarıyla muaccel olup ödenmeyen kısım bilirkişi aracılığıyla hesaplanmıştır.

Sonuçta asıl ve birleşen davalar ayrı ayrı kısmen kabul edilmiş, takiplerin 187.500,00 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 37.500,00’er TL icra inkâr tazminatına hükmedilmiştir. Davalının kötüniyet tazminatı talebi de kısmen kabul edilerek her bir davacıdan ayrı ayrı 138.750,00’er TL kötüniyet tazminatı alınmasına karar verilmiştir.

İstinaf (25.01.2024): Bölge Adliye Mahkemesi, kararda hukuka aykırılık görmeyerek tarafların istinaf başvurularını reddetmiştir.

Bozma (24.02.2025): Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ilk temyiz incelemesinde farklı düşünmüştür. Daireye göre davalı, mirasbırakanla arasındaki borç ilişkisini kabul ettiğinden alacak tereke alacağına dönüşmüştür; mirasçılık belgesine göre davacılar ve davalı dışında iki mirasçı daha vardır; terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması nedeniyle mirasçıların payı oranında talepte bulunması mümkün değildir. Bu gerekçeyle, terekeye atanacak temsilci aracılığıyla taraf teşkilinin sağlanması gerektiği belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmış ve İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.

Direnme: İlk Derece Mahkemesi bozmaya uymamış, önceki kararında direnmiştir. Mahkemeye göre davalı sözleşmeyi inkâr etmediğinden ortada karşılıksız bir kazandırma yoktur; alacak bir para alacağıdır ve niteliği gereği bölünebilir. Tereke alacaklarında kural olarak birlikte hareket zorunluluğu bulunsa da bölünebilen hak ve alacaklarda mirasçıların kendi payları oranında talepte bulunması mümkündür. Mahkeme bu görüşünü Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin E.2024/1033, K.2025/175 sayılı kararına da dayandırmış; davacıların açıkça kendi paylarını istediklerini, bu nedenle terekeye temsilci atanmasıyla bir eksikliğin giderilmesinin de söz konusu olamayacağını belirtmiştir.

🏛️ Dairenin vardığı sonuç

HMK’nın 373/5. maddesine göre ilk derece mahkemesi kararında direnirse ve bu karar temyiz edilirse inceleme, kararına direnilen dairece yapılır; daire direnme kararını yerinde görürse kendi kararını düzeltir, görmezse dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderir. Bu dosyada Daire, direnmeyi yerinde bulmuştur.

Daire gerekçesinde önce genel kuralı teyit etmiştir: Miras ortaklığı TMK’nın 701 ve devamı maddeleri uyarınca elbirliği mülkiyetine tabidir ve terekeye ait haklar üzerinde tasarruf niteliğindeki alacak davalarının, zorunlu dava arkadaşlığı gereği tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekir. Ardından istisnayı ortaya koymuştur: Terekeye ait bir hakkın borçlusu mirasçılardan biri ise, aksi yönde bir hüküm bulunmadığından diğer mirasçıların o mirasçıya karşı dava açabilecekleri kabul edilmektedir.

Somut olaya uygulandığında, taraflar aynı mirasbırakanın mirasçılarıdır ve davacılar, mirasbırakanın davalıdan olan alacağından kaynaklanan takibi kendi miras hisseleri oranında diğer mirasçıya karşı başlatmıştır. Daireye göre bu durumda mirasçıların birlikte dava açması zorunlu değildir; davacılar kendi adlarına dava açabilir. Taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları reddedilerek karar onanmıştır.

📎 Kararın tam metni: Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.03.2026 tarihli, E.2026/1187, K.2026/1706 sayılı kararının resmî metnine PDF olarak buradan ulaşabilirsiniz.

📅 Taksitlerin vadesi ve fiili teamül

Davanın esasında tartışılan ikinci mesele, kalan borcun tamamının mı yoksa yalnız vadesi gelmiş taksitlerin mi istenebileceğidir. Davacılar, sözleşmede iki aylık ödeme düzeninin yazılı olmadığını, borcun belirli bir vadeye bağlanmadığını ve davalının 17.09.2018 tarihinden sonra ödeme yapmadığını, bu nedenle bakiyenin tamamının muaccel olduğunu ileri sürmüştür.

Daire bu itirazları kabul etmemiştir. Gerekçede iki unsur öne çıkmaktadır:

  • Sözleşmede kalan borcun periyotlar hâlinde ödeneceği kararlaştırılmıştır.
  • Davalının mirasbırakanın sağlığında belli aralıklarla aynı miktarlarda yaptığı ödemeler, Dairenin ifadesiyle fiili teamül oluşturmuştur.

Bu nedenle takip tarihi itibarıyla muaccel hâle gelen borcun tespit edilerek bu miktar üzerinden karar verilmesi yerinde bulunmuştur.

🔍 Kötüniyet tazminatı tartışması

Davalı, ödemelerin banka kayıtlarında açıklamalı olarak bulunduğunu ve davacıların bunu bildiğini ileri sürmüştür. Davacılar ise mirasbırakanın banka hesabına erişimleri olmadığını, ödemeleri yargılama sırasında öğrendiklerini savunmuştur.

Daire gerekçesinde, alacaklıların alacağı kötüniyetle takibe koyduklarının ispat edilemediğini belirtmiş ve tüm temyiz itirazlarını reddetmiştir. Onanan hüküm ise İlk Derece Mahkemesinin kötüniyet tazminatına ilişkin kısmını da içeren direnme kararıdır. Karar metni, gerekçedeki bu tespit ile hüküm fıkrası arasındaki ilişkiyi ayrıca açıklamamaktadır; bu nedenle kararın kötüniyet tazminatı yönünden genel bir ilke olarak okunmasında temkinli olmak gerekir.

🧭 Kararın miras hukukundaki yeri

Karar, elbirliği mülkiyetinin genel kuralına pratik bir istisna getirmektedir. Dairenin yaklaşımıyla, borçlu mirasçıya karşı diğer mirasçılar kendi paylarıyla sınırlı olarak takip ve dava yoluna gidebilmektedir.

Aynı Daire bir yıl önce temsilci atanması gerektiği görüşüyle bozma kararı vermiş, direnme üzerine bu görüşünü değiştirmiştir. Bununla birlikte kararın, borçlunun mirasçılardan biri olduğu durumla sınırlı bir gerekçeye dayandığı unutulmamalıdır; üçüncü kişilere karşı açılan tereke alacağı davalarında birlikte hareket zorunluluğuna ilişkin genel kural gerekçede açıkça korunmuştur. Mirasçılar arasındaki diğer uyuşmazlık türleri için tek mirasçının istihkak davası ve taksim dışı kalan malın terekeye ait sayılması yazılarına da bakılabilir.

💬 Merak edilenler

Tereke alacağı kural olarak nasıl istenir?

TMK’nın 640. maddesine göre mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahiptir ve terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf eder. Daire de tasarruf niteliğindeki alacak davalarının, zorunlu dava arkadaşlığı gereği kural olarak tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerektiğini kararında teyit etmiştir. Aynı madde, paylaşmaya kadar sulh mahkemesince miras ortaklığına temsilci atanabileceğini de düzenlemektedir.

Bu davada istisna neden uygulandı?

Alacağın borçlusu üçüncü bir kişi değil, mirasçılardan biriydi. Daire, terekeye ait bir hakkın borçlusu mirasçılardan biri olduğunda aksi yönde bir hüküm bulunmadığından diğer mirasçıların ona karşı dava açabileceklerini belirtmiş ve davacıların kendi miras hisseleri oranında takip başlatmasını yerinde görmüştür.

Kalan borcun tamamı neden istenemedi?

Mahkemeler, sözleşmede kalan borcun periyodik olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını ve davalının mirasbırakanın sağlığında düzenli aralıklarla aynı tutarlarda ödeme yaptığını tespit etmiştir. Daire bu ödemelerin fiili teamül oluşturduğunu kabul etmiş, bu nedenle yalnız takip tarihi itibarıyla vadesi gelmiş taksitler üzerinden karar verilmesini yerinde bulmuştur. Takipler 187.500,00 TL üzerinden devam etmiştir.

Daire önceki bozma kararından neden döndü?

HMK’nın 373/5. maddesine göre direnme kararının temyizinde inceleme kararına direnilen dairece yapılır ve daire direnmeyi yerinde görürse kararını düzeltir. Bu dosyada İlk Derece Mahkemesi, alacağın bölünebilir bir para alacağı olduğunu ve davacıların açıkça kendi paylarını istediğini vurgulamış; Daire de direnme kararını yerinde bularak onamıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan direnme kararını onayan kararından ve kararda aktarılan ilk derece, istinaf ve bozma aşamalarından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir; karar metnindeki doktrin atfı yazıya alınmamıştır. Mirasçıların pay oranında dava açıp açamayacağı, alacağın niteliğine, borçlunun konumuna ve somut dosyadaki taleplerin içeriğine göre farklı değerlendirilebilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
🌐 English — international victims of online investment fraud