Finansal Tabloda Bilirkişi – Danıştay 13. D 2022/2271

Bir şirketin finansal tablosunda bir kalemin nereye yazıldığı, ilk bakışta yalnız muhasebecileri ilgilendiren teknik bir ayrıntı gibi görünür. Oysa halka açık bir şirkette bu tercih, dönem kârının yüksek ya da düşük görünmesi demektir ve yatırımcının şirket hakkında edindiği kanaati doğrudan etkiler. Bir enerji şirketi, bağlı ortaklık zincirindeki bir altın şirketinin halka arzından doğan geliri “menkul kıymet satış kârı” olarak gösterdiği için Sermaye Piyasası Kurulu’ndan idari para cezası almıştır. Şirketin elinde ise kendisini haklı bulan bir bilirkişi raporu vardır. İdari yargı hâkimi bu raporla bağlı mıdır; daha temelde, bir muhasebe standardına uyulup uyulmadığı bilirkişiye mi sorulmalıdır?
Danıştay 13. Dairesi, 25.05.2022 tarihli ve E.2016/3960, K.2022/2271 sayılı kararıyla davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararını gerekçe ekleyerek onamıştır. Daire, mahkemenin bilirkişi raporuna ilişkin iddiayı karşılamamasını gerekçeli karar hakkı yönünden eksik bulmuş; ancak uyuşmazlığın özel veya teknik bilgi gerektirmediğini, açıklamanın standartta aranan şartları karşılayıp karşılamadığını değerlendirmenin mahkemenin yetkisinde olduğunu belirtmiştir.
📊 Halka arz geliri hangi satıra yazılmalıydı?
Davacı şirket, faaliyet alanı enerji kaynaklarının araştırılması ve üretimi olan halka açık bir anonim şirkettir. Şirketin kontrol ettiği bir altın işletmesinin payları Kasım 2009’da kısmen halka arz edilmiş, davacı da halka arzdan belirli oranda pay almıştır. Kurul’un 30.12.2011 tarihli raporuna göre, şirketler topluluğu içindeki bir inşaat şirketinin elindeki altın şirketi paylarının halka arzından elde edilen 309.100.832,00 TL, davacının finansal tablolarında esas faaliyet dışındaki finansal gelirler arasında “menkul kıymet satış kârları” olarak izlenmiştir. Halka arz sırasında ve sonrasında alınan paylar da konsolidasyonda dikkate alınmamış; bilançoda dönen varlıklar altında alım satım amaçlı finansal yatırım olarak gösterilmiş ve dönem sonu değer artış ve azalışları gelir tablosuyla ilişkilendirilmiştir.
Kurul’a göre bu işlemlerin UMS 27 uyarınca muhasebeleştirilmesi gerekiyordu. Karar metninde aktarılan UMS 27’nin 30. paragrafına göre ana ortaklığın bağlı ortaklıktaki sahiplik oranı değişip kontrol kaybı olmadığında, değişimler özkaynak işlemi olarak muhasebeleştirilir; 31. paragrafa göre kontrol gücü olmayan payların düzeltildiği tutar ile ödenen veya alınan bedelin gerçeğe uygun değeri arasındaki fark doğrudan özkaynakta gösterilir. Kurul savunmasında, şirketin bu standarda uymayarak 2010 yılı kârını yüksek gösterdiğini ve bunun kamunun aydınlatılmasında fırsat eşitliğini etkilediğini ileri sürmüştür.
Savunma alınmasına ilişkin 13.01.2012 tarihli Kurul kararı ve şirketin 27.02.2012 tarihli savunmasından sonra, her finansal rapor için ayrı olmak üzere ilgili yılların alt sınırından toplam 125.478,00 TL idari para cezası uygulanmıştır. Dayanak, mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A maddesidir; bu hüküm Kanun’a dayalı düzenlemelere ve Kurul kararlarına aykırı hareket edenlere on beş bin liradan yüz bin liraya kadar idari para cezası öngörmekteydi.
🧭 Önce sulh ceza, sonra idare mahkemesi
Dosyanın izlediği yol, kararın gerekçesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Şirket, Kurul kararına karşı 01.10.2012 tarihinde (sonradan kapatılan) bir sulh ceza mahkemesinde itiraz etmiş; mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırmış ve rapor doğrultusunda 16.07.2013 tarihinde itirazı kabul etmiştir. Kurul’un itirazı üzerine asliye ceza mahkemesi 04.09.2013 tarihinde itirazı kabul ederek dosyayı sulh ceza mahkemesine iade etmiştir. Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi üzerine Yargıtay ilgili ceza dairesi, görevli yargı kolunun idari yargı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Böylece uyuşmazlık idare mahkemesine taşınmış; şirketin elinde ise ceza yargısı aşamasında alınmış, lehine kanaat bildiren bir bilirkişi raporu kalmıştır. İdare mahkemesi, işlemlerin özkaynak yerine dönen varlıklarda izlendiğinin sübuta erdiğini belirterek davayı reddetmiş; fakat bu bilirkişi raporu hakkında bir değerlendirme yapmamıştır.
🗂️ Şirketin ve Kurul’un temyiz aşamasındaki tezleri
Şirket temyiz dilekçesinde; işlemin somut verilere dayanmadığını, pay alımlarının yatırımcıyı korumak amacıyla yapıldığını, işlemin amaç unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu, Kurul’un uyarısı üzerine gerekli düzeltmelerin yapıldığını, finansal tabloların gerçeği yansıttığını, bağlı ortaklığına uygulanan idari para cezasının bilirkişi raporu alınarak iptal edildiğini ve bilirkişinin lehine görüş bildirdiğini ileri sürmüştür.
Kurul ise sermaye piyasası mevzuatına tabi şirketin finansal tablolarının şirketin durumunu yansıtması gerektiğini, bu bilginin yatırımcıları ilgilendirdiğini, finansal tablolarda başka hatalar da bulunduğunu ve UMS 1’in uygulandığının finansal tablolarda gösterilmediğini savunmuştur. Danıştay tetkik hâkimi de kararın Daire kararında belirtilecek gerekçeyle onanması gerektiği görüşündedir.
⚖️ Gerekçeli karar hakkı: karşılanmayan iddia
Daire, değerlendirmesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Anayasa’nın 36 ile 141. maddeleriyle başlamıştır. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi; silahların eşitliği, çekişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkını birlikte içerir. Daire, Anayasa Mahkemesinin 13.06.2013 tarihli ve 2013/1235 başvuru numaralı kararına da atıf yapmıştır. Bu karara göre mahkemeler tarafların her iddiasına cevap vermek zorunda değildir; ancak hükme esas gerekçelerin neler olduğunu ve olgularla hüküm arasındaki bağı ortaya koymak zorundadır.
Bu ölçüyle bakıldığında Daire, şirketin bilirkişi raporunun lehine olduğu ve dikkate alınması gerektiği yolundaki iddiasının işin esasına etkili olduğunu ve idare mahkemesince karşılanmadığını tespit etmiştir. Bu eksiklik, kararın bozulmasına değil, Danıştay’ın kendi gerekçesini ekleyerek onamasına yol açmıştır.
🔬 Bilirkişiye ne zaman başvurulur?
Daire, idari yargılamada bilirkişi incelemesinin 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre yapılacağını hatırlatmıştır. HMK’nın 266. maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren hâllerde bilirkişinin görüşüne başvurur; genel bilgi, tecrübe ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulamaz. Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesi de bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapamayacağını öngörür.
Daire ayrıca HMK 266’nın gerekçesine uzunca yer vermiştir. Gerekçede, hukuk kurallarını re’sen araştırıp olaya uygulamanın hâkimin işi olduğu ve hukuki sorunların en yetkin bilirkişisinin hâkimin kendisi olduğu vurgulanır. Buradan çıkan yöntem şudur: Önce uyuşmazlık tam olarak belirlenir, sonra bu uyuşmazlığın çözümü için özel veya teknik bilginin gerekli olup olmadığına karar verilir.
📑 UMS 1 istisnası ve açıklama şartı
Şirketin savunması, UMS 1’in 19 ve 20. paragraflarındaki istisnaya dayanıyordu. Karar metninde aktarılan bu hükümlere göre, bir standart kuralına uymanın finansal tabloların amaçlarıyla çelişecek kadar yanıltıcı olacağı çok ender durumlarda işletme o kuraldan ayrılabilir; ancak bu durumda finansal tablolarda şunları açıklamak zorundadır:
- Yönetimin, finansal tabloların finansal durumu, performansı ve nakit akışlarını gerçekçi biçimde gösterdiğine dair kararı,
- Uygulanabilir standartlarla uyumlu olunduğu, ancak gerçekçi sunuş için bir kuraldan ayrıldığı,
- Uygulanmayan standardın başlığı, kuraldan ayrılmanın niteliği, nedenleri ve tercih edilen uygulama,
- Standart uygulansaydı finansal tablo kalemleri üzerinde doğacak finansal etki.
Daire, Kamuyu Aydınlatma Platformu üzerinden şirketin finansal tablolarını incelemiştir. Şirketin altın şirketi paylarının halka arzıyla ilgili bazı açıklamalar yaptığı görülmüş; ancak UMS 1’in aradığı biçimde UMS 27’yi neden uygulamadığını, sapmanın nedenlerini ve bunun finansal etkisini açıklamadığı anlaşılmıştır. Daireye göre uyuşmazlık bu yönüyle özel veya teknik bilgi gerektirmemektedir; finansal tablodaki açıklamanın UMS 1 şartlarını karşılayıp karşılamadığını değerlendirmek mahkemenin yetkisindedir. Bu nedenle davanın reddi sonucunda isabetsizlik görülmemiş, idare mahkemesi kararı belirtilen gerekçe eklenerek oybirliğiyle onanmıştır.
🧩 Kararın öne çıkardığı noktalar
- Lehe bilirkişi raporu tek başına sonucu belirlemez: Ceza yargısı aşamasında alınmış ve şirket lehine görüş bildiren rapor, idari yargıda hukuki değerlendirmenin yerini almamıştır.
- Esasa etkili iddia karşılanmalıdır: Mahkemenin bilirkişi raporu iddiasına cevap vermemesi gerekçeli karar hakkı yönünden eksiklik sayılmış; Daire bu eksikliği kendi gerekçesiyle tamamlamıştır.
- Standarttan sapma açıklanmalıdır: UMS 1 istisnasına dayanan bir şirketin, sapmayı, nedenlerini ve etkisini finansal tablolarında göstermesi beklenmiştir; genel açıklamalar yeterli görülmemiştir.
- Görev uyuşmazlığı süreyi uzatır: Ceza yargısında başlayan itiraz, kanun yararına bozmayla idari yargıya dönmüş; karar, ilk raporlama döneminden on iki yıl sonra verilmiştir.
Finansal raporlama aykırılıklarında cezanın miktarına odaklanan bir başka değerlendirme GYO yöneticisine üst sınırdan ceza yazısında; bilirkişinin hukuki nitelendirme yapamayacağına ilişkin idari yargı içtihadı ise bilirkişi kusur oranı veremez yazısında incelenmiştir.
💡 Kısa sorular
Şirkete neden idari para cezası verildi?
Lehe bilirkişi raporu neden sonucu değiştirmedi?
Gerekçeyle onama ne demektir?
Bu karar hangi kanun dönemine aittir?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında bulunmaktadır; Sermaye Piyasası Kurulu kararlarına ilişkin diğer yazılar Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. İçerik, Danıştay 13. Dairesinin mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden yayımlanan gerekçeyle onama kararından derlenmiştir. Kaynakta şirket unvanları kısmen anonimdir; yazıda şirket adlarına yer verilmemiştir. Karar metnindeki doktrin atıfları PDF’te genel bir ifadeyle değiştirilmiştir. Karar, mülga 2499 sayılı Kanun dönemindeki finansal tablolara ve o tarihte uygulanan muhasebe standartlarına dayanır; standartlar ve sermaye piyasası mevzuatı sonradan değişmiştir. Benzer görünen bir durumda sonuç, finansal tablolardaki açıklamalara ve somut kayıtlara göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




