Forex Alacağının Temliki – İstanbul BAM 43. HD 2026/1279

Kaldıraçlı işlemlerden elde edildiği ileri sürülen bir kazanç, aracı kurum tarafından hesaptan silinmiştir. Hesap sahibi bu kazancı kendisi dava etmek yerine, alacağını bir şirkete temlik etmiş; davayı da temlik alan şirket açmıştır. Mahkemenin önündeki ilk soru, kazancın gerçekten silinip silinemeyeceği değil, çok daha önce gelen bir sorudur: Aracı kurumla yapılan çerçeve sözleşmede “yazılı rıza olmadan devir ve temlik yasaktır” hükmü varken, bu alacağı devralan üçüncü kişi aracı kuruma karşı dava açabilir mi?
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 18.06.2026 tarihli ve E.2026/569, K.2026/1279 sayılı kararıyla, sözleşmedeki devir yasağının geçerli olduğunu, bu yasağa rağmen yapılan temlikin temlik alana aracı kuruma karşı bir hak sağlamayacağını kabul etmiş ve davanın aktif husumet yokluğundan reddine ilişkin ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunu oy birliğiyle esastan reddetmiştir.
🔁 Silinen kazanç ve temlik sözleşmesi
Karar metnine göre dava dışı hesap sahibi ile davalı aracı kurum arasında 04.05.2015 tarihli Kaldıraçlı Alım Satım İşlemlerine Aracılık Çerçeve Sözleşmesi imzalanmıştır. Hesap sahibi, 27.05.2015 tarihinde bir döviz paritesinde açtığı işlemlerden 228.333,35 USD kazandığını ileri sürmüştür.
Davacı tarafın anlatımına göre hesap sahibine, emirlerin dava dışı bir kuruluşa iletildiği ve bu kuruluşça işlemlerin iptal edilmesi nedeniyle emirlerin ve kazançların silindiğine dair bir mesaj gönderilmiştir. Aracı kurumun e-postasında da, ilgili emir numaralarına ait pozisyonlara karşılık aracı kurumun başka bir kuruluş nezdinde korunma amaçlı aldığı pozisyonların karşı tarafça yanlış fiyat gerekçesiyle iptal edildiği ve işlemlerin çerçeve sözleşme gereğince iptal edildiği bildirilmiştir.
Hesap sahibi bu alacağını bir alacağın temliki sözleşmesiyle davacı şirkete devretmiştir. Davacı şirket; müşteri emirlerinin ve kazançlarının silinmesinin hukuka aykırı olduğunu, gerçekleşmiş bir müşteri emrinin iptalinin ilgili tebliğin 14.01.2016 tarihli değişikliğinden önce de sonra da mümkün olmadığını ileri sürmüş ve 1.000 USD alacağın 01.06.2015 tarihinden itibaren dövize uygulanan en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı aracı kurum ise hesap sahibinin böyle bir alacağının bulunmadığını savunmuş, 11.09.2025 tarihli bilirkişi raporuna karşı verdiği beyan dilekçesinde ayrıca sözleşmede devir yasağı bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
🏛️ İlk derece mahkemesi: Esasa girilmeden ret
İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2024/231, K.2025/776, 11.11.2025), çerçeve sözleşmenin “Devir ve Temlik” başlıklı 21.1. maddesine dayanmıştır. Bu madde, karar metnine aktarıldığı hâliyle şöyledir: “Taraflar, işbu Sözleşme’deki yükümlülüklerini yerine getirmekten bizzat sorumludur. Tarafların hiçbiri diğer tarafın yazılı rızası olmaksızın, İşbu Sözleşme’yi veya Sözleşme’den doğan hak ve yükümlüklerini kısmen veya tümüyle herhangi bir kişiye devir veya temlik edemez.”
Mahkeme, alacağın devrini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesini ve husumetin dava koşulu olduğuna ilişkin HMK 114/1-d hükmünü birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta eksikliğin sonradan giderilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar vermiştir. Bu sonuç, kazancın silinmesinin hukuka uygun olup olmadığı sorusuna hiç girilmediği anlamına gelir.
⚖️ İstinaf sebepleri ve dairenin cevabı
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle şu itirazları ileri sürmüştür:
- Akdi temlik yasağının bir def’i olduğu, hâkim tarafından resen dikkate alınamayacağı ve davalının bunu usulüne uygun ileri sürmediği,
- Sözleşmede “taraflar” ifadesi kullanılsa da aracı kurumun mevzuat gereği zaten temlik hakkı bulunmadığı, bu nedenle tek taraflı bir temlik yasağının emredici hükümlere aykırı olduğu,
- Devir yasağına ilişkin maddenin genel işlem koşulu niteliği taşıyıp taşımadığının değerlendirilmediği,
- Hesap ekstresinde kazancın hesaba geçtiğinin göründüğü, ekstrede temlik yasağına dair bir kayıt bulunmadığı ve temlik alanın bu kayda güvendiği; iyi niyetinin korunması gerektiği.
İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi bu itirazların hiçbirini yerinde görmemiştir. Daire, uyuşmazlığı alacağın temliki sözleşmesine dayalı alacak istemi olarak nitelendirmiş, sözleşmedeki devir yasağının açıkça düzenlendiğini ve geçerli olduğunu belirtmiştir. Gerekçede, yasağa rağmen alacağın temlik edilmesinin borçluya karşı temlik alana bir hak bahşetmeyeceği, borçlunun devralana karşı akdi devir yasağı savunmasında bulunabileceği ve devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işleminin ilke olarak geçersiz olduğu ifade edilmiştir. Daire bu sonucu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E.2023/4525, K.2024/6554 sayılı kararına atıfla desteklemiştir.
📄 Genel işlem koşulu itirazı kimin hakkı?
Kararın en öğretici bölümü, genel işlem koşullarına ilişkin değerlendirmedir. TBK 21’e göre karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşme kapsamına girmesi, düzenleyenin bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi vermesine, içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın bunları kabul etmesine bağlıdır; aksi hâlde bu koşullar yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
Daire, genel işlem koşulu bulunmasının bu düzenlemeleri kendiliğinden geçersiz kılmadığını hatırlatmış, ardından iki ayrı gerekçe ortaya koymuştur:
- Tacir ölçütü: TBK 20 vd. hükümleri tacirler hakkında da geçerlidir; ancak bu hükümler, TTK 18/2’deki basiretli iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğüyle birlikte değerlendirilmelidir. Kaldıraçlı işlemler yapan ve sözleşmenin tüm şartlarını kabul edip yıllarca itiraz etmeyen hesap sahibi bakımından, işlemlerden sonra devir yasağının genel işlem koşuluna aykırılık nedeniyle geçersiz sayılması mümkün görülmemiştir.
- Sözleşmenin tarafı olma ölçütü: Genel işlem koşuluna aykırılık iddiasını ileri sürme imkânı, sözleşmenin tarafı olan alacağı temlik edene aittir. Sözleşmeye taraf olmayan ve yalnızca alacak hakkını temlik alan üçüncü kişinin bu itirazı ileri sürmesi kabul edilmemiştir.
Bu ikinci gerekçe, uygulamada sık görülen bir yapıya doğrudan dokunmaktadır: Yatırım hesabından doğduğu ileri sürülen bir alacağın, hesap sahibi yerine başka bir kişi veya şirket tarafından dava edilmesi. Kararın yaklaşımına göre bu durumda temlik alan, sözleşmenin içeriğine yönelik itirazları kendi adına ileri süremeyecek; devir yasağı geçerli kabul edildiğinde dava esasa girilmeden sonuçlanacaktır.
🔎 Sıfat yokluğu: Def’i değil, itiraz
Davacının “temlik yasağı bir def’idir, davalı zamanında ileri sürmedi” itirazına karşı Daire, taraf sıfatına ilişkin yerleşik ilkeleri ayrıntılı biçimde aktarmıştır. Gerekçeye göre bir hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir ve kimin hak sahibi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir.
Daire, taraf sıfatının yokluğunun def’i değil, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilen ve mahkemece kendiliğinden nazara alınması gereken bir itiraz olduğunu belirtmiştir. Bu görüş Hukuk Genel Kurulunun 2004, 2007, 2009 ve 2010 yıllarına ait çeşitli kararlarına ve Yargıtay 21. ile 23. Hukuk Dairelerinin önceki kararlarına dayandırılmıştır.
Somut dosyada davalı, devir yasağını ilk kez bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde dile getirmiştir. Dairenin yaklaşımına göre bu durum sonucu değiştirmemektedir; çünkü sözleşme dosyada bulunmakta ve devir yasağı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkeme, dosyadan anlaşılabildiği sürece taraf sıfatını kendiliğinden gözetir.
Kaldıraçlı işlemlerde kazancın silinmesinin esasına ilişkin bir başka değerlendirme için forex kazancının silinmesi yazısına, ani fiyat hareketlerinde aracı kurumun müdahalesine ilişkin bir istinaf kararı için flash crash’te fiyat iddiası yazısına bakılabilir.
📌 TBK 183’ün iki fıkrası
Kararda dayanılan TBK 183’ün birinci fıkrası, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceğini düzenler. Dolayısıyla devir serbestisi kuraldır; ancak sözleşmeyle getirilen bir yasak bu serbestiyi sınırlayabilir. İncelenen kararda çerçeve sözleşmenin 21.1. maddesi tam da böyle bir sözleşmesel engel olarak değerlendirilmiştir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası ise şöyledir: Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez. Davacı taraf istinaf dilekçesinde, alacağı hesap ekstresine güvenerek temlik aldığını ve ekstrede temlik yasağına dair bir kayıt bulunmadığını ileri sürmüştür. Bölge adliye mahkemesinin gerekçesinde, hesap ekstresinin bu fıkra anlamında bir “yazılı borç tanıması” sayılıp sayılamayacağı ayrıca tartışılmamıştır.
Bu nokta, kararın temyiz incelemesinde gündeme gelebilecek hususlardan biridir. Karar, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olarak verilmiştir; Bedesten kaydında “kesinleşmedi” olarak görünmektedir. Yargıtay denetiminin sonucu henüz bilinmemektedir.
🧭 Merak edilenler
Aracı kurum hesabından doğan bir alacak başkasına temlik edilebilir mi?
Devir yasağının genel işlem koşulu olduğunu temlik alan ileri sürebilir mi?
Devir yasağı geç ileri sürülürse mahkeme yine dikkate alır mı?
Bu kararda silinen kazancın hukuka uygunluğu incelendi mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin Bedesten (mevzuat.adalet.gov.tr) üzerinden yayımlanan ve Yargıtay Karar Arama sisteminden teyit edilen istinaf kararından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karar temyiz yolu açık olarak verilmiş olup kesinleşmemiştir; Yargıtay incelemesinin sonucu bilinmemektedir. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara ve farklı sözleşme hükümlerine sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



