Kıymetli Madende İzin İptali – Danıştay 13. D 2025/4062

Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasasında işlem yapma izni alan bir aracı kuruluş, bir yıldan uzun süre hiç işlem yapmazsa bu izin kendiliğinden anlamını yitirir mi? Ve bu yaptırımın bir yönetmelikle öngörülmesi yeterli midir? Danıştay 13. Dairesi, 22.12.2025 tarihli ve E.2024/1787, K.2025/4062 sayılı kararıyla, faaliyetlerine kesintisiz bir yıl ara veren kıymetli maden aracı kuruluşunun faaliyet izninin iptalini hukuka uygun bularak davayı oy çokluğuyla reddetmiştir.
Karar yalnızca bir izin iptalini değil, finans piyasalarındaki idari yaptırımların hangi hukuki zemine oturması gerektiğini de tartışmaktadır. Dosya Danıştay içinde iki kez yön değiştirmiş, arada Anayasa Mahkemesi 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesini iptal etmiş ve kanun koyucu yeni bir düzenleme yapmıştır.
🪙 İşlemsiz geçen on dört ay
Olay, Hazine ve Maliye Bakanlığının Borsa İstanbul A.Ş.’ye gönderdiği 11.03.2019 tarihli yazıyla başlamıştır. Bakanlık, Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmelik’in 21. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gereken bir şirket bulunup bulunmadığını sormuştur.
Borsa İstanbul, 22.03.2019 tarihli cevabi yazısıyla Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında 01.01.2018–13.03.2019 tarihleri arasında işlem gerçekleştirmemiş aracı kuruluşların listesini göndermiş; davacı şirket de bu listede yer almıştır. Bunun üzerine 24.04.2019 tarihli Bakanlık Olur’u ile şirketin faaliyet izni iptal edilmiş, durum 06.05.2019 tarihli yazıyla şirkete bildirilmiştir.
Yönetmeliğin uygulanan hükmü şöyledir: “Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesi ile yasaklanan faaliyetlerde bulunan veya faaliyetlerine kesintisiz bir yıl süre ile ara veren kıymetli madenler aracı kuruluşlarının faaliyet izni Bakanlıkça iptal edilir.”
Davacı şirket hem bireysel işlemin hem de bu yönetmelik hükmünün iptalini istemiştir. İddialarına göre 1567 sayılı Kanun’da böyle bir yaptırım yoktur; işlemden önce savunma alınmamıştır; “ara verme” kavramının tanımı ve kapsamı belirsizdir; çalışma hakkı ihlal edilmiştir. Şirket ayrıca SPK’nın III-39.1 sayılı Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ’inin 65/1-(a) hükmünde benzer durum için iki yıllık süre öngörüldüğünü ileri sürmüştür. Bakanlık ise SPK Tebliği ile dava konusu Yönetmelik arasında bir ilgi bulunmadığını, işlem öncesinde savunma alınacağına dair bir kural olmadığını ve “faaliyet” ifadesinin yalnızca Borsa İstanbul’daki faaliyeti kastettiğini savunmuştur.
🔄 Dosyanın Danıştay içindeki yolculuğu
Dava, yönetmelik hükmüne yöneldiği için Danıştay 13. Dairesinde ilk derece olarak görülmüştür. Daire, 26.12.2022 tarihli ve E.2019/3051, K.2022/4968 sayılı ilk kararında iptal yönünde hüküm kurmuştur. Gerekçeye göre faaliyet izninin iptali, muhatabın mülkiyet hakkına müdahaledir ve Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca açık, belirli ve öngörülebilir bir kanuni temel gerektirir; 1567 sayılı Kanun’da ise faaliyet izninin iptalini öngören açık bir kural bulunmamaktadır.
Davalı idarenin temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 06.03.2024 tarihli ve E.2023/1819, K.2024/485 sayılı kararıyla Daire kararını bozmuştur. Kurulun bakışına göre düzenleme, yönetmelikle öngörülebilecek bir idari tedbirdir ve hukuki belirlilik şartlarını karşılamaktadır.
2577 sayılı İYUK’un 49/4 ve 50. maddeleri, Danıştay dava dairelerinin ilk derece sıfatıyla verdiği kararlar Kurulca bozulduğunda dairelere ısrar imkânı tanımamaktadır. Tetkik hâkimi ve Danıştay savcısı da bu nedenle davanın reddi gerektiği görüşünü bildirmiştir. Daire, 22.12.2025 tarihli kararında bozmaya uyarak Kurul kararında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar vermiş; ilk derece yargılama giderini davacı üzerinde bırakmış, temyiz yargılama gideri ile vekâlet ücretini davacıya yüklemiştir. Karara karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açıktır.
⚖️ İdari tedbir mi, idari ceza mı?
Kararın merkezindeki ayrım, Kurulun gerekçesinden aktarılmaktadır. İdari cezalarda muhatabın cezalandırılması amacı; idari tedbirlerde ise kamu hizmetinin aksamadan ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etmesi amacı ağır basar. Hizmetin düzgün işlemesini etkileyebilecek ihlalleri engelleyici ve durdurucu nitelikteki yaptırımlar tedbir; tedip ve cezalandırma boyutuna varanlar ise ceza olarak görülür.
Kurul bu noktada Anayasa Mahkemesinin E.2019/110, K.2021/85 sayılı kararına dayanmıştır. Bu karara göre idari tedbirler ceza niteliğinde değildir ve ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin bu tedbirlere uygulanma zorunluluğu yoktur. Tüm idari tedbirlerin kanunda tek tek sayılması mümkün değildir; yasal dayanağı bulunan, erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir düzenleyici işlemlerle de hukuki belirlilik sağlanabilir.
Somut olayda Kurul, 1567 sayılı Kanun ve 32 Sayılı Karar uyarınca Bakanlığın Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla tedbir alma ve ikincil mevzuatla idari tedbir öngörme yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Borsa İstanbul’da faaliyet izni verilen aracı kuruluşların piyasayı yanıltıcı, ekonomik güvenliği zedeleyici faaliyetlerinin önüne geçilmesi ve güvenli bir piyasa oluşturulması amacı gözetildiğinde, faaliyet izninin iptali cezalandırmaya değil sistemi kontrol altında tutmaya yönelik bir tedbir olarak nitelendirilmiştir. Bireysel işlem yönünden de Borsa kayıtlarıyla bir yıllık kesintisiz faaliyetsizliğin sabit olduğu, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Finans alanında ikincil düzenlemelere yöneltilen iptal taleplerinin başka bir örneği için serideki kripto varlıkla ödeme yasağı kararı, yönetmelik değişikliği ile haklı beklenti ilişkisi için ise ruhsat iptali ve haklı beklenti kararı incelenebilir.
🧷 Karşı oy: iptal kararı görülen davaya etki eder mi?
Kararı ilginç kılan asıl bölüm karşı oydur. Daire, başka bir dosyada (13.09.2024 tarihli ve E.2019/2259 sayılı kararıyla) 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatiyle itiraz yoluna başvurmuştu. Anayasa Mahkemesi 17.06.2025 tarihli ve E.2024/193, K.2025/136 sayılı kararıyla, döviz, kıymetli maden ve benzeri değerlere ilişkin karar alma yetkisini temel ilke ve çerçeve çizmeksizin Cumhurbaşkanına bırakan kuralı Anayasa’nın 7. maddesine (yasama yetkisinin devredilmezliği) aykırı bularak iptal etmiştir. Karar 15.10.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış; iptal hükmünün yayımdan dokuz ay sonra (15.07.2026) yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
Karşı oy yazan üyelere göre, Kurulun bozma kararından sonra ortaya çıkan bu yeni hukuki durum gözetilmelidir. Anayasa’nın 153. maddesindeki “iptal kararları geriye yürümez” kuralı yalnızca lafzi yorumlanırsa, Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış bir kuralın erteleme süresince uygulanması hukuken korunmuş olur; bu da Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolunun amacını boşa çıkarır. Karşı oya göre temel hak ve özgürlüklerin gerektirdiği hâllerde geriye yürümezlik katı uygulanmamalı, iptal kararı görülmekte olan davada dikkate alınmalıdır.
Karşı oy ayrıca 7555 sayılı Kanun’la yapılan yeni düzenlemelerde dava konusu işlemlere uygulanacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dolayısıyla yeni kanunun bu davada uygulanamayacağını; idarenin yeni kanuni düzenleme uyarınca yeniden işlem tesis edebileceğini belirtmiştir. Bu gerekçelerle yönetmelik hükmünün ve izin iptali işleminin iptali gerektiği görüşüyle çoğunluğa katılmamıştır.
🆕 1567 sayılı Kanun’da yeni dönem
Çoğunluk görüşü, kararın son kısmında mevzuattaki değişikliği de değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı henüz Resmî Gazete’de yayımlanmadan, 24.07.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7555 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun’un 4. maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Yürürlükteki 4. maddenin birinci fıkrasına göre ticari amaçla döviz alım satımı, Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyet, kıymetli maden rafinajı ve Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamındaki faaliyetler için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur. İkinci fıkra ise izin verilen anonim şirketlerin 5. madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti hâlinde izinlerini iptal etme yetkisini açıkça Bakanlığa tanımaktadır. Madde gerekçesinde de iptal yetkisinin kanun metnine daha açık dercedilerek yasal dayanağın güçlendirildiği ifade edilmektedir.
Daire bu kapsamda, 7555 sayılı Kanun’la değişik 4. madde uyarınca kıymetli maden aracı kurum ve kuruluşlarının faaliyet izinlerinin iptalinin önünde yasal bir engel bulunmadığını belirtmiştir. Böylece faaliyet izni iptalleri bakımından kanuni dayanak tartışması, ileriye dönük olarak büyük ölçüde kanun düzeyinde çözülmüş görünmektedir; geçmiş işlemler bakımından ise çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrılık, Kurulun temyiz incelemesinde yeniden gündeme gelebilecek niteliktedir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Kararda “faaliyete ara verme” nasıl belirlendi?
Faaliyetsizlik, Borsa İstanbul’un Bakanlığa gönderdiği 22.03.2019 tarihli yazıdaki listeyle tespit edilmiştir. Bu listeye göre davacı şirket Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında 01.01.2018–13.03.2019 arasında hiç işlem yapmamıştır. Bakanlık, yönetmelikteki “faaliyet” ifadesinin yalnızca Borsa İstanbul’daki faaliyeti kastettiğini savunmuştur.
SPK Tebliği’ndeki iki yıllık süre bu dosyada neden uygulanmadı?
Davacı, III-39.1 sayılı Tebliğ’in 65/1-(a) hükmünde benzer durum için iki yıllık süre öngörüldüğünü ileri sürmüştür. Davalı idare ise SPK Tebliği ile 1567 sayılı Kanun’a dayanan Yönetmelik arasında bir ilgi bulunmadığını savunmuş; Kurul ve Daire de izin iptalini Yönetmeliğin 21/1. maddesindeki bir yıllık süre üzerinden değerlendirmiştir.
Daire neden ilk kararındaki görüşünü sürdürmedi?
İYUK’un 49/4 ve 50. maddeleri uyarınca Danıştay dava dairelerinin ilk derece sıfatıyla verdiği kararlar İdari Dava Daireleri Kurulunca bozulduğunda dairelere ısrar imkânı tanınmamıştır. Daire bu nedenle bozma kararına uymak zorunda kalmış ve Kurulun gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 1567 sayılı Kanun’a ilişkin iptal kararı bu davayı neden değiştirmedi?
Çoğunluk, uyma zorunluluğu ve 7555 sayılı Kanun’la yapılan yeni düzenleme karşısında davayı reddetmiştir. İptal hükmü ayrıca Resmî Gazete’de yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girecek şekilde ertelenmiştir. Karşı oy ise temel hakların korunması için iptal kararının görülmekte olan davada dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Danıştay 13. Dairesinin E.2024/1787, K.2025/4062 sayılı kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır. Karar, İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olarak verilmiştir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru ve davalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



