Önceki Borca Verilen Çek – Yargıtay CGK 2026/188

Çek, bir inşaat şirketinin müdürü tarafından doldurulmuş ve ciro edilmiştir. Ancak keşideci olarak görünen kişinin o tarihte şirket adına imza yetkisi yoktur ve çek karşılıksız kalır. Ceza mahkemesi bu eylemi banka araç kılınarak işlenen nitelikli dolandırıcılık sayar ve mahkûmiyet kararını Yargıtay 11. Ceza Dairesi onar. Yıllar sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı başka bir noktaya dikkat çeker: Katılanın kendi sunduğu fatura, hakediş raporu ve tahsilat makbuzu, çekin daha önce yapılmış bir işin bedeli olarak verildiğine işaret ediyor olabilir. Borç çekten önce doğmuşsa dolandırıcılık suçu oluşur mu?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.03.2026 tarihli ve E.2025/222, K.2026/188 sayılı kararıyla, Başsavcılık itirazını değişik gerekçeyle kabul etmiş, 11. Ceza Dairesinin onama kararını kaldırmış ve mahkûmiyet hükmünü eksik araştırma nedeniyle bozmuştur. Karar, birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığı için ikinci müzakerede oy çokluğuyla verilmiş, on üye karşı oy kullanmıştır.
🧾 Yetkisiz imza ve 75.000 TL’lik çek
Karar metnindeki olgulara göre sanık, bir yapı ve telekomünikasyon şirketinin müdürüdür. Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre 08.05.2010 tarihli kararla şirketin önceki müdürü olan ortağın imza yetkisi iptal edilmiş, sanık on yıl için şirket müdürlüğüne atanmıştır. Suça konu çek ise imza yetkisi sona ermiş olan bu eski ortağın adına, 15.01.2011 keşide tarihli ve 75.000 TL bedelli olarak düzenlenmiştir.
Kriminal polis laboratuvarının 03.04.2012 tarihli ekspertiz raporuna göre çekin ön yüzündeki yazılar ve arka yüzündeki ciranta imzası sanığa aittir. Eski ortak hakkında aynı olay nedeniyle nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
Tarafların anlatımları birbirinden belirgin biçimde ayrılmaktadır:
- Katılan: Çelik işiyle uğraştığını, çeki yaptığı iş karşılığında hazır ve imzalanmış olarak aldığını, sonradan imza yetkisinin bulunmadığını öğrendiğini ve sanığın şirketiyle aralarında açık hesap bulunmadığını beyan etmiştir.
- Katılan vekili (27.03.2013 havale tarihli dilekçe): Çekin, sanığın şirketinin bir alışveriş merkezinden üstlendiği çelik işini katılanın işletmesinde yaptırması üzerine düzenlenen 20.09.2010 tarihli ve 80.387,70 TL tutarlı faturaya istinaden alındığını bildirmiş; 17.09.2010 tarihli sevk irsaliyeleri, 20.09.2010 tarihli hakediş raporu ve icmali ile 22.09.2010 tarihli ve 181 numaralı tahsilat makbuzunu sunmuştur.
- Sanık: Soruşturmada çeki düzenlemediğini ve imzaların kendisine ait olmadığını söylemiş; kovuşturmada ise çeki kendisinin keşide edip ciroladığını, ancak bankaya vermek için iş yerinde bulunan çeki eski ortağının habersiz alarak katılana verdiğini, katılanın şirketiyle ticari ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur.
🔁 Onamadan Ceza Genel Kuruluna
Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 31.12.2015 tarihli ve 171-442 sayılı hükmüyle sanığı TCK 158/1-f, 62, 52/2-4 ve 53 uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 125.000 TL adli para cezasıyla cezalandırmıştır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanık müdafiinin temyizi üzerine 27.12.2022 tarihinde hükmü onamıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.02.2025 tarihinde CMK 308 uyarınca itiraz etmiştir. İtiraza göre katılan vekilinin dilekçesi, hakediş belgeleri ve tahsilat makbuzu çekin önceden doğan bir borç için verildiğini göstermektedir; bu durumda eylem sabit olsa bile dolandırıcılığın yasal unsurları oluşmaz ve beraat kararı verilmesi gerekir.
11. Ceza Dairesi 09.04.2025 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Kurul, uyuşmazlığın esasen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı olduğunu, ancak Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca önce eksik araştırma bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
⏳ Hile, borçtan önce mi sonra mı?
TCK 157, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına yarar sağlamayı dolandırıcılık olarak tanımlar. TCK 158/1-f ise suçun bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler ve üç yıldan on yıla kadar hapis ile beş bin güne kadar adli para cezası öngörür.
Ceza Genel Kurulu, önceki kararlarına dayanarak dolandırıcılığın kurucu unsurlarını şöyle özetlemiştir:
- Failin hileli davranışlarda bulunması,
- Bu davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte, yani belli bir yoğunlukta olması; basit yalanın yeterli olmaması,
- Hile sonucunda mağdur veya başkası aleyhine, fail veya başkası lehine haksız yarar sağlanması ve hile ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması.
Kararın belirleyici kısmı zamanlamaya ilişkindir. Kurul’a göre hileli davranışın, yararın sağlanmasından önce veya onunla eş zamanlı gerçekleşmesi gerekir. Önceden oluşmuş bir zarar ya da doğmuş bir borç için hileli davranışta bulunulması hâlinde dolandırıcılık suçu oluşmaz; çünkü karşı taraf alacağının varlığından zaten haberdardır ve borç, kandırıcı davranışın sonucu olarak doğmamıştır. Kurul, istisnayı da belirtmiştir: Borcun yenilenmesi, yani eski borcun sona erdirilip yeni bir borç doğurulması amacıyla hile kullanılırsa, diğer unsurların da bulunması şartıyla suç oluşabilir.
Bu ilke, çekle yapılan ödemelerde özel önem taşır. Mal veya hizmet çekin teslimiyle eş zamanlı ya da çeke güvenilerek verilmişse hile ile zarar arasındaki bağ kurulabilir. İş önceden tamamlanmış ve fatura önceden kesilmişse, sonradan verilen karşılıksız veya yetkisiz imzalı çek, kural olarak var olan bir borcun ödenmemesi meselesine dönüşür. Benzer bir dosyada sahte çekle araç satın alınmasının nitelikli dolandırıcılık sayıldığı karar için sahte çekle ödenen araç bedeli yazısına bakılabilir; iki karar birlikte okunduğunda belirleyici farkın, malın çekle eş zamanlı mı yoksa önceden mi teslim edildiği olduğu görülmektedir.
🔍 Kurulun saydığı eksikler
Ceza Genel Kurulu, maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ortaya konulması gerektiğini, eksik araştırma bulunan durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemeyeceğini vurgulamıştır. Bu nedenle Başsavcılığın beraat talebini değil, araştırmanın tamamlanmasını esas almış; itirazı “değişik gerekçe ile” kabul etmiştir.
Katılanın açık hesap bulunmadığı yönündeki beyanı ile vekilinin sunduğu belgeler arasındaki çelişki karşısında, yerel mahkemece yapılması gerekenler şöyle sıralanmıştır:
- Katılanın yetkilisi olduğu şirketin ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi aracılığıyla incelenmesi,
- 20.09.2010 tarihli faturadaki malların ne zaman teslim edildiğinin belirlenmesi,
- Alışveriş sırasında ödemenin çekle yapılacağına dair bir anlaşma bulunup bulunmadığının tespiti,
- Gerekirse belgeler gösterilerek, sanığın şirketiyle aralarında cari hesap ilişkisi olup olmadığı konusunda katılanın ayrıntılı beyanının alınması,
- Ticari ilişki kapsamında suça konu çek dışında başka çek verilip verilmediğinin ve bunların ödenip ödenmediğinin kesin olarak saptanması.
Kurul, bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak duruma göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Dolayısıyla karar bir beraat kararı değildir; dosya, eksikler tamamlanmak üzere yerel mahkemeye gönderilmiştir.
🗳️ Karşı oy ve kararın sınırları
Karar, 04.03.2026’daki ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığı için 25.03.2026’daki ikinci müzakerede oy çokluğuyla verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on üye, itirazın reddedilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Karar metninde karşı oyun ayrıntılı gerekçesi yer almamaktadır.
Kararın kapsamına ilişkin birkaç not düşmek gerekir:
- Kurul, çekin önceden doğan borç için verildiğini tespit etmemiştir; yalnızca bu ihtimalin araştırılmadan hüküm kurulamayacağını belirtmiştir.
- Bozma, nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlıdır.
- Kararın ağırlığı, katılanın kendi beyanı ile vekilinin sunduğu belgeler arasındaki çelişkiden gelmektedir. Benzer bir çelişkinin bulunmadığı dosyalarda sonuç farklı olabilir.
Çekle dolandırıcılığın icra aşamasındaki farklı bir görünümü için sahte çekle haciz ve teşebbüs yazısı da incelenebilir.
🆕 7589 sayılı Kanun ve CMK 308
Bu dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK 308 uyarınca yaptığı itirazla Ceza Genel Kuruluna taşınmıştır. CMK 308’in birinci fıkrası, 7589 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilmiştir. Yeni metne göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları dışındaki tüm kararlarına karşı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir; sanık lehine itirazda süre aranmaz. Aynı Kanun’la eklenen dördüncü fıkra, istemin sanık veya onun adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar görmüş kişiler tarafından yapılabileceğini düzenlemektedir. Bu dosyadaki itiraz, değişiklikten önce, 20.02.2025 tarihinde yapılmıştır.
❓ Sorular ve cevaplar
Daha önce yapılmış bir işin bedeli için verilen karşılıksız çek dolandırıcılık sayılır mı?
Ceza Genel Kurulu sanığı beraat ettirdi mi?
Katılanın 'açık hesabımız yoktu' demesi neden yeterli görülmedi?
Kesinleşmiş bir onama kararına karşı Ceza Genel Kuruluna nasıl gidildi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer karar incelemelerine ise Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Sanık, katılan ve tanıkların kimliği kaynakta anonimdir. Karar bir bozma kararıdır; dosyanın yeniden yargılanması sonucunda farklı bir hüküm kurulabilir. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



