Şirket Parasıyla Hisse Alımı – Yargıtay 7. CD 2026/6608

Bir şirketin sermaye artırımı yapması, ortakların cebinden yeni para çıkması demektir. Peki şirket, sermaye artırımı kararının hemen ardından yöneticilerinin çevresinden yüksek bedelle hisse satın alır ve bu para birkaç el değiştirdikten sonra aynı gün yöneticilerin rüçhan hakkı ödemesi olarak şirkete geri dönerse ne olur? Bu yazıda ele alınan dosyada 87 milyon TL’yi aşan bir hisse alımı, bir sigorta şirketinin yönetim kurulu başkanı ve başkan yardımcısı hakkında açılan ceza davasının konusunu oluşturmuştur. Derece mahkemeleri beraat kararı vermiş, Yargıtay ise bu kararı eksik inceleme nedeniyle bozmuştur.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 08.06.2026 tarihli ve E.2025/1821, K.2026/6608 sayılı kararıyla, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na muhalefet suçundan sanıklar hakkında verilen beraat kararlarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararını, işlemin gerçek değerinin ve fiktif olup olmadığının uzman bilirkişi heyetince incelenmesi gerektiği gerekçesiyle Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle bozmuştur.
🔁 Aynı gün içinde dönen 87 milyon TL
Yargıtay’ın değerlendirme bölümünde aktardığı para akışı, dosyanın kilit noktasıdır. Karar metnindeki sıralama şöyledir:
- 15.06.2020: Şirketin yönetim kurulu, sermayenin 38.000.000 TL’den 125.000.000 TL’ye çıkarılmasına karar vermiştir.
- 01.07.2020: Sanıklardan birinin 2017 yılındaki boşanma davası kapsamında eski eşine bıraktığı şirket hisseleri, sermaye artırımı kararı alan şirket tarafından 87.405.009 TL karşılığında satın alınmıştır. Bedel aynı gün eski eşin hesabına gönderilmiştir.
- Aynı gün: Bu tutarın 76.012.637 TL’si ilgili sanığın şahsi hesabına, 10.217.306 TL’si bir sigorta aracılık şirketinin hesabına aktarılmıştır.
- Sanığın dağıtımı: Sanık, kendisine gelen 76.012.637 TL’nin 38.175.269 TL’sini diğer sanığa, 21.496.441 TL’sini kendi adına rüçhan hakkı ödemesi olarak yönetim kurulu başkanı olduğu şirkete, 16.340.927 TL’sini ise sanıkların 11.01.2018’de eşit paylarla kurdukları holding şirketine göndermiştir.
- Diğer sanığın dağıtımı: Diğer sanık, kendisine gelen 38.175.269 TL’nin 21.834.343 TL’sini kendi adına rüçhan hakkı ödemesi olarak şirkete, 16.340.927 TL’sini aynı holding şirketine aktarmıştır.
- 09.12.2020: Satın alınan şirket, taksitleri 2021 Kasım ayında başlamak üzere 10 taksitte ödenecek şekilde 92.500.000 TL’ye başka bir şirkete satılmıştır.
- Sonrası: Yalnız iki taksit ödenmiş; bu ödemeler de sanıkların gönderdiği paralarla, sanıkların yetkilisi olduğu şirketin acentesi tarafından yapılmıştır. Alıcı şirket taahhütlerini yerine getiremediğinden sözleşme 05.08.2022’de feshedilmiştir.
Katılan vekilinin temyiz dilekçesinde belirtildiğine göre şirket, sermaye açığının kapatılması için kurumca defalarca uyarılmış, 2020 yılı Nisan ayı sonuna kadar sermaye artırımı yapılmaması hâlinde ruhsatların iptal edileceği bildirilmiş ve bu süre pandemi nedeniyle bir süre daha uzatılmıştır. Katılana göre sanıklar, kişisel sermaye yükümlülüklerini dolaylı olarak şirketin kendi parasıyla yerine getirmiştir.
🏛️ Beraatten bozmaya uzanan süreç
İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 24.10.2023 tarihli kararıyla 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na muhalefet suçundan açılan davada sanıkların beraatine karar vermiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesi (2024/1085 E., 2024/2801 K.), katılan vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Katılan vekili temyizde özetle; şirket varlıklarının muvazaalı işlemlerle zimmete geçirildiğini, şirketten çıkarılıp yeniden sermaye olarak konulan tutarın zimmet ve aktif azaltıcı işlem niteliğini ortadan kaldırmadığını, tahsili mümkün olmayan bir alacağın bilançoya yansıtıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının uzman kişilerce hazırlanmadığını ve değerleme raporunun SPK standartlarında olmadığını ileri sürmüştür. Tebliğname, temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması yönündedir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi ise Tebliğname’ye aykırı olarak, iki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını CMK m.302/2 uyarınca oy birliğiyle bozmuştur: Birincisi, işlemlerin niteliğinin uzman bir bilirkişi heyetince incelenmemesi; ikincisi, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 01.07.2020 yerine 2022 olarak gösterilmesi. Dosya, CMK m.304/2-a uyarınca İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir.
📜 Sigortacılık Kanunu’nda aktif azaltıcı işlem ve zimmet
Yargıtay’ın incelenmesini istediği sorular, doğrudan 5684 sayılı Kanun’daki iki ayrı düzenlemeye karşılık gelir:
- Aktif azaltıcı işlem yasağı (m.19/1): Sigorta şirketlerinin ortakları, yönetim kurulu üyeleri, denetçileri ve çalışanları şirket kaynaklarını dolaylı ya da dolaysız kullanamaz, iyiniyet kurallarına aykırı olarak aktifin değerini düşüren işlemlerde bulunamaz ve hiçbir surette örtülü kazanç aktarımı yapamaz.
- Bu yasağın cezai yaptırımı (m.35/17): Yasağa aykırı davrananlara bin güne kadar; aykırılığın iyiniyet kurallarını ihlal edecek şekilde aktifin değerini düşürmesi hâlinde ise iki bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür. Adli para cezası, aktifte gerçekleşen azalmanın yüzde beşinden az, yüzde yirmisinden fazla olamaz.
- Zimmet (m.35/3): Yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupların, görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafaza, denetim ve sorumlulukları altındaki kuruluşa ait para veya varlıkları zimmetlerine geçirmeleri altı yıldan on iki yıla kadar hapis cezasını gerektirir.
- Nitelikli zimmet (m.35/4): Zimmet, kuruluşu aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak hileli faaliyetle işlenmişse ceza on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve adli para cezasıdır; adli para cezası zararın üç katından az olamaz.
Yargıtay’ın gerekçesindeki ifadeler bu düzenlemelerle birebir örtüşmektedir: Daire, yapılan işlemlerin “şirket kaynaklarının dolaylı ya da dolaysız kullanımı, iyiniyet kurallarına aykırı olarak aktifin değerini düşüren işlemlerde bulunulması veya örtülü kazanç aktarımı” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin; ayrıca sanıkların kuruluşa ait parayı zimmetlerine geçirip geçirmedikleri ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak hileli faaliyette bulunup bulunmadıklarının kesin olarak tespit edilmesini istemiştir.
📉 Değerleme raporu neden yetersiz görüldü?
Yargıtay, ilk bakışta sanıklar lehine olan bir tespiti de kararında açıkça kabul etmiştir: Satın alınan şirketin durumuna ilişkin 07.04.2020 tarihli değerleme raporundaki ortalama değer dikkate alındığında, hisse alımı için ödenen bedel şirketin zararına bir sonuç doğurmamış görünmektedir. Ancak Daire, bu tespiti üç nedenle yeterli bulmamıştır:
- Raporu hazırlayan kurumun kendi açıklaması: 09.02.2024 tebliğ tarihli yazılı beyana göre rapor, özel amaçlı kullanım için hazırlanmıştır ve Sermaye Piyasası Kurulu değerleme standartları kapsamında değerlendirilemez. İş planlarının gerçekleşebilirliği ve güvenilirliği test edilmemiş, alınan şirketin geçmiş dönem finansal tabloları bağımsızlık ilkeleri çerçevesinde ayrıca denetlenmemiş, finansal inceleme veya durum tespit çalışması yapılmamıştır.
- Sonraki satışın akıbeti: Şirket 92.500.000 TL’ye satılmış ancak yalnız iki taksit ödenmiş; bu taksitler de sanıkların gönderdiği paralarla ve sanıkların şirketinin acentesi aracılığıyla karşılanmıştır.
- Denetim raporunun tespiti: 14.06.2021 tarihli denetim raporuna göre satış bedeli nominal olarak alış bedelinden yüksek olsa da vadeli tahsil edildiği için net değeri daha düşüktür; alış tutarı satış tarihine kadar vadeli mevduatta tutulsaydı 3.143.300 TL gelir elde edilecekti. Rapor, yatırımın şirket lehine sonuç vermediği sonucuna ulaşmıştır.
Bu tablo, “hisseye ödenen bedel değerleme raporuyla uyumlu” tespitinin tek başına beraat için yeterli olmadığını göstermektedir. Değerlemenin hangi standartta ve hangi verilere dayanılarak yapıldığı, sonucun güvenilirliğini doğrudan etkilemiştir.
🔬 Yargıtay’ın istediği bilirkişi heyeti
Daire, yeniden yapılacak incelemede cevaplanması gereken soruları ve incelemeyi yapacak heyetin yapısını açıkça belirlemiştir.
Cevaplanması gereken sorular:
- 01.07.2020’de alınıp 09.12.2020’de taksitle satılan şirketin suç tarihindeki somut durumu ve değeri nedir?
- İddianame konusu işlemler içinde, gerçek bir alım-satım ve gerçek para hareketine dayanmayan fiktif işlem var mıdır?
- Sanıkların yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin değerinde, satın alma işlemi nedeniyle bir azalma meydana gelmiş midir?
Heyetin yapısı: Sigorta murakıbı, emekli Sayıştay denetçisi ve banka-sigorta hukuku alanında uzman üniversite öğretim üyesinden oluşan bir bilirkişi heyeti.
Kararın uygulamadaki önemi burada yatmaktadır: Şirket kaynaklarıyla yapılan hisse alımlarında suçun oluşup oluşmadığı, çoğu zaman tek bir değerleme raporuna değil, para akışının bütününe, işlemlerin gerçekliğine ve şirketin mali yapısındaki etkiye bağlıdır. Yargıtay, bu çok katmanlı değerlendirmenin uzmanlık alanları farklı kişilerden oluşan bir heyetle yapılmasını istemiştir. Daire, ayrıca gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 01.07.2020 yerine 2022 olarak gösterilmesini de bağımsız bir hukuka aykırılık olarak saymıştır; zamanaşımı ve kanun uygulaması bakımından suç tarihinin doğru belirlenmesi ayrıca önem taşır.
Benzer sorunun ticaret hukuku boyutu için, örtülü kazanç aktarımında zarar şartının tartışıldığı örtülü kazanç aktarımında zarar kararı ve kıyı bankasına aktarılan mevduatta yönetici sorumluluğunu ele alan offshore mevduatta yönetici sorumluluğu kararı incelenebilir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası ve Emsal Kararlar arşivi üzerinden ilgili bilgilere ulaşılabilir.
❔ Sorular ve cevaplar
Yargıtay sanıkların suçlu olduğuna mı karar verdi?
Hayır. Yargıtay, suçun oluşup oluşmadığı konusunda bir sonuca varmamıştır. Beraat kararını, işlemlerin değeri ve gerçekliği uzman bir heyetçe incelenmeden verildiği için eksik incelemeye dayalı bulmuş ve bozmuştur. Sanıkların hukuki durumu, yeni bilirkişi raporu alındıktan sonra ilk derece mahkemesince yeniden değerlendirilecektir.
Paranın sermaye olarak şirkete geri dönmesi suçu ortadan kaldırır mı?
Katılan vekili, şirketten çıkarılıp yeniden sermaye olarak konulan tutarın aktif azaltıcı işlem ve zimmet niteliğini ortadan kaldırmadığını savunmuştur. Yargıtay bu konuda kesin bir hüküm kurmamış; ancak para akışının bütününü ayrıntılı biçimde aktararak işlemlerin 5684 sayılı Kanun m.19 ve m.35 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Değerleme raporunun SPK standartlarında olmaması neden önemliydi?
Raporu hazırlayan kurum, raporun şirket yönetimi tarafından sunulan verilere göre özel amaçla hazırlandığını ve SPK değerleme standartları kapsamında değerlendirilemeyeceğini bildirmiştir. Yargıtay, bu açıklamayı, sonraki satışın akıbetini ve denetim raporundaki tespitleri birlikte değerlendirerek hisse bedelinin yerindeliğinin yeniden incelenmesini istemiştir.
Suç tarihindeki yazım hatası neden ayrı bir bozma sebebi sayıldı?
Gerekçeli karar başlığında suç tarihi 01.07.2020 yerine 2022 olarak gösterilmiştir. Suç tarihi; zamanaşımının başlangıcı ve uygulanacak kanunun belirlenmesi gibi birçok konuda esas alındığından, Daire bu hatayı da hukuka aykırılık olarak kabul etmiştir.
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; içerik, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin yayımlanmış bozma kararından derlenmiştir. Karar, sanıkların cezai sorumluluğu hakkında kesin bir tespit içermemekte olup yargılama ilk derece mahkemesinde devam edecektir. Şirket işlemlerinin ceza hukuku bakımından değerlendirilmesi, her dosyanın belge, rapor ve para akışı durumuna göre farklı sonuçlanabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



