Şifre paylaşımında takipsizlik – Yargıtay 11. CD 2026/4541

Sosyal medya akışında beliren bir “yıl dönümü hediyesi” duyurusu, birkaç saat içinde 670.000,00 TL’lik bir kayba dönüştüğünde, geriye tek bir usul sorusu kalıyor: soruşturma nereye kadar yürütülmüş olmalıydı? Şikâyete göre müşteki, X (Twitter) adlı sosyal medya platformunda gördüğü yatırım reklamının bağlantısına tıklamış, açılan ekrana e-posta adresini ve şifresini girmiş; hemen ardından kendisini platform yetkilisi olarak tanıtan bir kişi telefonla arayarak “hesabınızdaki kripto varlıklar yurt dışına aktarılmaya çalışılıyor, işlemin onaylanmaması için e-postanıza gelen şifreleri paylaşın” demiştir. Şifreler paylaşıldıktan sonra yapılan kontrolde, hesaptaki 670.000,00 TL’nin kripto varlığa çevrilerek farklı kişilere gönderildiği anlaşılmıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığı bu iddiayı, “dolandırıcılık suçunu oluşturacak hile unsuru bulunmadığı, olayın hukuk mahkemeleri nezdinde ileri sürülebilecek hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapatmış; karara yapılan itiraz da sulh ceza hakimliğince reddedilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 27.04.2026 tarihli ve E.2026/380, K.2026/4541 sayılı kararıyla, Adalet Bakanlığının istemi üzerine düzenlenen tebliğname doğrultusunda itirazın reddine ilişkin kararı kanun yararına bozmuştur. Dairenin vurgusu iki noktada toplanmaktadır: hat sahipleri tespit edildiği hâlde şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmamış, ilgili şirketle yapılan yazışmanın cevabı dosyaya konulmamıştır.
🔗 Bağlantıya tıklamayla başlayan olay örgüsü
Karar metninde aktarılan şikâyet anlatımı, bugün sıkça karşılaşılan bir kurguyu izlemektedir. Şikâyetçi, sosyal medya platformu üzerinden gördüğü ve bir kuruluşun “7. yılına özel” hediye dağıttığını duyuran bağlantıya tıklamış, açılan ekrana e-posta adresi ile şifresini girmiştir. Girilen bilgilerin ele geçirilmesinin ardından gelen telefon araması, olayın ikinci ve asıl belirleyici halkasıdır: arayan kişi kendisini platform yetkilisi olarak tanıtmış, hesaptaki kripto varlıkların yurt dışına aktarılmak istendiğini söylemiş ve “işlemi engellemek için” e-postaya gelen doğrulama şifrelerinin kendisiyle paylaşılmasını istemiştir.
Bu iki aşamalı yapı, teknik olarak hesabın ele geçirilmesi ile kişinin ikna edilerek doğrulama adımını kendi eliyle aşmasının birleşmesi anlamına gelir. Şikâyetçinin şifreleri paylaşmasının ardından yapılan kontrolde, hesapta bulunan 670.000,00 TL’nin kripto varlığa çevrilip farklı kişilere gönderildiği görülmüştür. Şikâyet dilekçesindeki ilk anlatımda ise, yatırım ile ilgili işlemler yapılacağı zannıyla şifrelerin paylaşıldığı ve yatırım amacıyla yatırılan paraların yurt dışına aktarıldığı belirtilmiştir. Soruşturmaya konu suç, dosyada “bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” olarak nitelendirilmiştir.
🧾 Takipsizlik kararı ve itirazın reddi
Cumhuriyet Başsavcılığı, 19.02.2025 tarihli kararında iddiayı ceza hukuku dışına taşıyan bir değerlendirme yapmıştır. Karar gerekçesinde, şikâyetçinin yüksek kazanç sağlama amacıyla riskleri gözeterek hesabından para göndererek yatırım yaptığı, dolandırıcılık suçunun oluşması için nitelikli yalan yani hile olarak değerlendirilebilecek bir eylemin söz konusu olmadığı ve olayın hukuk mahkemeleri nezdinde ileri sürülebilecek hukuki ihtilaf niteliğinde bulunduğu belirtilmiştir.
Şikâyetçi vekilinin itirazı üzerine dosyayı inceleyen sulh ceza hakimliği, 14.03.2025 tarihli kararıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek itirazı reddetmiştir. Bu karar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğundan, karar tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşen ve olağan kanun yoluna kapalı olan bu tür kararlar bakımından devreye giren yol, Adalet Bakanlığının istemi üzerine yürütülen kanun yararına bozma yoludur. Nitekim dosya, Bakanlığın 24.12.2025 tarihli yazısına istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2026 tarihli tebliğnamesiyle Daireye gönderilmiştir.
📬 Usulsüz tebligat ve itiraz süresi
Kararın az dikkat çeken ancak uygulamada belirleyici olabilen bir bölümü, tebligata ilişkindir. Daire, şikâyetçiye gönderilen tebligat parçasını incelemiş; imzadan imtina eden komşunun isminin yazılmamış olması nedeniyle 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi uyarınca 21.02.2025 tarihinde yapılan tebliğ işleminin usulsüz olduğunu saptamıştır. Bunun sonucu olarak, şikâyetçi vekilince öğrenme üzerine sunulan 13.03.2025 tarihli itiraz dilekçesinin süresinde kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu tespit, esasa girilebilmesinin ön koşuludur. Tebligatın usulsüz olduğu hâllerde sürenin öğrenme tarihinden işlemeye başladığı kabul edilmekte; aksi hâlde, esas bakımından yerinde olan bir itiraz salt süre yönünden değerlendirme dışı kalabilmektedir. Yürürlükteki düzenlemeye göre kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz süresi, kararın tebliğinden itibaren iki haftadır (CMK m. 173/1). Dairenin tebligat incelemesini esas değerlendirmeden önce yapması, kanun yararına bozma incelemesinde usule ilişkin engellerin de re’sen gözetildiğini göstermektedir.
📜 CMK 160, 172 ve 173’ün çizdiği çerçeve
Daire, gerekçesini üç maddelik bir omurga üzerine kurmuştur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesine göre Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar; maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla yükümlüdür.
Aynı Kanun’un 172/1. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, ancak kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde verilebilir. 173. madde ise itiraz merciinin yetkilerini düzenlemektedir: sulh ceza hakimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görürse bu hususu açıkça belirtmek suretiyle o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa istemi gerekçeli olarak reddeder; istemi yerinde bulursa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler.
Daire bu düzenlemelerden şu sonucu çıkarmaktadır: itiraz merciinin önünde tek bir seçenek yoktur. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı inceleyen sulh ceza hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. Tebliğnamede de, savcının soruşturma görevini yerine getirmediği ve ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumlarda 173/3. maddedeki koşulların oluşmadığı vurgulanmıştır.
🔍 Dairenin gerekçesi: eksik kalan soruşturma işlemleri
Kararın merkezindeki tespit, dosyada yapılması gerekip de yapılmayan işlemlerin somut olarak sayılmasıdır. Daireye göre, şikâyetçi ile irtibata geçen hat sahibi şüphelilerin ifadelerine başvurulması, gerekirse suçta kullanılan telefon hatlarının fiili kullanıcılarına yönelik araştırma yapılması, suça konu işlemlere ait IP numaralarının tespit edilmesi, ilgili kuruluş tarafından gönderilen cevabi yazının temin edilerek dosya arasına alınıp incelenmesi ve yazı cevabı doğrultusunda gereken soruşturma işlemlerine devam edilmesi gerekmekteydi. Ancak bunlar yapılmamış; üstelik hat sahiplerinin tespiti yapılmasına rağmen şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmamıştır.
Bu liste, kararın uygulama değerini de ortaya koymaktadır. Bilişim sistemleri aracılığıyla işlendiği iddia edilen eylemlerde hat sahibinin tespiti çoğu zaman soruşturmanın sonu değil başlangıcıdır; hattın fiilen kim tarafından kullanıldığı, işlemlere ait IP kayıtlarının hangi bağlantıya işaret ettiği ve varlıkların hangi adreslere aktarıldığı ancak bu adımlardan sonra değerlendirilebilir. Daire, bütün bunlar tamamlanmadan şüphelilerin hukuki durumunun takdir ve tayin edilemeyeceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, hatalı gerekçe ve eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı bulunmuş; kanun yararına bozma istemi yerinde görülerek sulh ceza hakimliği kararı oy birliğiyle bozulmuş ve dosya, CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir.
🧩 “Hile yok” değerlendirmesi ne zaman erken olur?
Takipsizlik gerekçesindeki asıl tartışma, hile unsurunun soruşturmanın hangi aşamasında değerlendirilebileceğidir. Dolandırıcılık suçunun temel unsuru, kişinin hileli davranışlarla aldatılarak kendisinin veya başkasının zararına olarak bir yarar sağlanmasıdır; bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması hâli ise Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-f bendinde nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi, karşı tarafın kim olduğunun, hangi araçlarla hareket ettiğinin ve iletişimin nasıl kurulduğunun aydınlatılmasına bağlıdır.
Kararda benimsenen yaklaşım, mağdurun yüksek kazanç beklentisiyle hareket etmiş olmasının tek başına hile unsurunu ortadan kaldıran bir gerekçe olarak kullanılamayacağını göstermektedir. Kendisini platform yetkilisi olarak tanıtma ve “hesabınız tehlikede” anlatısıyla doğrulama şifresi isteme iddiası, ancak deliller toplandıktan sonra değerlendirilebilecek bir nitelendirme sorunudur. Benzer bir yaklaşım, seride yer alan Telegram üzerinden kripto yatırım vaadine ilişkin kanun yararına bozma kararında ve aylık yüzde 25 kâr vaadiyle verilen takipsizlik kararının incelendiği kararda da tartışılmaktadır.
Yasal çerçevenin de hareketli olduğu belirtilmelidir. TCK’nın 158. maddesine 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’la eklenen dördüncü fıkrada, dolandırıcılık suçlarına iştirakin; banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarının ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesapların kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçların başkasına verilmesi fiiliyle sınırlı olması hâlinde cezanın yarı oranında indirileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, hesap ve hat sahiplerinin konumunun soruşturmada ayrıca değerlendirilmesini gerektiren bir çerçeve sunmaktadır.
🧭 Kararın pratik anlamı
Karar, kanun yararına bozma kurumunun kesinleşmiş ve olağan kanun yoluna kapalı kararlar bakımından taşıdığı işlevi somutlaştırmaktadır. Sulh ceza hakimliğinin itirazın reddine ilişkin kararı kesin nitelikte olduğundan, dosya ancak bu yolla yeniden incelenebilmiştir. Bozmanın sonucu, doğrudan bir kamu davası açılması değil; itiraz merciinin, soruşturmanın genişletilmesi seçeneğini gözeterek yeniden karar vermesidir. Dolayısıyla karar, uyuşmazlığın esasını kesin olarak sonuçlandırmamakta, soruşturmanın eksik bırakılan kısmının tamamlanmasının yolunu açmaktadır.
İkinci olarak karar, “hukuki ihtilaf” nitelendirmesinin sınırını çizmektedir. Bir olayın hukuk mahkemelerinde de dava konusu yapılabilecek olması, ceza soruşturmasının delil toplanmadan kapatılmasını tek başına haklı kılmamaktadır. Bilişim sistemleri üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen ve varlıkların kripto varlığa çevrilerek üçüncü kişilere aktarıldığı ileri sürülen olaylarda, hat ve hesap zincirinin takibi soruşturmanın olağan bir parçası olarak görülmektedir. Serideki kripto platformu hesabına giden yatırım parasına ilişkin karar da benzer bir delil tartışmasını içermektedir.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Sulh ceza hakimliği itirazı reddettiyse dosya tamamen kapanmış mı olur?
Kararda belirtildiği üzere sulh ceza hakimliğinin itiraz üzerine verdiği karar CMK’nın 271/4. maddesi uyarınca kesin niteliktedir ve karar tarihinde kesinleşir. Buna karşılık kesinleşmiş bu tür kararlar, CMK’nın 309. maddesindeki kanun yararına bozma yolu bakımından incelemeye konu edilebilmektedir. İncelenen dosyada da yol bu şekilde işlemiştir.
İtiraz mercii, soruşturmanın genişletilmesine kendiliğinden karar verebilir mi?
Daire, CMK’nın 173/3. maddesine dayanarak itiraz merciinin üç seçeneği bulunduğunu belirtmiştir: yeterli delil yoksa itirazın reddi, yeterli delil varsa itirazın kabulü veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesi. Bu son seçenekte hakimlik, genişletme gereğini açıkça belirterek o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilmektedir.
Hat sahibinin tespit edilmiş olması soruşturma için yeterli sayılır mı?
Kararda, hat sahiplerinin tespit edilmesine rağmen şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınmaması eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Daire ayrıca, gerekirse hatların fiili kullanıcılarına yönelik araştırma yapılması ve suça konu işlemlere ait IP numaralarının tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda tespit ile ifade alma aşamalarının ayrı ayrı değerlendirildiği görülmektedir.
Tebligattaki usulsüzlük itiraz süresini nasıl etkilemiştir?
Daire, imzadan imtina eden komşunun isminin yazılmaması nedeniyle 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi uyarınca yapılan tebliğ işlemini usulsüz saymış ve öğrenme üzerine sunulan itiraz dilekçesinin süresinde olduğunu kabul ederek incelemeyi bu esasa göre yapmıştır. Yürürlükteki CMK m. 173/1’e göre itiraz süresi, kararın tebliğinden itibaren iki haftadır.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Kanun yararına bozma kararı uyuşmazlığı kesin olarak sonuçlandırmaz; soruşturma ve yargılama bu doğrultuda devam eder. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



