Emsal Kararlarİş Hukuku

İşe iadede arabuluculuk dava şartı – AYM 2021/14806

Bir işçi işten çıkarılır, feshin geçersizliğini ileri sürerek işe iade talebiyle arabulucuya başvurur, görüşme anlaşmazlıkla biter ve süresinde dava açar. Bu noktaya kadar her şey usulüne uygundur. Ancak dosya esastan hiç incelenmeden kapanır: mahkeme, işçinin çalıştığı yerde bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunu, işçinin ise yalnızca alt işverene karşı arabulucuya başvurduğunu tespit eder ve davayı dava şartı yokluğundan usulden reddeder. Kimi dosyada mahkeme davayı kabul etmiş, bu kez istinaf mercii aynı gerekçeyle kararı kaldırarak davayı usulden reddetmiştir. Dayanak, o tarihte yürürlükte olan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasıdır.

Çok sayıda işçinin bu gerekçeyle kesinleşen dosyaları, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne gelmiştir. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 2021/14806 numaralı başvuruda 6/5/2026 tarihinde verdiği kararla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir. Kararın dayanağı, aynı fıkranın daha önce norm denetiminde iptal edilmiş olmasıdır: Anayasa Mahkemesi 3/6/2025 tarihli ve E.2024/157, K.2025/121 sayılı kararıyla anılan fıkrayı Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiş, karar 17/10/2025 tarihli ve 33050 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bölüm, bireysel başvuru dosyasında bu iptal gerekçesini esas alarak ölçüsüzlük tespiti yapmıştır.

Kısa özet: İşe iade talebiyle açılan davalar, asıl işveren ile alt işverenin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmadıkları gerekçesiyle 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (15) numaralı fıkrası uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddedilmiş ve kararlar kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesi, 3/6/2025 tarihli ve E.2024/157, K.2025/121 sayılı kararıyla bu fıkrayı iptal etmiştir (Resmî Gazete: 17/10/2025 – 33050). Birinci Bölüm, konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle birleştirilen dosyalarda 6/5/2026 tarihinde; mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, makul sürede yargılanma iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ olduğuna, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemelere GÖNDERİLMESİNE, tazminat talepleri bakımından ise REDDİNE oy birliğiyle karar vermiştir.

🧩 İptal edilen fıkra ve uygulamadaki karşılığı

7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Kararda bu düzenlemenin sonucu açıkça ifade edilmiştir: dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması, mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapabilmesi için zorunludur; bu zorunluluk yerine getirilmezse dava usulden reddedilir. Dava şartlarının varlığı ayrıca yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilir.

Uyuşmazlığın çekirdeğini oluşturan (15) numaralı fıkra ise şu şekildeydi: “Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır.” Uygulamada bu hüküm, yalnızca anlaşmanın koşulu olarak değil, dava şartının sağlanıp sağlanmadığının ölçütü olarak da okunmuştur. Sonuç, işçi bakımından oldukça ağırdır: ilişkide iki işveren varsa, arabuluculuk sürecinin baştan her ikisine karşı ve aynı anda yürütülmemiş olması, davanın esasa girilmeden kapanmasına yol açmıştır.

Anılan fıkra bugün yürürlükte değildir; mevzuat metninde fıkranın yerinde iptal kararına yapılan atıf bulunmaktadır. Buna karşılık maddenin arabuluculuk dava şartına, son tutanağın dava dilekçesine eklenmesine ve arabuluculuk bürosuna başvuruyla zamanaşımının durmasına ilişkin diğer fıkraları yürürlüktedir.

🏛️ Derece mahkemelerinde dosyalar nasıl kapandı?

Karar özetine göre başvurucular işçi olarak çalışmakta iken iş sözleşmeleri feshedilmiş; başvurucular feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle iş mahkemelerinde veya iş mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemelerinde dava açmıştır. Mahkemelerce bazı başvurucular yönünden davanın kabulüne, bazıları yönünden usulden reddine karar verilmiştir. Usulden ret kararlarına karşı istinaf başvuruları reddedilmiş; kabul kararlarına karşı yapılan istinaf başvuruları ise kabul edilerek dava şartı yokluğundan usulden ret kararı verilmiştir. Yargılamaların tamamı kesinleşmiştir.

Ret kararlarının gerekçelerinde, karar tarihlerinde yürürlükte olan (15) numaralı fıkraya dayanılmıştır. Derece mahkemeleri, dava şartının yerine getirilmiş sayılabilmesi için her iki işverene karşı birlikte arabulucuya başvurulmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bir kararda ayrıca, muvazaa iddiasında bulunulması hâlinde verilecek kararın her iki işverenin hak alanını ilgilendireceğinden bahisle her iki işverene karşı hem arabulucuya başvurulması hem de dava açılması gerektiği vurgulanmıştır.

Uygulamanın katılığını gösteren bir ayrıntı da kararda yer almaktadır: arabuluculuk sürecinin iki farklı tarihte asıl işveren ve alt işveren ile ayrı ayrı yürütüldüğü bir uyuşmazlıkta dahi, süreç aynı anda ve birlikte yürütülmediği gerekçesiyle dava şartı yerine getirilmemiş sayılmıştır.

🗣️ Başvurucuların iddiaları ve Bakanlık görüşü

Başvurucular; alt işverenle yapılan arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlanmasına rağmen, asıl işverenin görüşmelere katılmadığı gerekçesiyle davaların dava şartı yokluğundan reddedildiğini, kanun hükmünün işçi aleyhine ve hatalı yorumlandığını ileri sürmüştür. Başvurucuların ikinci ve daha yapısal itirazı ise bilgiye erişimle ilgilidir: işçiden asıl işveren-alt işveren ilişkisinden haberdar olmasının beklenemeyeceği, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığı hâller de gözetildiğinde işçinin işverenler arasındaki hukuki ilişkiyi tespit etmek zorunda bırakılmasının ağır bir külfet oluşturduğu ve emsal kararlara aykırı karar verildiği belirtilmiştir.

Adalet Bakanlığı görüşünde, incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiş; başvurucular karşı beyanlarında ihlal iddialarını yinelemiştir. Bölüm, başvuruyu mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiş ve iddianın açıkça dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna vararak kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

📐 Norm denetimi: üç aşamalı ölçülülük incelemesi

Bireysel başvuru kararının gerekçesi, büyük ölçüde iptal kararından aktarılan bölümler üzerine kuruludur. Anayasa Mahkemesi önce kuralın meşru bir amaca yöneldiğini kabul etmiştir: kural, işe iade davası öncesinde asıl işveren ile alt işverenin tespit edilmesini sağlayarak taraf sıfatı sorununun engellenmesine ve menfaati etkilenen her iki işverenin sürece katılmasına katkı sunmaktadır. Ölçülülüğün ilk alt ilkesi olan elverişlilik bakımından da sorun görülmemiş; arabuluculuğa katılan davalının gerçek işveren olmadığının anlaşılması hâlinde bir aylık dava süresinin kaçırılması gibi işçi aleyhine doğabilecek ihtimalleri bertaraf etme amacı gözetildiğinde kuralın amaca ulaşmaya elverişli olduğu belirtilmiştir.

İkinci alt ilke olan gereklilik incelemesinde karar ikiye ayrılmaktadır. Taraf sıfatı sorununun engellenmesi amacı bakımından kuralın gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır; çünkü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafta iradî değişiklik” başlıklı 124. maddesi, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceğini, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde de hâkimin taraf değişikliğine izin verebileceğini düzenlemektedir. Yani aynı amaca daha hafif bir araçla ulaşmak mümkündür. Buna karşılık, her iki işverenin arabuluculuk sürecine katılmasını sağlama amacı bakımından kuralın gerekli olduğu kabul edilmiştir.

Belirleyici kırılma, üçüncü alt ilke olan orantılılık aşamasında yaşanmıştır. Karara göre kural, işçiye asıl işveren-alt işveren ilişkisini ve bu ilişkinin taraflarını araştırma yükümlülüğü getirmektedir. İşçinin bu ilişkiden haberdar olması mümkün olduğu kadar, işverenlerin aralarındaki hukuki ilişkiyi alenileştirmesi zorunlu olmadığından haberdar olmaması da ihtimal dâhilindedir. Üstelik kuralda, ilişkiden habersiz olduğu için gerçek işveren olarak belirlediği kişiye karşı arabulucuya başvuran ve dava açan işçiye davayı devam ettirme imkânı tanınmamıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle kuralın, işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklediğini; taraf sıfatı sorununun önlenmesi ve işverenlerin sürece dâhil edilmesi amacındaki kamusal yarar ile işçinin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir denge kurulamadığını belirterek kuralı Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulmuştur.

🔍 Bölümün bireysel başvurudaki değerlendirmesi

Birinci Bölüm, konu yönünden hukuki irtibat bulunan dosyaları 2021/14806 numaralı dosya ile birleştirmiş, incelemeyi bu dosya üzerinden yürütmüş ve ödeme gücünden yoksun başvurucuların adli yardım taleplerini kabul etmiştir.

Esasa ilişkin değerlendirme kısa ve doğrudandır. Bölüm, iptal kararını gözönüne alarak, asıl işveren ile alt işverenin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmadıkları gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararların, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında ölçüsüz olduğu sonucuna varmıştır. Kararda mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili biçimde karara bağlanmasını isteyebilmek olarak tanımlanmaktadır. Diğer ihlal iddiaları bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Anayasa Mahkemesi AYM Kararlar Bilgi Bankası üzerinden başvuru numarasıyla doğrulanmıştır.

🔁 Giderim: yeniden yargılama ve tazminat talepleri

Başvurucular ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuş; bir kısmı ayrıca maddi ve/veya manevi tazminat istemiştir. Karara göre ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa’nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca kararın gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp ihlal kararındaki ilkelere uygun yürütülecek yargılama sonunda ihlalin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.

Kararda ayrıca önemli bir uyarı yer almaktadır: hak ihlali kararından, Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır; delilleri değerlendirme ve sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talepleri reddedilmiştir. Hüküm fıkrasında ayrıca harçlar ile vekâlet ücretlerinin başvuruculara ödenmesine, ödemelerin başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına ve gecikme hâlinde yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.

Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddia ise farklı bir sonuca bağlanmıştır. Bölüm, 6384 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinde 7445 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik uyarınca 9/3/2023 itibarıyla derdest olan yargılamalarda Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliğiyle bağdaşmayacağını belirterek bu kısmı kabul edilemez bulmuştur.

🧭 Kararın pratikteki anlamı

Karar, bir usul kuralının meşru amaç taşımasının tek başına yeterli olmadığını; kuralın yüklediği külfetin kime ve hangi bilgiyle düştüğünün de anayasal denetimin konusu olduğunu göstermektedir. Burada külfet, tarafı olmadığı bir ilişkinin varlığını ve taraflarını önceden tespit etmesi beklenen işçiye yüklenmiştir.

İkinci olarak karar, norm denetimi ile bireysel başvuru arasındaki bağı somutlaştırmaktadır: iptal gerekçesindeki ölçülülük değerlendirmesi, aynı kurala dayanılarak kesinleşmiş yargılamalarda mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinde esas alınmış; giderim tazminat yoluyla değil yeniden yargılama yoluyla sağlanmıştır.

Üçüncü olarak, ihlal kararı davanın esası hakkında bir sonuç doğurmamaktadır: yeniden yapılacak yargılamada feshin geçerli olup olmadığı, muvazaa iddiasının bulunup bulunmadığı ve işe iade koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilecektir. Alt işveren ilişkisinin niteliğine dair tartışmalar bakımından serideki belediyede alt işveren muvazaasına ilişkin karar ile muvazaa raporu dışında kalan işçiye ilişkin karar, mahkemeye erişim hakkının usul kuralları karşısındaki konumu bakımından ise ıslahla artan talepte zamanaşımına ilişkin AYM kararı incelenebilir. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

İşe iade davasında arabuluculuk dava şartı kaldırılmış mıdır?

Hayır. Kaldırılan, yalnızca asıl işveren ile alt işverenin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmasını arayan (15) numaralı fıkradır. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu düzenlemesi yürürlüktedir; kararda da bu zorunluluğun yerine getirilmemesi hâlinde davanın usulden reddedileceği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi kuralı hangi aşamada ölçüsüz bulmuştur?

Kararda ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke hâlinde incelenmiştir. Kural elverişli bulunmuş; gereklilik bakımından taraf sıfatı sorununu önleme amacı yönünden gerekli görülmemiş, işverenlerin sürece katılımını sağlama amacı yönünden gerekli kabul edilmiştir. İhlal sonucuna ise orantılılık aşamasında, kuralın işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklediği gerekçesiyle ulaşılmıştır.

Taraf yanlış gösterilmişse dava mutlaka reddedilir mi?

Kararda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesine atıf yapılmıştır. Anılan maddeye göre maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Anayasa Mahkemesi bu imkânı, aynı amaca ulaşmak için daha hafif bir araç olarak değerlendirmiştir.

Makul sürede yargılanma iddiası neden kabul edilemez bulunmuştur?

Kararda, 6384 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinde 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesiyle yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi itibarıyla derdest olan yargılamalara ilişkin makul süre şikâyetlerinde Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu yol tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincil niteliğiyle bağdaşmadığından, başvurunun bu kısmı kabul edilemez bulunmuştur.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Anayasa Mahkemesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. İhlal kararı uyuşmazlığı kesin olarak sonuçlandırmaz; yargılama yeniden yargılama yoluyla bu doğrultuda devam eder. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu