Emsal KararlarForex HukukuKripto Hukuku

Kripto dönüşümünde ayıplı hizmet – Yargıtay 3. HD 2026/1482

Elinde 40.000 Amerikan doları bulunan ve bu birikimi kripto para ile değerlendirmek isteyen bir kişi, fiziki parayı dijital paraya çevirtmek üzere bir iş yerine gidiyor; parayı teslim ediyor, ancak dijital karşılığı kendi hesabına hiç ulaşmıyor. Dava dilekçesine göre para, davacının bir mesajlaşma uygulaması üzerinden tanıştığı ve “komisyon karşılığı bu işi yapan tanıdığı olduğunu” söyleyerek kendisini o iş yerine yönlendiren kişinin dijital hesabına gönderilmiştir. Davacı, böyle bir havale için sözlü ya da yazılı hiçbir talimat vermediğini ileri sürerek, dövizin kur karşılığı olan 760.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.

Uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülmüş, dava reddedilmiş, istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise 23.03.2026 tarihli ve E.2025/4433, K.2026/1482 sayılı kararıyla bölge adliye mahkemesi kararını oy birliğiyle onamıştır. Dairenin dayanağı, kripto varlığın niteliğine ilişkin özel bir tartışma değil; borçlar hukukunun en temel sorusudur: taraflar arasında karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulmuş bir sözleşme var mıdır? Daire, bu soruya olumsuz yanıt vermiş ve ayıplı hizmet iddiasının dayanacağı hukuki ilişkinin ispatlanamadığını belirtmiştir.

Kısa özet: Türkçe bilmeyen yabancı uyruklu davacı, 40.000 USD’yi dijital paraya çevirtmek üzere bir iş yerine teslim etmiş; dijital para, aracı kullanıcının bildirdiği hesaba gönderilmiştir. Davacı 760.000,00 TL’yi ayıplı hizmet nedeniyle talep etmiş; tüketici mahkemesi, tarafların “sazan sarmalı” denilen dolandırıcılık ağına düştüğünü ve davalıda hizmet kusuru bulunmadığını belirterek davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 23.03.2026 tarihli E.2025/4433, K.2026/1482 sayılı kararıyla taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığı ve bu ilişkinin yasal delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle kararı HMK m. 370/1 uyarınca oy birliğiyle ONAMIŞTIR.

💱 Fiziki dövizin dijital paraya çevrilmesi: olayın kurgusu

Dava dilekçesindeki anlatıma göre davacı, yabancı uyruklu ve Türkçe bilmeyen bir kişidir. Birikimini kripto para ile değerlendirmek istemiş; bunun için elindeki fiziki paranın dijital dolara dönüştürülmesi gerektiğini öğrenmiştir. Bir mesajlaşma uygulaması üzerinden tanıştığı kişi, belirli bir komisyon karşılığı fiziki parayı dijital paraya çevirme işiyle uğraşan bir tanıdığı olduğunu söylemiş ve davacıyı bir iş yerine yönlendirmiştir. Davacı, davalıyı ilk kez burada görmüştür.

Paranın teslim edilmesinin ardından dijital karşılık davacının hesabına gelmemiş; davacının bunu sorması üzerine davalı, dijital parayı aracılık eden kişinin hesabına gönderdiğini söylemiştir. Olayın hukuki düğümü tam olarak buradadır: paranın fiziken teslim edildiği kişi ile dijital karşılığın gönderildiği hesap sahibi aynı kişi değildir ve iki taraf, işlemin kimin nam ve hesabına yapıldığı konusunda birbirinden farklı bir tabloya sahiptir.

🗣️ Davacının iddiası ve davalının savunması

Davacı vekili; dijital paranın havale edilmesi konusunda müvekkilinin sözlü ve yazılı hiçbir talimatının bulunmadığını, davalının dijital parayı başkasının hesabına göndermek suretiyle ayıplı hizmet sunduğunu ileri sürmüş ve dövizin kur karşılığı olan 760.000,00 TL’nin yasal faiziyle tahsilini istemiştir. Temyiz aşamasında ayrıca; müvekkilinin kendi nam ve hesabına paranın çevrilmesi amacıyla döviz bürosuna gittiğini, davalının kendisine ait bir dükkânı bulunmasına rağmen müvekkilini bu ticaretle alakasız bir döviz bürosuna yönlendirdiğini ve konudan habersiz veznecilerle muhatap ettiğini ileri sürmüştür.

Davalı vekili ise; aracılık eden kişinin uygulama üzerinden müvekkiliyle irtibata geçerek dijital hesabına yatırılmak üzere 40.000 USD göndereceğini beyan ettiğini, müvekkilinin de komisyon alarak bu işi yapabileceğini söylediğini savunmuştur. Savunmaya göre davacı, bu kişinin talimatıyla döviz bürosuna gelerek dövizi teslim etmiş; para sayılıp tamamen teslim alındığı bildirilince müvekkili, kendisine bildirilen dijital hesaba komisyonunu keserek yatırmıştır. Davalı, taraflar arasında bir hizmet akdi kurulmadığını, sözleşme bulunmadığı için ayıplı hizmetten söz edilemeyeceğini ve ceza soruşturmasında davacının aracı kişiyle yaptığı konuşma dökümünü ibraz etmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.

🏛️ İlk derece ve istinaf: hizmet kusuru yok, sözleşme de yok

Tüketici mahkemesi, hizmet kusuru bakımından yaptığı değerlendirme sonucunda davacı ile davalının “sazan sarmalı” denilen dolandırıcılık ağına düştükleri sonucuna varmıştır. Karara göre, kendilerini dolandıran kullanıcı hem davacıya hem davalıya ayrı ayrı ulaşmış, kendisini ve yapılacak işi her birine farklı şekilde tanıtmıştır. Davalıya, paranın kendisine ait olduğu ve bir arkadaşı tarafından getirilip dijital paraya çevrileceği söylenerek davalı da kandırılmış; davacının Türkçe bilmemesinden ise ayrıca yararlanılmıştır.

Mahkeme ayrıca, dolandırıcı ile davalı arasında bir irtibatın ispatlanamadığını, davalının yaptığı işlemlerin hayatın olağan akışına ve uygulamaya uygun olduğunu belirterek davalıda hizmet kusuru tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu kurgu, iki tarafın da aynı üçüncü kişi tarafından yanıltıldığı, ancak bu yanıltmanın taraflar arasında bir sorumluluk ilişkisi doğurup doğurmadığının ayrıca tartışılması gerektiği bir yapıya işaret etmektedir.

Bölge adliye mahkemesi ise görev yönünden bir tespitle başlamıştır: davalının meslek faaliyeti kapsamında iş yaptığı ve tüketici mahkemesinin görevli olduğu belirtilmiştir. Bu tespit, uyuşmazlığın tüketici yargılaması usulünde görülmesinin yerinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Esas bakımından ise istinaf mahkemesi; davacı ile davalının birbiriyle yüz yüze ve mesajla görüşmediğini, her ikisinin de aynı rumuzlu kullanıcı ile irtibat hâlinde olduğunu, davalının bu paranın gerçekte parayı getiren kişiye ait olduğunu, işlemin davacı nam ve hesabına yapılacağını ve dijital paranın da parayı getirenin hesabına havale edileceğini bilmediğini saptamıştır. Buradan hareketle, davacının iradesi ile davalının iradesinin tam olarak uyuşmadığı ve taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi kurulduğundan söz edilemeyeceği; davacının, hizmetin ayıplı olduğunu iddia ettiği hukuki ilişkiyi yazılı delil ve delil başlangıcı ile ispatlayamadığı sonucuna varılarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

📐 Dairenin çerçevesi: irade beyanı, icap ve kabul

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı “davalının ayıplı hizmet sunması nedeniyle hesabına yatırılmayan kripto para değerinin tahsili istemi” olarak tanımladıktan sonra, çözümü doğrudan sözleşmenin kuruluşuna ilişkin kavramlar üzerinden aramıştır. Kararda önce irade beyanı kavramı açıklanmakta; irade beyanlarının açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabileceği, zımni irade beyanında beyan sahibinin davranışının işlem iradesini dolaylı biçimde ifade ettiği belirtilmektedir.

Ardından icap ve kabul tanımlanmaktadır. İcap, bir akdi meydana getirmek amacıyla bir kişinin teklifini içeren ve karşı tarafa yöneltilen irade beyanıdır; kabul ise öneriye karşılık, sözleşmeyi öneriye uygun olarak meydana getirme arzusunu kesin olarak ifade eden irade beyanıdır. Daire, sözleşmenin iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamasıyla meydana geldiğini hatırlatmakta; bu, Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesindeki “sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur” kuralının somut olaya uygulanmasıdır. Kararda ayrıca, kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan kişiye yapılan icabın hemen kabul edilmemesi hâlinde icapçının icabıyla bağlılıktan kurtulacağı düzenlemesine (TBK m. 4) atıf yapılmıştır.

Bu çerçevenin ayıplı hizmet iddiası bakımından sonucu açıktır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 13. maddesine göre ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir. Ayıp değerlendirmesinin ölçütü sözleşmenin kendisi olduğundan, kurulmuş bir sözleşme ilişkisinin ortaya konulamaması hâlinde ayıplı hizmete dayalı talebin dayanağı da ortadan kalkmaktadır.

🧪 İspat yükü ve dosyaya sunulmayan yazışmalar

Kararın somut olaya uygulanan bölümünde Daire, dosya kapsamındaki bir eksikliği özellikle vurgulamaktadır: davacı, aracılık ettiği ileri sürülen kullanıcı ile yaptığı görüşmelere ilişkin ekran çıktılarını ve yazışmalarını ne savcılık tarafından yürütülen ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen soruşturma dosyasına ne de dava dosyasına sunmuştur. Oysa davacının davalıya hangi içerikte bir talimat verdiği ya da vermediği, iddianın merkezinde yer almaktadır.

Daire buna ek olarak; davacı ile davalının birbiriyle yüz yüze ve mesajla görüşmediğini, her ikisinin de aynı rumuzlu kullanıcı ile irtibat hâlinde olduğunu, davacının iradesi ile davalının iradesinin tam olarak uyuşmadığını, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi kurulmadığını ve bu ilişkinin davacı tarafça yasal delillerle ispat edilemediğini belirlemiştir. İstinaf kararında da vurgulandığı gibi, hukuki ilişkinin yazılı delil veya delil başlangıcı ile ortaya konulması beklenmiştir; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesi, belirli değeri aşan hukuki işlemler bakımından senetle ispat zorunluluğu getirmektedir.

✅ Sonuç: onama kararı

Bu tespitler üzerine Daire, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile bölge adliye mahkemesi kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA karar vermiştir. Karar 23.03.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiş; temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan harcın iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine ve kararın bir örneğinin bölge adliye mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir. Onama, uyuşmazlığın davacı aleyhine kesinleşmesi anlamına gelmektedir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🔎 Kararın pratik anlamı

Karar, kripto varlıklara ilişkin uyuşmazlıkların çoğu zaman teknolojiye özgü bir hukuk tartışmasıyla değil, klasik borçlar hukuku ve ispat hukuku kurallarıyla çözüldüğünü göstermektedir. İşlem zincirinde dijital bir varlık bulunması, sözleşmenin nasıl kurulduğuna ilişkin soruyu ortadan kaldırmamakta; aksine, tarafların birbirini hiç görmediği ve iletişimin bir üçüncü kişi üzerinden yürüdüğü kurgularda bu soruyu daha da belirleyici hâle getirmektedir.

İkinci olarak karar, üçüncü kişi aracılığıyla kurulan işlemlerde delil üretiminin önemine işaret etmektedir. Dosyada, davacının aracı kullanıcı ile yazışmalarını sunmamış olması, iradelerin uyuşup uyuşmadığının denetlenememesi sonucunu doğurmuştur. Bu tür uyuşmazlıklarda, işlemin kimin nam ve hesabına yapıldığını gösteren yazışmaların, komisyon ve teslim kayıtlarının ve varsa ceza soruşturması dosyasındaki tespitlerin bir arada değerlendirildiği görülmektedir. Serideki kripto platformu hesabına giden yatırım parasına ilişkin karar ile hesabını kullandıran kişiye karşı açılan tazminat davasında ceza davasının bekletici mesele yapılmasına ilişkin karar da benzer delil tartışmalarını içermektedir.

Üçüncü olarak, görev yönünden yapılan tespit de kayda değerdir: davalının meslek faaliyeti kapsamında iş yapması nedeniyle uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülmüştür. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Kripto dönüşüm hizmetine ilişkin uyuşmazlık hangi mahkemede görülmüştür?

Dosyada uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülmüş; bölge adliye mahkemesi, davalının meslek faaliyeti kapsamında iş yaptığını ve tüketici mahkemesinin görevli olduğunu belirtmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de bu çerçevede yapılan inceleme sonucunda kararı onamıştır. Görev, her somut olayda tarafların sıfatına ve işlemin niteliğine göre değerlendirilmektedir.

Sözleşme kurulmadığı sonucuna nasıl varılmıştır?

Kararda, sözleşmenin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulduğu (TBK m. 1) hatırlatılmış; davacı ile davalının birbiriyle yüz yüze ve mesajla görüşmediği, her ikisinin de aynı rumuzlu kullanıcı ile irtibat hâlinde olduğu ve iradelerin tam olarak uyuşmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulduğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Sözleşme yoksa ayıplı hizmet iddiası neden sonuç doğurmamaktadır?

6502 sayılı Kanun’un 13. maddesinde ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya kararlaştırılan ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmet olarak tanımlanmıştır. Ayıbın ölçütü sözleşme olduğundan, kurulmuş bir sözleşme ilişkisi ortaya konulamadığında bu iddianın dayanağı da bulunmamaktadır.

Dosyaya sunulmayan yazışmalar kararı nasıl etkilemiştir?

Daire, davacının aracılık ettiği ileri sürülen kullanıcı ile yaptığı görüşmelere ilişkin ekran çıktılarını ve yazışmalarını ne soruşturma dosyasına ne de dava dosyasına sunduğunu belirtmiştir. İstinaf kararında da hukuki ilişkinin yazılı delil ve delil başlangıcı ile ispatlanamadığı vurgulanmış; sözleşme ilişkisinin yasal delillerle ispat edilemediği sonucuna varılmıştır.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Onama kararı yalnızca incelenen dosya bakımından sonuç doğurur; benzer nitelikteki uyuşmazlıklar kendi delil durumuna göre farklı şekilde sonuçlanabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu