Denkleştirmede hak düşürücü süre – Yargıtay 7. HD 2026/1518

Mirasbırakan 04.04.2009 tarihinde ölmüş; mirasçılardan biri, mirasbırakanın tüm taşınmazlarını muvazaalı biçimde diğer tarafa devrettiğini ileri sürerek 2017 yılında dava açmış ve muvazaalı olarak devredilen taşınmazların yolsuz tescilinin düzeltilmesini istemiştir. Yargılama sırasında dava, baştan sona değişmiştir: davacı, davanın tamamını ıslah ederek mirasbırakanın bağış yoluyla devrettiği taşınmazlara ilişkin kazandırmaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi gereğince denkleştirmeye tâbi olduğunu ileri sürmüş; taşınmazların terekeye iadesini ve miras payı oranında adına tescilini, davalının tercihini bedelden yana kullanması hâlinde bedelin terekeye iadesini ve miras payı oranında tazminatın ölüm tarihinden itibaren işleyecek faiziyle ödenmesini, olmadığı takdirde tenkisi talep etmiştir.
Böylece dosya, miras hukukunun birbirine benzeyen ama şartları ve süreleri ayrı iki kurumunun kesiştiği noktaya taşınmıştır: mirasta denkleştirme ve tenkis. İlk derece mahkemesi her iki talebi de reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, duruşmalı olarak yaptığı inceleme sonunda 24.03.2026 tarihli ve E.2025/4766, K.2026/1518 sayılı kararıyla sonucu değiştirmemiş; ancak tenkis talebindeki hak düşürücü sürenin hangi tarihten işlemeye başladığına ilişkin gerekçeyi yanlış bulmuş ve bölge adliye mahkemesi kararını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/4 hükmü uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onamıştır.
- Muvazaadan denkleştirmeye: davanın tamamının ıslahı
- Denkleştirme ile tenkis aynı kurum değildir
- İlk derece ve istinaf: denkleştirme koşulları oluşmadı
- TMK m. 571: bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü süreler
- Dairenin gerekçesi: öğrenme anı hangi tarihtir?
- Gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onama
- Kararın pratik anlamı
- Sıkça sorulan sorular
🧾 Muvazaadan denkleştirmeye: davanın tamamının ıslahı
Dava dilekçesindeki ilk talep klasik bir muris muvazaası talebidir: mirasbırakanın tüm taşınmazlarını muvazaalı olarak davalıya devrettiği ileri sürülmüş ve bu taşınmazların yolsuz tescilinin düzeltilmesi istenmiştir. Muris muvazaası iddiası, görünürdeki satış işleminin gerçekte bağışlamayı gizlediği ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı savına dayanır; kabulü hâlinde tapu kaydının iptali ve miras payı oranında tescil sonucunu doğurur.
Davacı bu talepte kalmamış, davanın tamamını ıslah ederek hukuki sebebi ve sonucu birlikte değiştirmiştir. Islahtan sonraki talep, mirasbırakanın bağış yoluyla yaptığı kazandırmaların TMK m. 669 kapsamında denkleştirmeye tâbi olduğu, taşınmazların terekeye iadesi ve miras payı oranında tescili, davalının bedeli tercih etmesi hâlinde bedelin terekeye iadesi ve miras payı oranında tazminatın ölüm tarihinden itibaren işleyecek faiziyle ödenmesi, bu da olmazsa tenkis yönündedir. Davalı vekili ise cevap dilekçesinde davanın somutlaştırılmadığını, eksik harcın tamamlanması gerektiğini ve taleplerin haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Bu iki aşamalı yapı, kararın ilerleyen bölümünde ortaya çıkacak süre tartışmasının da kaynağıdır: davacı, tamamen ıslah nedeniyle hak düşürücü sürenin hesabında dava tarihinin esas alınması gerektiğini savunmuştur.
⚖️ Denkleştirme ile tenkis aynı kurum değildir
TMK m. 669’un birinci fıkrasına göre yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. İkinci fıkra ise mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yaptığı kazandırmaları, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça denkleştirmeye tâbi kılar. Denkleştirmenin ekseni, mirasçılar arasındaki eşitliğin sağlanmasıdır.
Tenkis ise farklı bir amaca hizmet eder: mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü aşarak saklı paylı mirasçıların saklı paylarını zedeleyen kazandırmalarının, saklı payı tamamlayacak ölçüde indirilmesini sağlar. Denkleştirmede ölçüt “miras payına mahsuben yapılmış olma” veya kanunda sayılan altsoya yönelik kazandırma türleri iken, tenkiste ölçüt saklı payın zedelenmesidir. Kararda da uyuşmazlık, “mirasta denkleştirme, olmadığı takdirde tenkis istemi” olarak nitelendirilmiştir; yani iki kurum terditli biçimde ileri sürülmüş, her biri kendi şartlarına göre ayrı ayrı incelenmiştir.
🏛️ İlk derece ve istinaf: denkleştirme koşulları oluşmadı
İlk derece mahkemesi, dava konusu taşınmazların mirasbırakan tarafından davalıya kayıtsız şartsız ve bedelsiz olarak bağışlandığını saptamıştır. Ancak dinlenen tanık beyanlarıyla birlikte yapılan değerlendirmede, davalıya yapılan bağışın TMK m. 669/2 hükmünde belirtilen kazandırmalardan olmadığı ve kazandırmanın mirasçının yasal miras payına mahsuben yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu iki tespit bir araya geldiğinde mirasta denkleştirme koşulları oluşmamaktadır: bedelsiz bir kazandırmanın varlığı tek başına yeterli değildir, kazandırmanın kanunun aradığı nitelikte olması gerekir.
Terditli tenkis talebi bakımından ise mahkeme süre engeline takılmıştır. Karara göre 14.09.2017 olan dava tarihi itibarıyla TMK m. 571’de düzenlenen hak düşürücü süreler geçmiştir. Bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi, ilk derece kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu esastan reddetmiştir. Davacı vekili, bölge adliye mahkemesi gerekçesinde istinaf itirazlarının karşılanmadığını da ileri sürerek duruşma talepli olarak temyiz yoluna başvurmuştur.
⏳ TMK m. 571: bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü süreler
Kararda “Hak düşürücü süreler” başlıklı TMK m. 571 metniyle birlikte aktarılmıştır. Hükme göre tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası ise def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
Görüldüğü üzere hüküm iki katmanlı bir süre rejimi kurar. Birinci katman, öğrenmeye bağlı bir yıllık sübjektif süredir; ikinci katman ise öğrenmeden bağımsız işleyen ve tasarrufun türüne göre başlangıcı değişen on yıllık objektif süredir. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir; yani zamanaşımından farklı olarak durma ve kesilme kurallarına tâbi değildir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dolayısıyla uyuşmazlığın düğümü, sürenin geçip geçmediğinden çok, sürenin hangi tarihte işlemeye başladığı sorusunda toplanmaktadır.
🔍 Dairenin gerekçesi: öğrenme anı hangi tarihtir?
Daire, öncelikle davacı vekilinin bir sonraki paragrafın kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarını yerinde görmemiştir. Tarafların iddia ve savunmaları, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi, uygulanması gereken hukuk kuralları, dava şartları, yargılamaya hâkim olan ilkeler ve ispat kuralları bakımından temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre bu itirazlar reddedilmiştir. Bu ret, denkleştirme koşullarının oluşmadığına ilişkin değerlendirmeyi olduğu gibi, davanın tamamen ıslah edilmiş olması nedeniyle sürenin ıslah tarihine göre hesaplanması gerektiği yönündeki itirazı da kapsamaktadır.
Asıl ayrışma, sürenin başlangıcı noktasındadır. Daire, kanunun lafzına göre dava konusu kazandırma yönünden hak düşürücü sürenin davacının kazandırmayı öğrenmesi ile başlayacağının açık olduğunu belirtmiştir. Dosyadan, davacının daha önce Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/628 Esas, 2012/212 Karar sayılı dosyasında dava konusu kazandırmaya yönelik 14.09.2011 tarihli muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açtığı ve bu davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedildiği anlaşılmıştır. Daireye göre bu durum, davacının kazandırmayı en geç 14.09.2011 tarihinde öğrenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle ilk derece mahkemesince, öğrenme tarihi davacının aynı kazandırmaya yönelik daha önce açtığı davanın tarihi olan 14.09.2011 kabul edilerek hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken; tenkise yönelik taleplerin, dava konusu taşınmazın satış tarihi olan 18.04.2006 ile dava tarihi olan 14.09.2017 arasında hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedilmesi, kararda bozmayı gerektiren bir yanlışlık olarak nitelendirilmiştir. Başka bir anlatımla sonuç doğrudur; süreyi hangi iki tarih arasında hesaplamak gerektiği yanlıştır.
📌 Gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onama
Daire, bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğini belirtmiştir. HMK m. 370/4’e göre karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır. Bu yol, hükmün sonucu ile gerekçesinin ayrıldığı hâllerde dosyanın yeniden derece mahkemesine dönmesini önleyen bir usul ekonomisi aracıdır ve bozmadan farklı olarak uyuşmazlığı sona erdirir.
Karar fıkrasında; davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, bölge adliye mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Ayrıca peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına ve dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin bölge adliye mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir. Karar 24.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle verilmiştir.
💡 Kararın pratik anlamı
Karar, mirasa ilişkin talepler arasında geçiş yapılırken sıkça karşılaşılan üç noktayı bir arada göstermektedir. Birincisi, bedelsiz bir devrin varlığı tek başına denkleştirme sonucunu doğurmamaktadır; kararda kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmış olması ya da TMK m. 669/2’de sayılan türden bir kazandırma niteliği taşıması aranmış, bu şartların bulunmadığı sonucuna varılmıştır. İkincisi, terditli olarak ileri sürülen tenkis talebi kendi süre rejimine tâbidir ve hak düşürücü süre mahkemece kendiliğinden gözetilmektedir.
Üçüncüsü ve kararın en dikkat çekici yönü, öğrenme anının belirlenmesinde daha önce açılmış bir davanın tarihine dayanılmış olmasıdır. Kararda, aynı kazandırmaya yönelik olarak 14.09.2011 tarihinde açılan ve dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilen muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının tarihi, kazandırmanın öğrenildiği tarih olarak kabul edilmiştir. Bu yaklaşımda, önceki davanın usulden reddedilmiş olmasının öğrenmenin gerçekleştiği yönündeki tespiti değiştirmediği görülmektedir. Ayrıca davanın tamamen ıslah edilmiş olmasının, süre hesabında ıslah tarihinin esas alınmasını gerektirdiği yönündeki itiraz yerinde görülmemiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda, muris muvazaasına dayalı taleplerde ispat yükü, miras payı oranında ileri sürülen taleplerde husumet ve ıslahla artırılan taleplerde süre başlıkları birlikte tartışılmaktadır. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Mirasta denkleştirme ile tenkis arasındaki fark nedir?
TMK m. 669’a göre denkleştirme, yasal mirasçıların mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları terekeye geri vermeleri yükümlülüğüdür; maddenin ikinci fıkrası altsoya yapılan çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri ve benzeri karşılıksız kazandırmaları da aksi açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeye tâbi tutar. Tenkis ise saklı payı zedelenen mirasçının, tasarrufun saklı payı aşan kısmının indirilmesini istemesidir. İncelenen dosyada bu iki talep terditli olarak ileri sürülmüş ve her biri kendi şartlarına göre ayrıca değerlendirilmiştir.
Tenkis davasındaki hak düşürücü süre hangi tarihte işlemeye başlar?
TMK m. 571’e göre tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Kararda kanunun lafzına göre dava konusu kazandırma yönünden sürenin, davacının kazandırmayı öğrenmesi ile başlayacağının açık olduğu belirtilmiştir. Öğrenme anının hangi tarih olduğu ise her dosyada kendi delil durumuna göre saptanmaktadır.
Daha önce açılıp usulden reddedilen bir dava, öğrenme tarihini belirler mi?
İncelenen kararda, davacının aynı kazandırmaya yönelik olarak 14.09.2011 tarihinde muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açtığı ve bu davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedildiği tespit edilmiştir. Daire, öğrenme tarihinin bu önceki davanın tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu değerlendirme somut dosyanın kapsamına dayanmakta olup, benzer uyuşmazlıklarda öğrenme anı yine dosyadaki belge ve beyanlara göre tartışılmaktadır.
“Gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onama” ne anlama gelir?
HMK m. 370/4’e göre karar usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır. İncelenen dosyada hak düşürücü sürenin hangi tarihler arasında hesaplandığı yanlış bulunmuş; ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sonucu itibarıyla doğru olan bölge adliye mahkemesi kararı gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onanmıştır. Karar 24.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle verilmiştir.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek verilen onama kararı yalnızca incelenen dosya bakımından sonuç doğurur; benzer nitelikteki uyuşmazlıklar kendi delil durumuna ve süre hesabına göre farklı şekilde sonuçlanabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



