Aile HukukuBoşanma HukukuEmsal Kararlar

Tedavide Yalnız Bırakma ve TMK 174 – Yargıtay HGK 2025/713

Çocuk sahibi olmak için uzun bir tedavi süreci, çoğu evlilikte iki kişinin birlikte taşıdığı bir yüktür. Eşlerden biri bu yükü tek başına sırtlanmak zorunda kalırsa, yaşanan hayal kırıklığı yalnızca “birlik görevinin ihlali” olarak mı görülür, yoksa aynı zamanda kişilik hakkına yönelmiş bir saldırı mı sayılır? Boşanma davalarında manevi tazminatın kaderini belirleyen soru tam olarak budur; çünkü Türk Medeni Kanunu, manevi tazminatı kusurlu davranışın varlığına değil, o davranışın kişilik hakkını zedelemesine bağlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.11.2025 tarihli ve E.2024/762, K.2025/713 sayılı kararıyla, eşinin çocuk sahibi olmaya yönelik tedavi girişimlerinde isteksiz davranan ve onu bu süreçte yalnız bırakan erkeğin kusurlu davranışının kadının kişilik haklarını zedelediğini kabul etmiş; manevi tazminat talebini reddeden Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur.

Kısa özet: 2002’de evlenen ve ortak çocuğu bulunmayan eşlerden erkeğin daha önce açtığı boşanma davası reddedilmiş ve bu karar 2016’da kesinleşmiştir. Sonrasında ortak hayat yeniden kurulamamış, erkek TMK 166/4’e, kadın ise TMK 166/1’e dayanarak boşanma davası açmıştır. Tavas’taki aile mahkemesi sıfatıyla bakan ilk derece mahkemesi erkeği tam kusurlu bularak her iki davayı kabul etmiş; kadın yararına 300 TL tedbir-yoksulluk nafakası, 20.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi nafaka ile manevi tazminat talebini reddetmiş, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi manevi tazminat yönünden bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesi direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, Özel Daire bozmasını benimseyerek direnme kararını bozmuştur.

🏠 Reddedilen ilk dava ve ardından gelen iki dava

Dosyanın geçmişi, boşanma hukukunun iyi bilinen bir mekanizmasına dayanır. Erkek eş, 24.09.2013’te bir boşanma davası açmış; Tavas Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi sıfatıyla) bu davayı 26.02.2014 tarihli kararıyla reddetmiştir. Karar metnine göre bu ret kararında erkeğe, “tarafların ortak çocukları olmamasından dolayı erkeğin gerekli tedavi girişimlerinde isteksiz davrandığı ve kadını bu süreçte yalnız bıraktığı” şeklinde kusur yüklenmiş ve bu tespit kesinleşmiştir.

TMK 166’nın son fıkrası, boşanma davasının reddedilmesinin ve kararın kesinleşmesinin ardından üç yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamamasını, eşlerden birinin istemi üzerine boşanma sebebi sayar. Erkek, kesinleşmeden sonra tarafların bir araya gelmediğini ileri sürerek bu hükme dayanan yeni bir dava açmıştır.

Kadın ise karşı dava açarak ortak yaşamın kurulamamasında kusurlu tarafın erkek olduğunu savunmuştur. Karşı dava dilekçesinde öne sürülen vakıalar şunlardır:

  • Erkeğin eşini ailesiyle görüştürmemesi,
  • Birlik görevlerini yerine getirmemesi ve ortak konutu terk etmesi,
  • Çocuk sahibi olmak konusunda yapıcı davranmaması.

Kadın, 1.000 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

🔄 Dört aşamalı yargılama: kabul, ret, bozma, direnme

İlk derece mahkemesi (2019/190 E., 2021/194 K., 17.06.2021) erkeğin davası bakımından TMK 166/son koşullarının gerçekleştiğini, karşı dava bakımından ise erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediğini ve boşanmaya yol açan olaylarda tam kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Her iki dava kabul edilmiş, kadın lehine 300 TL tedbir-yoksulluk nafakası, 20.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2021/2720 E., 2023/450 K., 22.03.2023), erkeğin istinaf başvurusunu kısmen kabul etmiştir. Daireye göre taraflar emeklidir ve birbirine yakın gelir elde etmektedir; bu nedenle yoksulluk nafakasının koşulları oluşmamıştır. Aynı kararda, erkeğin tespit edilen kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarını zedeler nitelikte olmadığı belirtilerek manevi tazminat talebi de reddedilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2023/3641 E., 2024/313 K., 17.01.2024), yoksulluk nafakasına ilişkin ret gerekçesini yerinde bulmuş, ancak manevi tazminat yönünden kararı bozmuştur. Özel Daireye göre önceki davada erkeğe yüklenen ve kesinleşen kusurlar, aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir ve TMK 174/2’nin koşulları oluşmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi (2024/640 E., 2024/1032 K.) bu bozmaya uymamış ve önceki gerekçesine bir usul argümanı eklemiştir: İlk derece mahkemesi kararında önceki ret kararındaki kusur tespitine yer verilmemiş, kadın bu hususu istinaf etmemiştir; dolayısıyla erkek yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

⚖️ Kusur başka, kişilik hakkına saldırı başka

TMK 174 iki ayrı tazminat öngörür. Birinci fıkra, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu tarafa maddi tazminat imkânı tanır. İkinci fıkra ise şöyledir: “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

İki fıkra arasındaki fark, uyuşmazlığın özüdür. Maddi tazminatta kusur karşılaştırması ve menfaat kaybı belirleyicidir. Manevi tazminatta ise ek bir eşik vardır: Boşanmaya sebep olan olayların, talepte bulunan eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması gerekir. Her kusurlu davranış bu eşiği aşmaz. Bölge Adliye Mahkemesi de tam bu noktada, erkeğin kusurlu olduğunu kabul etmekle birlikte davranışların kadının kişiliğini zedeleyecek yoğunlukta olmadığını düşünmüştür.

  • Maddi tazminat (174/1): Kusursuz veya daha az kusurlu olma + boşanma nedeniyle menfaat kaybı.
  • Manevi tazminat (174/2): Karşı tarafın kusuru + boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkına saldırı.
  • Tartışmalı nokta: Birlik görevlerinin yerine getirilmemesi, hangi koşulda kişilik hakkı ihlaline dönüşür?

🏛️ Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi

Hukuk Genel Kurulu önce uyuşmazlığı çerçevelemiştir: Erkekten kaynaklanan kusurlu davranışların kadının kişilik haklarını zedeler nitelikte olup olmadığı ve buna göre TMK 174/2 koşullarının oluşup oluşmadığı.

Kurul, kişilik haklarını kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklar olarak tanımlamış; yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim ve resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki hakların bu kapsamda olduğunu hatırlatmıştır. Kişilik hakkının genel koruması TMK 23-24 ve TBK 58’de yer alırken, TMK 174’ün bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümlerden biri olduğu vurgulanmıştır.

Somut olayda Kurul şu unsurları birlikte değerlendirmiştir:

  • Kadın, Özel Dairenin işaret ettiği vakıaya (tedavi sürecinde isteksizlik ve yalnız bırakma) karşı dava dilekçesinde açıkça dayanmıştır.
  • Bu iddia, görgüye dayalı bir tanık beyanıyla ispatlanmıştır.
  • İlk derece mahkemesi erkeği tam kusurlu kabul ederek maddi tazminatın yanında manevi tazminata da hükmetmiştir.

Bu tablo karşısında Kurul, ilk derece mahkemesinin erkeğe yüklediği “birlik görevlerini yerine getirmeme” şeklindeki kusurun, somut olayda Özel Dairenin gösterdiği biçimde gerçekleştiğini ve kadının kişilik haklarını zedelediğini kabul etmiştir. Görüşmeler sırasında direnme kararının onanması gerektiğini savunan görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Direnme kararı HMK 371 uyarınca bozulmuş ve dosya HMK 373/2 gereği Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.

Kurulun gerekçesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına eklediği usuli kazanılmış hak argümanı ayrıca tartışılmamıştır. Kurul, kadının söz konusu vakıaya zaten karşı dava dilekçesinde dayandığını ve bunu tanıkla ispatladığını esas alarak sonuca ulaşmıştır.

👁️ Tanık beyanının belirleyici rolü

Kararın ispat bakımından öğretici yanı, kişilik hakkı ihlalinin soyut bir nitelendirmeyle değil, somut bir anlatımla ortaya konmasıdır. Karar metnine göre dinlenen tanık, kadının çocuk sahibi olmayı çok istediğini, tedavi için elinden geleni yaptığını, kendisinin bir doktor tavsiye ettiğini, kadının tedavi için tek başına başka bir şehre kadar gittiğini, erkeğin ise gitmediğini ve eşini yalnız bıraktığını bizzat görgüsüne dayanarak anlatmıştır.

Hukuk Genel Kurulu bu beyanı, iddianın ispatı için yeterli görmüştür. Buradan çıkan sonuç şudur: Aynı “birlik görevini ihlal” etiketi altındaki davranışlar, dosyaya yansıyan ayrıntılarla birlikte değerlendirildiğinde farklı ağırlıkta sonuçlar doğurabilir. Tedavi gibi kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğüne doğrudan dokunan bir süreçte eşin yalnız bırakılması, Kurul çoğunluğuna göre kişilik hakkına saldırı eşiğini aşmıştır.

Benzer şekilde tazminatın kapsamı ve miktarına ilişkin değerlendirmeler için serideki boşanma tazminatında hakkaniyet ve miktar kararı ile tazminatın az bulunması hâlinde bozmanın kapsamı kararı incelenebilir.

📌 Karardan çıkan okuma notları

  • Kesinleşmiş kusur tespitinin ağırlığı: Özel Daire bozmasında, önceki ret kararında erkeğe yüklenen kusurların kesinleştiği özellikle belirtilmiştir. TMK 166/son’a dayalı davalarda önceki davanın dosyası, sonraki davanın tazminat boyutunu da etkileyebilmektedir.
  • Vakıaya dayanmanın önemi: Kurul, kadının tedavi sürecindeki yalnız bırakılma vakıasına karşı dava dilekçesinde dayandığını ayrıca kaydetmiştir.
  • Nafaka ile tazminat ayrı değerlendirilir: Tarafların emekli ve yakın gelirli olması yoksulluk nafakasının reddine yol açmış, bu ret Özel Dairece de yerinde bulunmuştur; ancak bu durum manevi tazminat değerlendirmesini etkilememiştir.
  • Miktar sonraki aşamaya kalmıştır: Hukuk Genel Kurulu, manevi tazminat koşullarının oluştuğunu kabul etmiş; dosya bozma sonrası yeniden hüküm kurulmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.
  • Oy çokluğu: Kararın oy çokluğuyla verilmesi, kişilik hakkı ihlali eşiğinin somut olaya göre farklı değerlendirilebildiğini gösterir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

🤔 Merak edilenler

Eşin tam kusurlu olması manevi tazminat için tek başına yeterli mi?

TMK 174/2’nin lafzına göre yeterli değildir; boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden talepte bulunan eşin kişilik hakkının saldırıya uğraması da gerekir. Bu dosyada Bölge Adliye Mahkemesi kusuru kabul etmekle birlikte bu ikinci koşulu bulunmamış saymış, Hukuk Genel Kurulu ise somut olayda koşulun gerçekleştiğine karar vermiştir.

Kararda kişilik hakkına saldırı nasıl ispatlandı?

Kadının karşı dava dilekçesinde dayandığı tedavi sürecindeki yalnız bırakılma vakıası, görgüye dayalı tanık beyanıyla ispatlanmıştır. Önceki boşanma davasında erkeğe aynı yönde kusur yüklenmiş olması ve bu tespitin kesinleşmesi de Özel Dairenin bozma gerekçesinde yer almıştır.

Direnme kararı ne demektir, bu dosyada neden Hukuk Genel Kurulu karar verdi?

Bölge adliye mahkemesi, Yargıtay dairesinin bozma kararına uymayıp önceki kararını sürdürürse direnme kararı vermiş olur. Direnme kararının temyizi Hukuk Genel Kurulunca incelenir. Bu dosyada Bölge Adliye Mahkemesi, 2. Hukuk Dairesinin manevi tazminat yönünden bozmasına direnmiş; uyuşmazlık bu yolla Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir.

Hukuk Genel Kurulu manevi tazminat miktarını belirledi mi?

Hayır. Kurul, manevi tazminat talebinin reddinin hatalı olduğunu tespit ederek direnme kararını bozmuş ve dosyayı Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine göndermiştir. Miktara ilişkin değerlendirme bozma sonrası yapılacak yargılamaya bırakılmıştır.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yayımlanmış bozma kararı ile bu kararda aktarılan ilk derece, istinaf ve Özel Daire gerekçelerinden derlenmiştir. Boşanma davalarında tazminat koşulları her dosyanın kendine özgü olgularına ve delillerine göre farklı değerlendirilebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu