Emsal Kararlarİş Hukuku

Bildirim Öncesi Sigortasız Çalışma – Yargıtay HGK 2025/596

İşe başladığı gün değil, aylar ya da yıllar sonra sigortalı gösterilen çalışan sayısı az değildir. Bu kişiler çoğu zaman aynı işverenin yanında çalışmayı sürdürür ve aradaki “kayıp” dönemi ancak işten ayrıldıktan sonra dava konusu yapar. O noktada sorulan soru hep aynıdır: Kuruma yapılan sonraki bildirim, bildirimden önceki sigortasız dönemi de beş yıllık hak düşürücü sürenin dışına çıkarır mı? Hukuk Genel Kurulu, ilk derece mahkemesinin direnmesi üzerine bu soruya net bir cevap vermiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.10.2025 tarihli ve E.2024/389, K.2025/596 sayılı kararıyla, işe giriş bildirgesinden önceki kesintisiz çalışma dönemi bakımından hak düşürücü sürenin işleyeceğini, bu sürenin başlangıcının ise kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın sonu olduğunu belirterek, bu değerlendirmeyi yapmadan verilen direnme kararını oy çokluğuyla ve kesin olarak bozmuştur.

Kısa özet: Davacı, askerlik dönemi (21.05.1998-25.11.1999) dışında kalan 03.04.1996-21.05.1998 ve 25.11.1999-20.11.2001 tarihleri arasında, aralarında organik bağ bulunan iki şirkette sigortasız ve kesintisiz çalıştığını ileri sürerek 07.06.2016’da hizmet tespiti davası açmıştır. Davacı adına ilk işe giriş bildirgesi 20.11.2001’de verilmiş, sonraki yıllarda iki şirketten 30.09.2013’e kadar bildirim yapılmıştır. İlk derece mahkemesi dava konusu dönemde ayda 12 gün çalışma kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurularını reddetmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 20.11.2001 öncesi dönem için hak düşürücü sürenin irdelenmediği gerekçesiyle kararı bozmuş, ilk derece mahkemesi direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu Özel Daire bozmasını benimseyerek direnme kararını bozmuştur.

🗓️ Üç dönem, iki şirket, bir askerlik

Dosyadaki zaman çizelgesi, uyuşmazlığın anlaşılması için belirleyicidir. Karar metnindeki verilere göre tablo şöyledir:

  • 03.04.1996-21.05.1998: Davacının, bildirimsiz çalıştığını ileri sürdüğü ilk dönem.
  • 21.05.1998-25.11.1999: Askerlik; dava konusu dışında.
  • 25.11.1999-20.11.2001: Bildirimsiz çalışıldığı ileri sürülen ikinci dönem.
  • 20.11.2001 ve 12.02.2004: Birinci şirket tarafından verilen işe giriş bildirgeleri; 20.11.2001-12.07.2003 ve 12.02.2004-30.11.2010 arası bildirim.
  • 01.12.2010-30.09.2013: Aynı adreste faaliyet gösteren ve ortakları aynı olan ikinci şirketten bildirim.
  • 07.06.2016: Hizmet tespiti davasının açıldığı tarih.

Davalı işverenler, davacının 20.11.2001-07.09.2013 arasında çalıştığını, bu döneme ilişkin işçilik alacaklarının Mersin 5. İş Mahkemesinin 2016/85 Esas sayılı dosyasında karara bağlandığını ve öncesinde çalışma bulunmadığını savunmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu ise uyuşmazlık konusu dönemde bildirim olmadığını ve hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüştür.

🔄 Altı aşama, bir direnme

Dosya, Hukuk Genel Kurulu önüne gelinceye kadar uzun bir yol izlemiştir:

  • İlk derece, 24.04.2018: Davacının talep edilen dönemlerde asgari ücretle kesintisiz çalıştığı kabul edilerek dava kabul edilmiştir.
  • Bölge Adliye Mahkemesi, 14.03.2019: Yeterli sayıda bordro tanığı dinlenmediği, işyeri dosyası getirtilmediği ve organik bağ değerlendirilmediği gerekçesiyle karar kaldırılıp dosya geri gönderilmiştir.
  • İlk derece, 09.02.2021: Şirketler arasında organik bağ bulunduğu, hak düşürücü sürenin işten ayrılış tarihi olan 07.09.2013’ten işletilmesi gerektiği kabul edilmiş; davacının dava konusu dönemlerde her ay 12 gün çalıştığı tespit edilerek dava kısmen kabul edilmiştir.
  • Bölge Adliye Mahkemesi, 10.03.2022: Çalışmanın “blok çalışma” olduğu ve davanın son yıldan itibaren süresinde açıldığı gerekçesiyle istinaf başvuruları esastan reddedilmiştir.
  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 18.10.2022 (E.2022/8843, K.2022/12590): Davacı imzalı ilk işe giriş bildirgesinin verildiği 20.11.2001 öncesi dönem için hak düşürücü sürenin irdelenmemesi yerinde görülmeyerek oy çokluğuyla bozma kararı verilmiştir.
  • İlk derece, direnme (2023/48 E., 2023/129 K.): Mahkeme önceki kararında direnmiştir.
📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

⏳ Beş yıllık süre neden “hak düşürücü”?

Hukuk Genel Kurulu önce uygulanacak kanunu belirlemiştir. 5510 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca 01.10.2008 öncesi dönemlere ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uygulanır; dava konusu dönem 1996-2001 olduğundan yasal dayanak 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinin onuncu fıkrasıdır. Aynı kural bugün 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer almaktadır: Prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurabilir.

Kurul’a göre bu süre, dava açma özgürlüğünü değil doğrudan hakkın varlığını sınırladığından hak düşürücü niteliktedir; süre geçince hak “bir daha canlanmamak üzere” ortadan kalkar. Karar, sürenin tarihçesini de aktarır: 506 sayılı Kanun’un ilk hâlinde beş yıl olan süre, 09.07.1987’de yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’la on yıla çıkarılmış, 07.06.1994’te yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’la yeniden beş yıla indirilmiştir.

Kurul, hizmet tespiti davalarının kamu düzenini ilgilendirdiğini ve bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiğini de hatırlatmıştır. Kurum vekili temyizde, işe giriş bildirgesinin hizmet akdinin varlığına tek başına delil olmadığını ve hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüş; uyuşmazlık da bu noktada düğümlenmiştir.

📨 Bildirim yapılınca süre neden işlemez?

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde sayılan belgelerden biri (işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu gibi) Kuruma verilmişse ya da Kurum çalışmayı kendisi tespit etmişse, artık hak düşürücü süreden söz edilemez. Kurul bu kuralın gerekçesini açıkça yazmıştır: Kurum, sigortalının çalışmasından haberdar olmuştur. Hiç bildirilmeyen sigortalı ile kısmen bildirilen sigortalıyı aynı konuma sokmak da hakkaniyete aykırı olacaktır.

Buna karşılık işe giriş bildirgesi hiç düzenlenmemiş, süresinde verilmemiş, dönem bordrolarıyla bildirim yapılmamış ve müfettiş tespiti de yoksa, hizmet tespiti isteyenin hak düşürücü süre içinde dava açması zorunludur.

🧩 Blok çalışmada bildirim öncesi dönem

Asıl mesele, bildirimin çalışmanın başından değil ortasından itibaren yapıldığı hâllerdir. Uygulamada “blok çalışma” denen bu tabloda, işçi aynı işveren yanında kesintisiz çalışmakta, ancak ilk dönemi Kuruma bildirilmemektedir. Hukuk Genel Kurulu bu durumu iki adımda çözmüştür:

  • Sürenin başlangıcı: Bildirim öncesi çalışmalar, bildirim yapılan dönemle birlikte kesintisiz devam etmişse, bildirim dışı kalan süre bakımından hak düşürücü sürenin başlangıcı bildirimsiz dönemin sonu değil, kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın sonudur.
  • Sürenin işlemesi: Bildirim yapılması hâlinde sürenin işlememesinin gerekçesi Kurum’un çalışmadan haberdar olmasıdır; blok çalışmanın bildirim öncesi kısmı için bu gerekçe geçerli değildir. Bu dönem bakımından hak düşürücü sürenin hiç işlemeyeceğini kabul etmek, Kanun’un açık hükmüne aykırı olur ve sürenin işlevini ortadan kaldırır. Kanun’un açık hükmü karşısında sigortalı lehine yorum ilkesine de başvurulamaz.

Somut olayda davacı imzalı ilk işe giriş bildirgesi 20.11.2001 tarihlidir ve dava 07.06.2016’da açılmıştır. Kurul, 20.11.2001 öncesi çalışma dönemi yönünden hak düşürücü sürenin değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Karar, sürenin somut olarak dolup dolmadığını kendisi belirlememiş; bu değerlendirmeyi yeniden yapılacak yargılamaya bırakmıştır. Karar metnindeki bildirim kayıtlarında 12.07.2003 ile 12.02.2004 arasında bir ara bulunması, kesintisiz çalışmanın ne zaman sona erdiği sorusunun önemini de ortaya koymaktadır.

Görüşmeler sırasında bir kısım üye, 20.11.2001-12.07.2003 arası bildirilen hizmetlerle dava konusu dönemin birleşerek blok çalışma oluşturması hâlinde sürenin dolduğundan söz edilemeyeceğini ve direnmenin yerinde olduğunu savunmuş; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Kurul, aynı yöndeki 2022 ve 2024 tarihli önceki Hukuk Genel Kurulu kararlarına da atıf yapmıştır.

🗣️ İlk derece mahkemesinin itirazı ve Kurul’un cevabı

Direnme kararının gerekçesi, konunun sosyal boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. İlk derece mahkemesine göre bildirim öncesi çalışmaya hak düşürücü süre uygulamak işçiyi işverenin eline mahkûm eder; çünkü emir ve talimatı altında çalıştığı işverene karşı dava açma serbestisi pratikte yoktur. Mahkeme ayrıca işe giriş bildirgelerinin çoğu zaman geç verildiğini, bildirgelerdeki imzaların iradi sayılmaması gerektiğini ve bu uygulamanın yıllar sonra çalışma gücünü yitirmiş işçinin sosyal güvenlik hakkını engellediğini vurgulamıştır.

Hukuk Genel Kurulu bu kaygıları tartışmakla birlikte, Kanun’un açık düzenlemesinin yorum yoluyla aşılamayacağı sonucuna varmıştır. Özel Daire bozmasına uyulması gerekirken direnilmesi doğru bulunmamış ve direnme kararı HMK m.371 uyarınca bozulmuştur. Dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.

Hizmet tespiti davalarında işçinin işveren karşısındaki konumunun başka bir yönden ele alındığı bir örnek için serideki işten çıkarılma korkusuyla imzalanan belge kararı; sigortalılık süresinin emeklilik sonrası çalışmaya etkisi için emeklilik sonrası çalışmada kıdem tazminatı kararı incelenebilir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

📌 Sorular ve cevaplar

Aynı işverenden sonradan yapılan bildirim, önceki sigortasız dönemi kurtarır mı?

Bu karara göre tek başına kurtarmaz. Bildirim yapılan dönem için hak düşürücü süre işlemez; ancak bildirimden önceki kesintisiz çalışma dönemi için süre işler. Başlangıç noktası ise kesintisiz çalışmanın sona erdiği yılın sonudur.

Hak düşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki fark bu davada neden önemli?

Hukuk Genel Kurulu, hizmet tespitindeki beş yıllık sürenin doğrudan hakkın varlığını etkilediğini ve sürenin geçmesiyle hakkın bir daha canlanmamak üzere ortadan kalktığını belirtmiştir. Bu nedenle bildirim öncesi dönem için sürenin hangi tarihte başlayıp hangi tarihte dolduğu, davanın kaderini belirleyen ön mesele hâline gelmiştir.

Kurul, davacının hakkının düştüğüne mi karar verdi?

Hayır. Kurul, 20.11.2001 öncesi dönem için hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi gerektiğini ve bu yapılmadan verilen direnme kararının bozulmasını kabul etmiştir. Sürenin dolup dolmadığı, dosyanın döndüğü ilk derece mahkemesinde yapılacak değerlendirmeye bağlıdır.

İki ayrı şirkette geçen çalışma aynı blok sayılabilir mi?

Somut dosyada şirketlerin aynı adreste faaliyet gösterdiği ve ortaklarının aynı olduğu tespit edilerek aralarında organik bağ bulunduğu kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu bu tespiti tartışmamış; uyuşmazlığı ilk işe giriş bildirgesinden önceki dönemin hak düşürücü süre yönünden değerlendirilmesi noktasında çözmüştür.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yayımlanmış bozma kararı ile bu kararda aktarılan ilk derece, istinaf ve Özel Daire kararlarından derlenmiştir. Hizmet tespiti davalarında hak düşürücü sürenin hesabı, bildirim kayıtlarına ve çalışmanın kesintisiz olup olmadığına göre farklı sonuçlar doğurabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu