Müdafiye Tebliğ ve Sanığın Temyizi – AYM 2022/41175

Ceza davasında istinaf kararı önce avukata, birkaç hafta sonra da sanığın kendisine tebliğ edilirse temyiz süresi hangi tarihten işlemeye başlar? Bu soru kâğıt üzerinde teknik bir süre hesabı gibi görünse de, cevabı bir mahkûmiyet hükmünün Yargıtay denetiminden geçip geçmeyeceğini belirler. Anayasa Mahkemesi, istinaf kararını kendisine yapılan tebliğden sonra süresinde temyiz eden bir sanığın başvurusunu, müdafiye yapılan tebliğ tarihinin esas alınarak temyizin reddedilmesini mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 9/4/2026 tarihli ve 2022/41175 başvuru numaralı kararıyla, Yargıtay ceza dairesinin temyiz süresini sanığa yapılan tebliğ yerine müdafiye yapılan tebliğden başlatmasının kanuni dayanağı bulunmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
🗓️ Tebliğ tarihleri ve temyizin reddi
Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış, yerel ağır ceza mahkemesi başvurucuyu 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Uyuşmazlığın özünü suçun kendisi değil, kanun yolu aşamasındaki tebligat sırası oluşturmaktadır. Karar metnine göre süreç şöyle ilerlemiştir:
| 10/4/2018 | Bölge adliye mahkemesi ceza dairesi istinaf başvurusunu esastan reddetti; temyiz yolu açık. |
| 19/4/2018 | Karar başvurucunun müdafiine tebliğ edildi. Müdafi temyiz etmedi. |
| 22/5/2018 | Karar başvurucunun kendisine tebliğ edildi. |
| 4/6/2018 | Başvurucu, istinaf dilekçesindeki sebeplerle kararı temyiz etti. |
| 21/2/2022 | Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15 günlük sürenin müdafiye tebliğden itibaren geçtiği gerekçesiyle temyiz istemini CMK m.298 uyarınca reddetti. |
| 20/4/2022 | Nihai hükmü 31/3/2022’de öğrenen başvurucu bireysel başvuruda bulundu. |
Tablodan görüldüğü üzere başvurucunun temyiz dilekçesi, kendisine yapılan tebliğden itibaren hesaplandığında 15 günlük süre içinde, müdafiye yapılan tebliğden itibaren hesaplandığında ise süre dışında kalmaktadır. Yargıtay dairesi ikinci hesabı esas almıştır.
🏛️ Anayasa Mahkemesinin kararı
Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünde somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiş, başvurucu bu görüşe karşı beyanda bulunmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, konuyu daha önce 2020/32671 ve 2021/34076 numaralı başvurularda incelediğini hatırlatmıştır. Bu kararlarda varılan sonuç, ceza davalarında istinaf ve temyiz kanun yollarına ilişkin kararlar bakımından sanığa tebliğ yerine müdafiye tebliğle yetinilemeyeceği şeklindedir. Mahkemeye göre bu sonucun dayanakları şunlardır:
- Tebligat Kanunu m.11/1: Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır; ancak aynı fıkranın son cümlesi, ceza muhakemesi kanununun kararların sanıklara tebliğine ilişkin hükümlerini saklı tutar. Bu cümle 1985 yılında 3220 sayılı Kanun’la eklenmiştir.
- Kanun gerekçesi: Kararda aktarılan gerekçeye göre ceza yargılamasında duruşma vekil için değil sanık için yapılır; müdafiye yapılan tebliği yeterli saymak adalet ilkeleriyle bağdaşmaz.
- CMK m.35/2: Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek kararlar hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.
- CMK m.260/1 ve m.261: Kanun yolu hakkı sanığa tanınmıştır; avukat ise ancak müvekkilinin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yoluna başvurabilir.
Somut olayda karar başvurucuya 22/5/2018’de tebliğ edilmiş, başvurucu 4/6/2018’de yasal süresi içinde temyiz etmiştir. Mahkeme, açık kanuni düzenleme ve Yargıtay içtihadına rağmen sürenin müdafiye tebliğden başlatılması nedeniyle müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna varmış ve önceki kararlarından ayrılmayı gerektiren bir husus görmemiştir.
⚖️ Müdafi vekil değildir: ayrımın önemi
Kararın en öğretici bölümü, Anayasa Mahkemesinin aktardığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24/2/2022 tarihli, E.2019/16-573, K.2022/119 sayılı kararındaki kavramsal ayrımdır. Buna göre müdafi, hukuk yargılamasındaki vekilden farklı olarak şüpheli veya sanığın temsilcisi değil, ondan bağımsız ayrı bir ceza muhakemesi öznesidir. Müdafi, kamusal bir yargılama makamı olarak savunmaya destek sağlar; sanık ile müdafi arasındaki ilişki temsil ilişkisi değil, kamu hukuku kurallarıyla düzenlenmiş bağımsız bir görev ilişkisidir.
Bu ayrımın pratik sonucu şudur: Hukuk davalarında vekile yapılan tebliğ asile yapılmış sayılırken, ceza davalarında sanığın yokluğunda verilen hükmün sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekir. Ceza Genel Kurulu kararında, sanığa yapılan bu tebliğin iki amaca hizmet ettiği belirtilmiştir:
- Sanığın kararın içeriğinden bilgi sahibi olması,
- Müdafinin kusurlu davranışıyla kanun yolu süresini kaçırması hâlinde, eski hâle getirme koşullarının bulunup bulunmadığının değerlendirilerek bu yola başvurulabilmesi.
Aynı Genel Kurul kararında, kanun yoluna başvuru süresinin müdafiye yapılan tebligatla başladığının kabul edilmesi gerektiği de ifade edilmiştir. Bu cümle ilk bakışta çelişkili görünebilir; ancak kararda anılan diğer içtihatlar birlikte okunduğunda, sanığa ayrıca tebliğ yapılmadığı veya sanığın öğrenmesi üzerine süresinde başvurduğu durumlarda sanığın kendi temyizinin süresinde kabul edildiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesi de somut olayda belirleyici olgu olarak, kararın sanığa tebliğ edildiği tarihi ve bu tarihten itibaren süresinde yapılan temyizi esas almıştır.
Ceza usulündeki tebligat ve süre meselelerine ilişkin serideki istinaf süresinin tefhimden başlatılması kararı ile zorunlu müdafi bulunmayan dosyada istinaf kararı da bu kararla birlikte okunabilir.
📚 Kararda anılan Yargıtay içtihadı
Anayasa Mahkemesi, ihlal sonucuna yalnızca kendi içtihadıyla değil, Yargıtayın yerleşik uygulamasıyla da ulaşmıştır. Kararda aktarılan örnekler şunlardır:
- Ceza Genel Kurulu, 29/5/2024, E.2024/2-209, K.2024/168: İstinaf kararı yalnızca müdafiye tebliğ edilmiş, müdafi temyiz etmemiş; ceza infaz kurumunda bulunan sanık, kararın kendisine tebliği üzerine iki gün içinde temyiz etmiştir. Özel dairenin süre yönünden ret kararına karşın sanığın temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilmiştir.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 13/1/2026, E.2023/7523, K.2026/834: Karar yalnızca müdafiye tebliğ edilip sanığa tebliğ edilmediğinden, sanığın öğrenmekle süresinde yaptığı temyiz ve eski hâle getirme talebi yerinde görülmüştür.
- Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 10/2/2026, E.2023/21194, K.2026/2199: Zorunlu müdafi atanan ve bundan haberdar edilmeyen sanık bakımından müdafiye yapılan tefhim ve tebliğlerin sanık için hukuki sonuç doğurmayacağı belirtilmiştir.
- Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 22/1/2026, E.2023/20476, K.2026/1146: Müdafi bulunsa bile sanığın da temyiz hakkı olduğu vurgulanmış, sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyizi reddeden bölge adliye mahkemesi ek kararı kaldırılmıştır.
Bu tablo, somut dosyadaki Yargıtay dairesi kararının hem kanun metninden hem de Yargıtayın kendi genel kurul içtihadından ayrıldığını göstermektedir. Anayasa Mahkemesi de gerekçesinde “açık kanuni düzenleme ve Yargıtay içtihadına rağmen” ifadesini kullanmıştır.
🔁 Giderim: yeniden yargılama, tazminat yok
İhlal tespiti sonrasında Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi çerçevesinde yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğuna karar vermiş ve karar örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi ceza dairesine iletilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesini istemiştir. Kararın giderime ilişkin diğer yönleri şunlardır:
- Adli yardım: Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiştir.
- Kimlik gizliliği: Başvurucunun kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebi kabul edilmiştir.
- Tazminat: Maddi zarara ilişkin belge sunulmadığı için maddi tazminat, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiştir.
- Yargılama gideri: 40.000 TL vekâlet ücretinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
- Diğer şikâyetler: Bağımsız ve tarafsız mahkeme, etkili başvuru, suçta ve cezada kanunilik, eşitlik ve din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin iddialar ayrıca incelenmemiş; bunların yeniden yargılamada değerlendirilebileceği belirtilmiştir.
Mahkeme, ihlal kararının sanığın beraat ettiği anlamına gelmediğini ve yeniden yargılamada mutlaka beraat kararı verilmesini gerektirmediğini özellikle vurgulamıştır. İhlal yalnızca temyiz incelemesinin yapılmamasına ilişkindir; yeniden yargılamada delillerin takdirine göre benzer veya farklı bir sonuca varılması mümkündür.
🆕 CMK m.291’in güncel metni
Karar metninde temyiz süresi, olay tarihindeki düzenlemeye uygun olarak “15 gün” şeklinde anılmaktadır. Mevzuat Bilgi Sistemindeki güncel CMK m.291/1’e göre ise temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır; maddenin ikinci fıkrası 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmıştır.
Güncel metinde sürenin başlangıcının açıkça “tebliğ” olarak belirlenmesi, kararda tartışılan sorunun önemini artırmaktadır: Sürenin kime yapılan tebliğle başladığı sorusu, özellikle sanık ile müdafiye farklı tarihlerde tebligat yapılan dosyalarda belirleyici olmaya devam etmektedir. Öte yandan CMK m.40, kusuru olmaksızın bir süreyi geçiren kişiye eski hâle getirme isteminde bulunma imkânı tanımakta ve kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmeyen kişiyi kusursuz saymaktadır. Anayasa Mahkemesinin aktardığı içtihatta sanığa ayrı tebliğin amaçlarından biri de bu imkânın kullanılabilmesidir.
❓ Merak edilenler
Ceza davasında avukata yapılan tebliğ sanığa yapılmış sayılır mı?
Kararda aktarılan düzenleme ve içtihada göre, kanun yoluna başvurulabilecek kararlar bakımından müdafiye yapılan tebliğ ile yetinilemez. Tebligat Kanunu m.11/1’in son cümlesi, ceza muhakemesindeki sanığa tebliğ hükümlerini saklı tutmaktadır; CMK m.35/2 de kararların hazır bulunamayan ilgilisine tebliğini öngörmektedir.
Müdafi temyiz etmezse sanığın temyiz hakkı ortadan kalkar mı?
Bu kararda kalkmamıştır. CMK m.260/1 kanun yolu hakkını sanığa tanımaktadır. Başvurucunun müdafii kararı temyiz etmemiş, başvurucu ise kararın kendisine tebliğinden sonra süresinde temyiz etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu temyizin süre yönünden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkının ihlali saymıştır.
İhlal kararı mahkûmiyeti ortadan kaldırır mı?
Hayır. Anayasa Mahkemesi, suçlu veya suçsuz kararı vermenin kendi görevi olmadığını, ihlal kararının beraat anlamına gelmediğini belirtmiştir. Sonuç, yeniden yargılama yoluyla temyiz incelemesinin önünün açılmasıdır; esasa ilişkin değerlendirme yargı mercilerine aittir.
Başvurucu neden tazminat alamadı?
Kararda maddi zarara ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı için maddi tazminat talebi reddedilmiştir. Manevi tazminat talebi ise ihlalin sonuçlarını gidermek için yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedilmiş, yalnızca yargılama gideri olarak vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Bireysel başvuru kararı, ihlal tespiti ve giderimle sınırlıdır; ceza davasının esası hakkında bir değerlendirme içermez. Kanun yolu sürelerine ilişkin sonuç; tebliğin kime ve hangi tarihte yapıldığına, sanığın hazır bulunup bulunmadığına, müdafi atanma biçimine, eski hâle getirme koşullarına ve uygulanacak mevzuatın yürürlük tarihine göre her dosyada farklılık gösterebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



