Çok Davalılı İş Davasında Gerekçe – Yargıtay 9. HD 2026/3621

Sezonluk faaliyet gösteren bir işyerinde yaklaşık iki yıl baş aşçı olarak çalışan işçi, işyerinin adi ortaklıktan şirkete dönüştüğünü ileri sürerek birden fazla davalıya karşı işçilik alacakları davası açar. İşveren taraf ise işçiye çalışma süresince toplam 17.914,50 TL borç verildiğini iddia ederek karşı dava açar. İşçiye göre bu ödemelerin büyük bölümü, işyeri adına kendi kredi kartıyla yaptığı harcamaların iadesidir.
Karar Arama sayfasında “kredi kartı” araması yapan okuyucular bu karara, işçinin işyeri harcamalarını kendi kredi kartıyla yaptığı ve havalelerin bu harcamaların iadesi olduğu savunması nedeniyle ulaşmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 21.04.2026 tarihli ve E.2026/3856, K.2026/3621 sayılı kararıyla birleşen dava yönünden temyizi miktardan reddetmiş, asıl dava yönünden ise birden fazla davalının sorumluluğu tartışılmadan kurulan hükmü oy birliğiyle bozmuştur.
📄 Olay: baş aşçının alacakları ve karşı dava
Davacı, 15.08.2018 – 21.08.2020 tarihleri arasında davalı işyerinde baş aşçı olarak çalıştığını, işyerinin adi ortaklıktan şirkete dönüşmesi nedeniyle SGK kayıtlarında farklı işverenler nezdinde gösterildiğini, ancak ortada bir işyeri devri bulunduğunu ve tüm davalıların alacaklardan sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Davacıya göre iş sözleşmesi haksız feshedilmiş, SGK’ya gerçeğe aykırı biçimde (29) koduyla bildirim yapılmıştır. Haftanın yedi günü uzun saatler çalıştığını, son ücretinin aylık net 7.000,00 TL olduğunu ve bir kısmının elden ödendiğini belirterek kıdem, ihbar, fazla çalışma, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil, asgari geçim indirimi ve bakiye ücret alacaklarını talep etmiştir.
Davalılar; işyerinin sezonluk çalıştığını, ücretlerin eksiksiz ödendiğini, yıllık izinlerin kullandırıldığını, davacının kendi isteğiyle ayrıldığını ve ibraname imzaladığını savunmuştur. Ayrıca davacıya verilen toplam 17.914,50 TL borcun iade edilmediğini ileri sürerek karşı dava açmışlardır. Bu dava önce ayrılmış, sonra yeniden birleşen dava hâline gelmiştir.
Davacı birleşen davada; davanın iş mahkemesinin görevinde olmadığını, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, ödemelerin bir kısmının elden ödenen ücret, büyük bölümünün ise işyeri adına kendi kredi kartıyla yaptığı harcamaların iadesi olduğunu savunmuştur.
⚖️ Mahkemelerin kararı
- İlk derece (Datça 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi): Feshin haklı nedene dayandığı ispatlanamadığından kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer alacaklar kısmen kabul edilmiştir. Birleşen davada, havalelerin ödünç ilişkisine dayandığı kesin delillerle ispatlanamadığı, dekontlardaki “borç” açıklamasının tek başına yeterli olmadığı gerekçesiyle ret kararı verilmiştir.
- İstinaf (İzmir BAM 29. Hukuk Dairesi): Tarafların istinaf başvuruları ayrı ayrı esastan reddedilmiştir.
- Temyiz: Davacı; zamanaşımı değerlendirmesinin gerekçesiz olduğunu ve ihbar tazminatından re’sen mahsup yapıldığını, davalılar ise bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, zamanaşımı ve faiz başlangıcını, hakkaniyet indirimini ve birleşen davada kredi kartı harcamaları ile havaleler arasında bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.
- Yargıtay 9. HD (21.04.2026, oy birliği): Birleşen dava yönünden temyiz miktardan reddedilmiş; asıl dava yönünden bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılmış ve ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
🧩 Gerekçesiz hüküm neden bozma sebebi?
Yargıtay, kararların gerekçeli yazılması zorunluluğunu Anayasa, hukuki dinlenilme hakkı ve HMK 297 üzerinden açıklamıştır:
- Hukuki dinlenilme hakkı (HMK 27): Taraflar bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkına sahiptir; mahkeme açıklamaları dikkate alarak değerlendirmeli ve kararı somut ve açık biçimde gerekçelendirmelidir. Daire, bu hakkı Anayasa’nın 36. maddesi ve AİHS’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olarak nitelendirmiştir.
- Hükmün içeriği (HMK 297): Hüküm; iddia ve savunmaların özetini, çekişmeli vakıalara ilişkin delillerin tartışılmasını ve sabit görülen vakıalardan çıkarılan hukuki sebepleri içermelidir. Sonuç kısmında taraflara yüklenen borçlar açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir.
- Somut eksiklik: Davada birden fazla davalı bulunmasına rağmen davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve hangi davalının hangi alacaktan hangi hukuki sebeple sorumlu olduğu tartışılmamıştır.
- İnfazda tereddüt: Hüküm fıkrası, birden fazla davalı varken “davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde kurulmuştur.
Daireye göre eksik, şeklî veya görünüşte gerekçe adil yargılanma hakkının ihlalidir ve tek başına bozmayı gerektirir. İşyeri devri ve birden fazla işverenin sorumluluğu hakkında genel bilgi için işyeri devrinde borçlardan sorumluluk yazısına bakılabilir.
🔢 Birleşen davada kesinlik sınırı
Kararın ikinci önemli yönü temyiz kesinlik sınırıdır. Daire uygulamasına göre birleşen davalarda talepler tamamen farklıysa her davanın kesinliği kendi dava tarihine göre ayrı ayrı belirlenir. Birleşen davada davalı-karşı davacı aleyhine reddedilen ve temyize konu edilen miktar 17.914,50 TL’dir. 7550 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen HMK Ek Madde 1/2 uyarınca kesinlik sınırında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır; birleşen dava tarihindeki sınır 78.630,00 TL’dir. Miktar bu sınırın altında kaldığından temyiz dilekçesi HMK 366 atfıyla HMK 352/1-b uyarınca reddedilmiştir.
Böylece işverenin ödünç iddiasının reddi kesinleşmiş, bozma yalnızca işçinin açtığı asıl davaya ilişkin kalmıştır. Dava tarihindeki kesinlik sınırının uygulandığı başka bir örnek için Yargıtay 3. HD 2026/4271 yazısına bakılabilir.
🔍 Kredi kartı harcamaları ve “borç” dekontları
Birleşen davada ilk derece mahkemesi, ödünç (karz) ilişkisinin varlığını ispat yükünün ödünç iddia eden işverende olduğunu kabul etmiştir. Mahkemeye göre havale dekontlarındaki “borç” açıklaması tek başına ödünç ilişkisini kanıtlamaya yetmemiş; işçinin ödemeleri ücret mahsubu ve işyeri harcamalarının iadesi olarak savunması karşısında işveren ispat yükünü yerine getirememiştir.
İşveren temyizde, işverenin işçiden borç almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işçinin ödemeleri inkâr etmeyip farklı bir sebebe dayandırdığı için ispat yükünün ona geçtiğini ve en azından kredi kartı harcamaları ile havaleler arasında bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak miktar kesinlik sınırının altında kaldığından Yargıtay bu itirazların esasına girmemiştir. “Borç” açıklamalı havalenin tek başına ödünç sayılmadığı bir başka karar için “borç” dekontu ödünç sayılmadı – Yargıtay 3. HD 2026/3825 yazısı incelenebilir.
🆕 İlgili mevzuat
- HMK Ek Madde 1/2 (7550 s.K. m.20, RG 04.06.2025): HMK 341, 362 ve 369’daki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır. Aynı değişiklikle Ek Madde 1’in 3. fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
- HMK 362/1-a: Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez; sınır her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir.
- HMK 297/2: Hüküm sonucunda taraflara yüklenen borçlar ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilir.
🙋 Sorular ve cevaplar
İşçinin işyeri adına kendi kredi kartıyla yaptığı harcamalar dosyada nasıl değerlendirildi?
Birden fazla davalı varken hüküm nasıl kurulmalıdır?
Birleşen davada temyiz sınırı nasıl hesaplanır?
Zamanaşımı ve fazla çalışma itirazları incelendi mi?
Bozma kararı işçinin alacaklarını ortadan kaldırır mı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer kararlara Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Kararda yer alan tarih ve bilgiler ilgili dosyaya özgüdür. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



