Polisten Kaçarken Kaza: Taksir – Yargıtay CGK 2026/426

Gece yarısı bir otomobil dur ihtarına uymaz ve kaçmaya başlar. Peşine düşen ekip araçlarından biri, kaçan sürücünün aniden önüne kırması üzerine çarpmamak için direksiyonu sağa çevirir; refüje, ardından diğer ekip aracına ve bir aydınlatma direğine çarpar. Ekip aracını kullanan polis memuru ağır biçimde yaralanır. Kaçan sürücünün aracı polis aracına hiç temas etmemiştir. Bu durumda yaralanmadan kaçan sürücü sorumlu tutulabilir mi? Tutulacaksa eylemi olası kastla yaralama mı, yoksa taksirle yaralama mıdır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.06.2026 tarihli ve E.2024/525, K.2026/426 sayılı kararıyla bu soruları iki aşamada cevaplamıştır. Önce sanığın ceza sorumluluğunun bulunduğunu, kaçış manevrası ile yaralanma arasında nedensellik bağının kurulduğunu kabul etmiş; ardından eylemin olası kast değil taksir kapsamında kaldığına, taksirin türünün ise teknik bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuçta beraat hükmü bozulmuştur.
🚔 Dur ihtarı, kovalamaca ve kaza
Olay tutanağına göre gece saatlerinde dur ihtarına uymayan sürücü ekip aracına çarparak kaçmış, telsiz anonsu üzerine başka ekipler de takibe katılmıştır. Kaçan araç bir süre ters istikamette ilerlemiş ve yol kapamalarına rağmen durmamıştır.
Büyükçekmece’de bir fuar alanının girişine yaklaşıldığında sanık, aracını aniden takipteki ekip aracının önüne kırarak yan yola sapmıştır. Ekip aracının sürücüsü olan katılan polis memuru, çarpmamak için sağa manevra yapmış; direksiyon hâkimiyetini kaybederek refüje çıkmış, savrularak takipteki diğer ekip aracının yan kısmına çarpmış ve yaklaşık on beş metre ileride bir aydınlatma direğine çarparak durabilmiştir. Adli Tıp raporuna göre katılanın yaralanması basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olup vücudundaki kırık yaşam fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkilemiştir. Sanık bir süre sonra başka bir ekip tarafından durdurulmuştur.
Sanık, sürücü belgesi daha önce geri alındığı için yakalanmaktan çekindiğini, yan yola aniden saptığında peşindeki ekip araçlarının birbirine çarptığını ve korktuğu için durmadığını savunmuştur.
⚖️ Mahkûmiyet, beraat, onama: üç farklı yaklaşım
Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesi (11.02.2020), sanığın eylemini olası kastla yaralama olarak nitelemiş; TCK m.86/1, 87/3, 21/2 ve 62/1 maddelerini uygulayarak hapis cezasını TCK m.50/1-a uyarınca adli para cezasına çevirmiş ve sanığı 5.000 TL adli para cezasıyla cezalandırmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi (23.06.2022), duruşma açarak yaptığı inceleme sonunda ilk derece kararını kaldırmış ve sanığın CMK m.223/2-a uyarınca, yani yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine hükmetmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi (08.07.2024), katılanın temyizi üzerine beraat hükmünü oy çokluğuyla onamıştır. Karşı oy yazan iki üye, sanığın kolluktan kaçmak için aracını takipteki aracın önüne kırarken içindekilerin yaralanabileceğini öngördüğünü ve “olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiğini, bu nedenle olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da aynı görüşle CMK m.308 uyarınca itiraz etmiş; Daire itirazı yerinde görmeyince dosya Ceza Genel Kuruluna gelmiştir.
🧩 Ceza Genel Kurulunun önündeki iki soru
Asıl uyuşmazlık olası kastla yaralamanın oluşup oluşmadığıdır; ancak müzakerede bazı üyelerin sanığın hiç ceza sorumluluğu bulunmadığını ileri sürmesi üzerine Kurul, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca önce bu ön sorunu ele almıştır:
- Sanığın aracı polis aracına temas etmediği hâlde, katılanın yaralanması sanığa yüklenebilir mi?
- Yüklenebiliyorsa, sanığın iç dünyası olası kast mı, yoksa taksir mi düzeyindedir?
🔗 Birinci soru: Netice sanığa yüklenebilir mi?
Kurul önce taksirli suçun unsurlarını (iradi hareket, iradi olmayan netice, nedensellik bağı, öngörülebilir neticenin öngörülmemesi, özen yükümlülüğüne aykırılık) hatırlatmış; özen yükümlülüğünün ortalama ve makul bir insan ölçü alınarak objektif biçimde belirleneceğini vurgulamıştır.
Kararın en öğretici kısmı, objektif isnadiyet açıklamasıdır. Kurula göre fiil ile netice arasında doğal nedensellik bağının bulunması tek başına yeterli değildir; ayrıca neticenin hukuken failin eseri sayılıp sayılamayacağına ilişkin normatif bir değerlendirme yapılmalıdır. Netice üçüncü kişinin ya da bir rastlantının eseriyse, failin hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa veya hayatın olağan akışına tamamen yabancıysa faile yüklenemez. Öte yandan netice objektif olarak faile isnat edilebiliyorsa, “özen gösterseydim de netice yine olurdu” savunması failin sorumluluğunu kaldırmaz.
Bu ölçütleri somut olaya uygulayan Kurul, sanığın kolluk görevlilerinin uyarı ve işaretlerine uyma yükümlülüğünü düzenleyen KTK m.47/1-a kuralını ihlal ettiğini, bu taksirli davranış ile katılanın yaralanması arasında nedensellik bağının bulunduğunda kuşku olmadığını belirtmiştir. Yakalanmamak için kaçan sanığın, arkasından gelen aracın kontrolünü kaybetmesine yol açarak takipteki polis aracının kaza yapmasına ve katılanın yaralanmasına neden olduğu için ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir.
Bu sonuç oy birliğiyle alınmamıştır. Karar metnine göre sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi, sanığın ceza sorumluluğunun bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Polis kovalamacalarında takip eden aracın kazasının kaçan sürücüye yüklenmesi konusunda Kurul içinde ciddi bir görüş ayrılığı bulunduğu görülmektedir.
🧠 İkinci soru: Olası kast mı, taksir mi?
Kurul, doğrudan kastın “bilme ve isteme”, olası kastın ise “öngörme ve kabullenme” unsurlarından oluştuğunu hatırlatmıştır (TCK m.21). Olası kastta fail, asıl amacına yönelirken ikincil neticenin gerçekleşmesi ihtimaline kayıtsız kalır ve bu ihtimali kabullenir. Bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörmekle birlikte becerisine, şansına veya başka bir etkene güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğine inanır ve hareketini sürdürür (TCK m.22/3).
Somut olayda Kurul, polis kontrol noktasından kaçan sanığın, takipteki resmî aracın önüne kırması nedeniyle o aracın seyir dengesinin bozulabileceğini, bir kazaya ve bunun sonucunda başkalarının zarar görmesine yol açabileceğini öngörmesi gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmiştir. Ancak sanığın muhtemel neticeye kayıtsız kalarak hareketini sürdürdüğüne ve neticeyi kabullendiğine dair herhangi bir delil bulunmadığını tespit etmiş; bu nedenle olası kastla yaralama suçunun oluşmadığına karar vermiştir.
Bununla birlikte, sanığın yakın mesafeden ve tehlikeli biçimde aracını katılanın aracının önüne kırdığı dikkate alınarak eylemin taksirle yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Kurul, fiilin basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi işlendiğine kendisi karar vermemiş; bunun, sanığın kusur durumunu değerlendiren teknik verilere dayalı bir bilirkişi raporu alındıktan sonra belirlenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu bölümde bir üye, eylemin olası kastla yaralama olduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Taksirin türü yalnız ceza miktarını değil, yargılamanın şartlarını da etkileyebilir. TCK m.89/1, yürürlükteki hâliyle, taksirle yaralamayı dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla yaptırıma bağlar; m.89/2-b uyarınca vücutta kemik kırılmasına neden olunmuşsa ceza yarı oranında artırılır. Bilinçli taksirde ise TCK m.22/3 uyarınca ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. TCK m.89/5’e göre taksirle yaralamanın soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikâyete bağlıdır; ancak birinci fıkra kapsamı dışındaki yaralamalarda suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz.
📌 Karar sonrası tablo ve dikkat çeken noktalar
Ceza Genel Kurulu hüküm fıkrasında; Başsavcılık itirazını değişik gerekçeyle kabul etmiş, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararını kaldırmış ve bölge adliye mahkemesinin beraat hükmünü CMK m.302/2 uyarınca bozmuştur. Dosya, CMK m.304/2 uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Başsavcılığa tevdi edilmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.
- Temas şart değildir: Kurul çoğunluğuna göre kaçan aracın takip eden araca hiç çarpmaması, nedensellik bağını ve objektif isnadiyeti tek başına ortadan kaldırmamıştır.
- Öngörülebilirlik, kabullenme değildir: Neticenin öngörülebilir olması olası kastın kabulü için yeterli görülmemiş; kayıtsızlığı ve kabullenmeyi gösteren somut delil aranmıştır.
- Taksirin türü teknik inceleme ister: Basit taksir ile bilinçli taksir ayrımı, kusur durumuna ilişkin teknik bilirkişi raporu olmadan yapılmamıştır.
- Görüş birliği yoktur: Sorumluluk konusunda sekiz üye, nitelendirme konusunda bir üye çoğunluktan ayrılmıştır.
Olası kast ile bilinçli taksir ayrımına ilişkin farklı olaylar olası kast mı bilinçli taksir mi ve yaya geçidinde bilinçli taksir yazılarında ele alınmıştır; eldeki karar, ayrımı objektif isnadiyet ön sorunuyla birlikte incelemesi bakımından ayrılmaktadır.
❓ Sık sorulan sorular
Kaçan aracın polis aracına çarpmaması sorumluluğu ortadan kaldırdı mı?
Eylem neden olası kastla yaralama sayılmadı?
Bölge adliye mahkemesinin beraat kararı neden bozuldu?
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki seçim nasıl yapılacak?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından ulaşılabilir; ceza hukukuna ilişkin diğer karar değerlendirmeleri Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Kaynakta sanık, katılan ve tanıkların kimlikleri anonimdir; kişi adları ve sağlık ayrıntıları yazıya ve PDF’e alınmamıştır. Karar, bozma sonrasında bölge adliye mahkemesince yapılacak yargılamayı ve alınacak bilirkişi raporunu yönlendiren bir ilke kararıdır; dosyanın nihai sonucu bu yazının kapsamında değildir. Benzer görünen bir olayda sonuç, kaçış manevrasının biçimine, mesafeye, teknik kusur incelemesine ve delillere göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




