Kâr Payına Verilen Altın – Yargıtay 11. CD 2026/3092

Mahallenin kuyumcusu, dükkânının önünden geçen tanıdık bir müşteriyi içeri çağırıyor: “Elindeki altınları bana ver, ben onları işleteyim, sana her ay yarım Cumhuriyet altını kâr payı vereyim.” Birikimini yastık altında tutmak yerine getiri beklentisiyle kuyumcuya teslim eden kişi bir süre sonra altınlarını geri alamıyor. Bu tablo ceza hukukunda dolandırıcılık mıdır, basit güveni kötüye kullanma mı, yoksa daha ağır cezayı gerektiren hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma mı? Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 24.03.2026 tarihli ve E.2023/2199, K.2026/3092 sayılı kararıyla, kâr payı karşılığında altın teslim edilen bu ilişkide taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunduğunu kabul etmiş; eylemi TCK m.155/1 kapsamında değerlendiren bölge adliye mahkemesi kararını, TCK m.155/2’nin gözetilmediği gerekçesiyle oy birliğiyle bozmuştur.
Karar kısa ama sonuçları geniştir: aynı olay, ilk derecede beraat, istinafta basit güveni kötüye kullanma, Yargıtay’da ise hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olarak üç farklı biçimde nitelendirilmiştir. Farkı yaratan unsur, altınların kâr payı karşılığında “işletilmek” üzere verilmiş olmasıdır.
🪙 “Altınları işletirim” teklifi
Karardaki kabule göre katılan, sanığı mahallelerinde kuyumculuk yapması nedeniyle tanımaktadır. Sanık, katılanın kendisinden daha önce altın satın aldığını bildiği için, dükkânının önünden geçtiği sırada onu çağırmış ve bu altınları işletmek ve karşılığında her ay yarım Cumhuriyet altını kâr payı vermek şartıyla kendisine teslim etmesini teklif etmiştir. Katılan teklifi kabul etmiş ve elindeki altınları kâr payı karşılığında sanığa teslim etmiştir.
İddiaya göre sanık bu altınları mal edinmiştir. Katılanın anlatımı, Dairenin vurguladığı üzere “aşamalarda değişmeyen” beyanlardır; yani soruşturma ve kovuşturma boyunca aynı çizgide kalmıştır. Sanık müdafii ise temyizde suç kastının bulunmadığını, taraflar arasındaki meselenin hukuki uyuşmazlık niteliğinde olduğunu ve mahkûmiyetin yalnızca katılanın soyut beyanlarına dayandırıldığını ileri sürmüştür.
Olay, yatırım amaçlı para veya kıymetli maden teslimlerinde sıkça görülen bir kalıba uyar: belirli bir getiri vaadi, güvene dayalı bir teslim ve sonrasında iade edilmeyen ana para. Bu tür vakalarda ceza yargılamasının ilk sorusu, fiilin hangi suç tipine girdiğidir.
🔄 Aynı olay, üç ayrı nitelendirme
Dosyanın yargı yolculuğu, suç vasfının ne kadar tartışmalı olabileceğini gösteriyor:
- İlk derece: Kamu davası nitelikli dolandırıcılık suçundan açılmıştır. İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi 10.11.2020 tarihli ve 2020/296 Esas, 2020/421 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında CMK m.223/2-e uyarınca beraat kararı vermiştir.
- İstinaf: Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi duruşma açmış, 28.09.2022 tarihli ve 2021/1887 Esas, 2022/1668 Karar sayılı kararıyla beraat hükmünü kaldırmış ve uzlaşma da sağlanamadığından sanığı TCK m.155/1, 62, 52/2 ve 53 uyarınca 10 ay hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırmıştır.
- Temyiz: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, fiilin TCK m.155/2’deki hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu kabul ederek istinaf hükmünü bozmuştur. Tebliğnamedeki “esastan ret” görüşüne katılınmamıştır.
Hem sanık müdafii hem de katılan kararı temyiz etmiştir. Katılanın temyizi sanığın gereken cezaya çarptırılmasına yöneliktir; bu nedenle ortada sanık aleyhine yapılmış bir temyiz de bulunmaktadır.
⚖️ Dairenin bozma gerekçesi
Daire, katılanın değişmeyen beyanlarını esas almıştır: sanık altınları işletmek ve her ay kâr payı vermek şartıyla istemiş, katılan da altınları bu karşılıkla teslim etmiştir. Bu tespitten hareketle Daire iki sonuca ulaşmıştır:
- Taraflar arasında hizmet ilişkisi vardır.
- Sanığın eylemi, TCK m.155/1’deki basit güveni kötüye kullanma değil, TCK m.155/2’de düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Bu yön gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararı CMK m.302/2 uyarınca, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle bozulmuştur. Dosya, CMK m.304/2-b uyarınca takdiren bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.
Kararın dikkat çeken yönlerinden biri, Dairenin nitelikli dolandırıcılık iddiasına geri dönmemesidir. Kararda eylemin dolandırıcılık olduğuna dair bir tespit yer almamaktadır; tartışma, güveni kötüye kullanma suçunun iki fıkrası arasında düğümlenmiştir.
🧩 Kâr payı neden belirleyici?
TCK m.155/1, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği devredilen mal üzerinde, devir amacı dışında tasarrufta bulunmayı veya devri inkâr etmeyi cezalandırır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise suçun meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da başkasının mallarını idare etme yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesini daha ağır cezaya bağlar. Kararın mantığı şu ayrım üzerine kuruludur:
- Salt emanet: Mal yalnızca saklanmak üzere bırakılmışsa, zilyetliğin devri amacı “muhafaza”dır; bu durumda temel hüküm olan TCK m.155/1 gündeme gelir.
- Kâr payı karşılığı işletme: Altınlar, karşılığında düzenli getiri ödenmesi şartıyla işletilmek üzere teslim edilmişse, teslim alan kişi malı bir hizmetin ifası için almış olur. Daire bu ilişkiyi hizmet ilişkisi olarak nitelendirmiş ve TCK m.155/2’yi uygulanması gereken hüküm saymıştır.
- Dolandırıcılıktan ayrım: İlk derece mahkemesi nitelikli dolandırıcılık iddiası yönünden beraat kararı vermiş; Yargıtay da hükmü dolandırıcılık yönünden değil, güveni kötüye kullanmanın hangi fıkrasının uygulanacağı yönünden bozmuştur. Yatırım vaadine dayalı teslimlerde güveni kötüye kullanma ile dolandırıcılık ayrımının genel ölçütleri için serideki güveni kötüye kullanma mı, dolandırıcılık mı kararı incelenebilir.
Kısacası, getiri beklentisiyle yapılan teslim, teslim alan kişiye malı “idare etme” görevi yükler; bu görevin kötüye kullanılması kanun koyucunun daha ağır yaptırım öngördüğü hâldir.
🔍 Aynı dönemden iki kuyumcu kararı daha
11. Ceza Dairesinin 2026 yılının ilk aylarında verdiği iki karar, aynı ölçütün yerleşik biçimde uygulandığını gösteriyor. Her iki karar da Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.
- E.2021/29533, K.2026/1842 (19.02.2026): Kuyumcu dükkânı işleten sanığa kâr payı almak üzere 14.500 TL, 2.000 Euro ve sonrasında 2.000 TL verildiği, sanığın ara sıra 350-400 TL arasında ödeme yaptığı, ardından iflas ettiğini bildirdiği iddia edilmiştir. Daire, suçun sübutu hâlinde eylemin TCK m.155/2’deki suçu oluşturacağını belirtmiş; sanığın borcuna karşılık verdiği senedin ödenip ödenmediğinin ve benzer eylemler nedeniyle başka dosyalarının bulunup bulunmadığının araştırılmasını, ayrıca CMK m.253-254 uyarınca uzlaştırma işlemlerinin yapılmasını gerekli görerek beraat hükmünü bozmuştur.
- E.2023/6745, K.2026/1778 (18.02.2026): Kuyumcuda çalışan sanığın, işverenine yönelik eylemleri yanında müşterilerden emanet aldığı altınlara ilişkin eylemleri de değerlendirilmiştir. Daire, altın bırakan kişilerin kâr payı alması hâlinde fiilin TCK m.155/2, kâr payı alınmadan yalnızca muhafaza amacıyla bırakılması hâlinde ise TCK m.155/1 kapsamında kalacağını açıkça ifade etmiştir. Bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış, hükümler onanmıştır.
Üç kararın ortak mesajı nettir: kuyumcuya bırakılan altının hukuki kaderi, teslim sırasında bir getiri kararlaştırılıp kararlaştırılmadığına bağlıdır. 1842 sayılı kararda ayrıca, ödeme güçlüğü savunmasının (iflas beyanı) sanığın suç kastı yönünden değerlendirilmesi için verilen senedin akıbetinin ve sanığın benzer dosyalarının araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Kâr payı vaadiyle toplanan paralarda her mağdurun ayrı değerlendirildiği farklı bir kurgu için serideki saadet zinciri kararına bakılabilir.
📌 Ceza sınırı, şikâyet ve uzlaştırma
Vasıf değişikliğinin pratik karşılığı üç noktada görülür:
- Ceza aralığı: TCK m.155/1 altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörürken, m.155/2 bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası öngörmektedir. İstinafta verilen 10 ay hapis cezası, birinci fıkranın sınırları içinde belirlenmişti.
- Şikâyet: Kanun metninde “şikâyet üzerine” ibaresi yalnızca birinci fıkrada yer almaktadır. İkinci fıkradaki nitelikli hâl için metinde böyle bir kayıt bulunmamaktadır.
- Uzlaştırma: CMK m.253/1-b-7, 7188 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten bu yana güveni kötüye kullanma suçunu (üçüncü fıkra hariç) uzlaştırma kapsamında saymaktadır. Bu nedenle hem birinci hem ikinci fıkra uzlaştırmaya tabidir; 1842 sayılı kararda Dairenin uzlaştırma işlemlerinin yapılmasını istemesi de bu düzenlemeye dayanmaktadır. İncelenen kararda istinaf aşamasında uzlaşmanın sağlanamadığı belirtilmiştir.
Bozma üzerine dosya bölge adliye mahkemesine gönderildiğinden, yeniden kurulacak hükümde uygulanacak fıkra TCK m.155/2 olacaktır. Katılanın da temyizde bulunmuş olması, yeni hükmün önceki cezayla sınırlanıp sınırlanmayacağı tartışmasında dikkate alınacak bir husustur; karar metninde bu konuda ayrıca bir açıklama yer almamaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Kuyumcuya kâr payı karşılığında verilen altınların iade edilmemesi dolandırıcılık mıdır?
İncelenen dosyada kamu davası nitelikli dolandırıcılıktan açılmış, ancak ilk derece mahkemesi bu suç yönünden beraat kararı vermiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi hükmü, eylemin TCK m.155/2’deki hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozmuştur. Her dosyada suç vasfı, somut olayın delillerine göre belirlenir.
Altın sadece saklanmak üzere bırakılmışsa sonuç değişir mi?
Aynı Dairenin 18.02.2026 tarihli ve K.2026/1778 sayılı kararında, kâr payı alınmadan yalnızca muhafaza amacıyla bırakılan altınlar yönünden fiilin TCK m.155/1’deki basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı belirtilmiştir. Kâr payı kararlaştırılmışsa ikinci fıkra gündeme gelmektedir.
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunda uzlaştırma mümkün müdür?
CMK m.253/1-b-7, güveni kötüye kullanma suçunu üçüncü fıkra hariç olmak üzere uzlaştırma kapsamına almaktadır. Dolayısıyla TCK m.155/2’deki suç da uzlaştırmaya tabidir. Yargıtay’ın 19.02.2026 tarihli K.2026/1842 sayılı kararında da uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Kuyumcunun “iflas ettim” demesi suç kastını ortadan kaldırır mı?
Kararlarda bu savunma kendi başına bir sonuç doğurmamıştır. K.2026/1842 sayılı kararda Daire, sanığın katılana borcuna karşılık verdiği senedin ödenip ödenmediğinin ve sanık hakkında benzer eylemler nedeniyle başka dosyalar bulunup bulunmadığının suç kastının belirlenmesi için araştırılmasını istemiştir.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özetleri Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yayımlanmış temyiz kararlarından aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



