Ormandaki Ağaçlara Bedel Yok – Yargıtay HGK 2026/479

Bir baraj gölünün suları yükselir ve yıllardır bakılan ağaçlar su altında kalır. Ağaçları yetiştiren kişi, kendi emeğinin karşılığını ister; ancak ağaçların durduğu toprak tapuda orman vasfıyla Hazine adına kayıtlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu dosyada, kamulaştırma hukukunda zilyede muhdesat bedeli ödenmesini öngören hükmün orman arazisine uzanıp uzanmadığını tartışmış ve Anayasa Mahkemesinin farklı yöndeki bir bireysel başvuru kararını da ayrıca değerlendirerek sonuca ulaşmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.09.2026 tarihli ve E.2026/157, K.2026/479 sayılı kararıyla, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin davayı reddeden direnme kararını oy birliğiyle ve kesin olarak onamıştır. Böylece orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde yetiştirilen ağaçlar için istenen 702.972,31 TL’lik muhdesat bedeli talebi reddedilmiş oldu.
🌊 Baraj gölü altında kalan ağaçlar
Karar metninde aktarılan dava dilekçesine göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali üretim tesislerinin kurulabilmesi için kamulaştırma kararı vermiştir. Uyuşmazlık konusu parsel Siirt ili Merkez ilçesine bağlı bir köydedir ve tapuda orman vasfıyla Hazine adına kayıtlıdır. Davacı, bu taşınmaz üzerinde kendisi tarafından dikilip yetiştirilen ağaçların 2020 yılı içinde baraj gölü altında kalarak zayi olduğunu ileri sürmüştür.
Dava önce fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 500,00 TL üzerinden açılmış, yargılama sırasında dava değeri 702.972,31 TL’ye yükseltilmiştir. Davalı tarafta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Hazine ve kimliği metinde gizlenmiş bir başka kurum yer almaktadır.
Savunmalar üç başlıkta toplanmıştır:
- Zamanaşımı: DSİ ve Hazine vekilleri zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
- Başvuru şartı: Dava açılmadan önce davalı idareye başvurulmadığı ileri sürülmüştür.
- Orman arazisinin niteliği: Diğer davalı kurum, orman arazilerinin bu şekilde kullanılamayacağını ve suç teşkil eden bir eylemle hak elde edilemeyeceğini savunmuş; delil tespiti raporlarının kendilerine tebliğ edilmediğini de belirtmiştir.
Dosyada ayrıca tespit edilen önemli bir olgu vardır: Taşınmaz 17.02.2009 tarihinde tesis kadastrosu sonucu orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilmiş, ağaçlar ise bu tarihten önce dikilmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin bozma kararı bu tarih farkına ağırlık vermiştir.
⚖️ Dört aşamalı yargılama
Dosya, Hukuk Genel Kuruluna gelene kadar dört farklı karar görmüştür:
- İlk derece mahkemesi (20.04.2021, E.2020/17, K.2021/90): Davayı kabul ederek 702.972,31 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle DSİ Genel Müdürlüğünden tahsiline karar vermiş; Hazine ve diğer kurum yönünden davayı husumet yokluğundan reddetmiştir.
- Bölge adliye mahkemesi (02.11.2023, E.2022/1289, K.2023/1087): Ağaçların bulunduğu parselin orman vasfında ve orman sınırları içinde kaldığını, 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesine eklenen fıkradaki “sahipsiz yer” kavramının ormanları kapsamadığını belirterek davayı reddetmiştir. Vekâlet ücreti yönünden davacının istinafını da kısmen kabul etmiştir.
- Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (25.12.2024, E.2024/3840, K.2024/10618): Ağaçların dikildiği tarihte taşınmazın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesindeki kamu mallarından sayılmayan sahipsiz bir yer olduğunu; ağaçlar tescilden sonra dikilmiş olsa bile taşınmazın son fıkradaki “başkası adına tapulu” yer olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
- Direnme kararı (E.2025/356, K.2025/357): Bölge adliye mahkemesi, taşınmazın tescilden önceki niteliğinin de orman olduğunu, özel mülkiyete konu iken sonradan orman olarak tahsis edilmiş bir yer olmadığını vurgulayarak ilk kararında direnmiştir.
Direnme kararını davacı temyiz etmiş, davacı vekili sürpriz karar verildiğini ve kamu makamlarının uzun süreli edilgen tutumunun dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Dosya, HMK m.373’te düzenlenen direnme usulü işletilerek Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
🌲 Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi
Uyuşmazlığın düğüm noktası, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine 5177 sayılı Kanun’la eklenen son fıkradır. Bu fıkraya göre başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir.
Genel Kurul, maddenin gelişimini şöyle özetlemiştir: 4650 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların kamulaştırılmasında idareye, taşınmazın 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesindeki kamu mallarından olup olmadığını araştırma külfeti yüklemiştir. Ancak kamu malları dışında kalan, başkası adına tapulu veya sahipsiz yerlerdeki muhdesatın bedeline ilişkin bir düzenleme getirilmemiş; bu boşluk 2004 yılında eklenen son fıkra ile kapatılmıştır.
Gerekçenin halkaları şunlardır:
- Muhdesat bedeli ödenebilmesi için zeminin özel kişilerin mülkiyetine konu olabilecek bir yer olması gerekir.
- Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve bu ormanlar zamanaşımıyla mülk edinilemez.
- TMK m.715, sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malları Devletin hüküm ve tasarrufu altında sayar ve bunların kazanılmasını özel kanun hükümlerine bırakır.
- 3402 sayılı Kanun’un 16/D maddesi, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki ormanları kamu malları arasında sayar ve özel kanunlarına tabi tutar.
- Orman toprağı imar ve ihya yoluyla kazanılamaz; orman alanlarının farklı amaçla kullanımı işgal ve faydalanma suçunu oluşturur.
- Böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhdesat suça konu şeylerden olup suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesi düşünülemez.
Bu çerçevede Genel Kurul, son fıkradaki “sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer” kavramının ormanları kapsamadığını, dolayısıyla ormanlar üzerinde Kanun’un tarif ettiği biçimde muhdesat oluşturulmasının ve bedelinin ödenmesinin mümkün olmadığını kabul etmiştir. Ağaçların kadastro tespitinden önce dikilmiş olması bu sonucu değiştirmemiştir; çünkü bölge adliye mahkemesine göre taşınmazın tescilden önceki niteliği de ormandı.
🏛️ Anayasa Mahkemesi kararı neden uygulanmadı?
Kararın en dikkat çekici bölümü, Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 başvuru numaralı bireysel başvuru kararıyla ilgilidir. Hukuk Genel Kurulunun aktarımına göre o dosyada başvurucu, orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde 20-30 yaşlarında fıstık ağaçları yetiştirmiş; Hazine başvurucuyu uzun süre tahliye ettirmemiş ve ecrimisil de tahsil etmemiştir. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının uzun süre devam eden edilgen tutumunun bir anda değişebileceğini başvurucudan öngörmesini beklemenin hakkaniyete aykırı olacağı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Hukuk Genel Kurulu bu kararın varlığını kabul etmekle birlikte, kendi istikrarlı içtihadını sürdürmüştür. Gerekçede, orman ve mera üzerinde muhdesat bedeli ödenemeyeceğine ilişkin önceki Genel Kurul kararlarına (12.11.2025 tarihli E.2024/5-773, K.2025/694 ve 27.09.2022 tarihli E.2022/5-398, K.2022/1154 sayılı kararlar ile 2006 tarihli bir karar) atıf yapılmıştır. Genel Kurul, Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının objektif etkisinin benzer ihlallerin önlenmesine hizmet ettiğini belirtmiş; ancak anılan kararın görüşmelerde kapsamlı biçimde ele alındığını, muhdesatın suça konu şey olduğu ve istikrarlı içtihadın da gözetildiği sonucuna vararak eldeki dava yönünden bu bireysel başvuru kararının objektif etkisi kapsamında karar verilmesini mümkün görmemiştir.
Bu yaklaşım, yüksek mahkemeler arasındaki içtihat diyaloğu bakımından önemlidir. Kamulaştırma bedeline ilişkin farklı bir anayasal boyut için sitede yer alan kamulaştırma bedelinde enflasyon kaybı kararına da bakılabilir.
🧭 Hangi arazide bedel konuşulabilir?
Karar, 2942 sayılı Kanun’un 19. maddesinin son fıkrası bakımından zeminin niteliğine göre bir ayrım yapılmasını gerektirmektedir. Karar metni ve mevzuat birlikte okunduğunda tablo şöyledir:
- Başkası adına tapulu yer: Fıkranın açıkça saydığı ilk durumdur; zilyede ağaç ve bina bedeli ödenmesi mümkündür.
- Sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer: Özel mülkiyete konu olabilecek nitelikteyse fıkra uygulanabilir.
- Devlet ormanı: Hukuk Genel Kuruluna göre bu kavramların dışında kalır; muhdesat bedeli ödenmez.
- Mera: Genel Kurulun atıf yaptığı önceki içtihatlarda mera da aynı sonuca bağlanmıştır.
Dosyada ağaçların tescilden önce dikilmiş olması, Özel Dairenin bozma gerekçesinin temelini oluşturuyordu. Genel Kurul ise belirleyici ölçütün dikim tarihi değil, zeminin orman niteliği olduğunu kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesinin, taşınmazın “özel mülkiyete konu iken vasfı değiştirilerek orman olarak tahsis edilmiş bir yer olmadığı” yönündeki tespiti de bu sonuçta rol oynamıştır. Dolayısıyla tescilden önce de orman niteliği taşıyan yerler ile sonradan orman sınırına alınan yerler arasında fark gözetilip gözetilmeyeceği, her dosyanın kendi kadastro ve orman kadastrosu kayıtlarına göre değerlendirilecektir.
Orman sınırları içinde kalan taşınmazlarda tapu iptali ve tescil yönünden farklı bir mesele için sitedeki orman tapusunda TMK 1007 emsali yazısı, mera tahsisine karşı açılan mülkiyet davaları için ise mera tahsisine karşı mülkiyet davası kararı incelenebilir.
Usul notu: Kararda zamanaşımı ve idareye başvuru şartı savunmaları ayrıca tartışılmamıştır; uyuşmazlık doğrudan esastan, bedelin ödenip ödenemeyeceği sorusu üzerinden çözülmüştür. HMK m.373/7 uyarınca Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur; karar kesin olarak verilmiştir.
❓ Sık sorulan sorular
Muhdesat ne demektir?
Muhdesat, bir taşınmaz üzerinde sonradan meydana getirilen bina, ağaç ve benzeri eklentileri ifade eder. Bu dosyada muhdesat, orman vasıflı parselde yetiştirilen ağaçlardır.
Ağaçlar kadastrodan önce dikilmişse sonuç değişir mi?
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi bu olguya ağırlık vererek bozma kararı vermişti. Hukuk Genel Kurulu ise taşınmazın tescilden önceki niteliğinin de orman olduğunu ve ormanların son fıkradaki kavramların dışında kaldığını kabul ederek bedel ödenemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı bu dosyada neden etkili olmadı?
Genel Kurul, 2016/58283 başvuru numaralı kararı görüşmelerde ayrıca ele almış; orman üzerinde oluşturulan muhdesatın suça konu şey olduğu ve kendi istikrarlı içtihatları gözetildiğinde, eldeki dava yönünden o kararın objektif etkisi kapsamında karar verilemeyeceğini belirtmiştir.
İlk derece mahkemesinin hükmettiği tutar ne oldu?
İlk derece mahkemesi 702.972,31 TL’ye hükmetmişti. Bölge adliye mahkemesi bu kararı kaldırarak davayı reddetmiş, direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca onanmasıyla ret sonucu kesinleşmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan dava ve cevap dilekçeleri ile derece mahkemelerinin gerekçelerine dayanır; davacının kimliği, köy ve parsel bilgileri kaynakta anonimdir. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Taşınmazın kadastro geçmişi ve niteliği farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



