Emsal KararlarGayrimenkul Hukuku

Mera Tahsisine Karşı Mülkiyet Davası – Yargıtay HGK 2026/348

Köy hayatında kuşaktan kuşağa ekilip biçilen bir tarlanın, bir gün tapu sicilinde “mera” vasfıyla Hazine adına kayıtlı olduğunun ve köy tüzel kişiliğine tahsis edildiğinin öğrenilmesi, kırsal bölgelerde sık rastlanan bir uyuşmazlık türüdür. Bu durumda akla gelen ilk soru, mülkiyet iddiasıyla açılacak tapu iptali ve tescil davasının bir süreye bağlı olup olmadığıdır. Mera Kanunu’ndaki beş yıllık süre mi, Kadastro Kanunu’ndaki on yıllık süre mi, yoksa hiçbir süre mi uygulanacaktır?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.05.2026 tarihli ve E.2025/602, K.2026/348 sayılı kararıyla, kadastro çalışmaları sırasında “kadastro harici” bırakılmış ve sonradan mera olarak tahsis edilmiş bir taşınmaz hakkında açılan davada, 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 21. maddesindeki beş yıllık süreye dayanılarak davanın reddedilmesini doğru bulmamış; ilk derece mahkemesinin direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuştur. Karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.

Kısa özet: Erzurum’da bir köyde bulunan taşınmaz 2001 yılında kamu orta malı (mera) vasfıyla tescil edilmiş, 2010 yılında mera komisyonu kararıyla köye tahsis edilmiş ve tahsis kararı askı ilanından sonra itirazsız kesinleşmiştir. Davacı, taşınmazın 1958 tarihli tapu kaydıyla murisi adına kayıtlı olduğunu ve elli yılı aşkın süredir aile zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir. İlk derece mahkemesi, Mera Kanunu’nun 21/2. maddesindeki beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı usulden reddetmiş, istinaf başvurusu da esastan reddedilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı mahkeme direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu; Mera Kanunu’ndaki dava açma sürelerinin tahsise ilişkin komisyon çalışmalarıyla ilgili olduğunu, mülkiyet hakkına dayanan davaların bu Kanun’da bir süreye bağlanmadığını, kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazda Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki on yıllık sürenin de uygulanamayacağını belirterek davanın esasının incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

🌾 Kadastro dışında kalan bir köy tarlası

Dava konusu taşınmaz Erzurum ili Merkez ilçesine bağlı bir köyde yer almaktadır. Yörede 1996 yılında kadastro çalışmaları yapılmış, ancak taşınmazın bulunduğu alan bu çalışmalarda “kadastro harici” bırakılmıştır. Başka bir anlatımla, taşınmaz için kadastro tutanağı düzenlenmemiştir.

Taşınmaz daha sonra, Hukuk Genel Kurulunun tespitine göre 18.06.2001 tarihinde, kamu orta malı vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir. Mera komisyonunun 01.10.2010 tarihli ve 36 sayılı kararıyla taşınmaz köy tüzel kişiliğine tahsis edilmiş; tahsis kararı 08.10.2010 ile 08.11.2010 tarihleri arasında askıya çıkarılmış, itiraz edilmediği için kesinleşmiş ve taşınmaz mera özel siciline kaydedilmiştir.

Davacı ise taşınmazın 08.08.1958 tarihli tapu kaydıyla murisi adına tescil edildiğini, elli yılı aşkın süredir kök murislerinden intikalen aile zilyetliğinde bulunduğunu, tapu kaydı bulunan bir yerin mera kabul edilerek Hazine adına kayıt oluşturulmasının ve komisyonca tahsis kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş; tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmiştir.

Davalılardan biri, yasal hasım olarak Hazinenin davada yer alması gerektiğini ve mülkiyetin davacı tarafından ispatlanması gerektiğini savunmuştur. Hazine ise bölgede tesis kadastrosunun yirmi dört yıl önce yapıldığını, on yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu ve kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağını ileri sürmüştür.

🏛️ İlk derece, istinaf ve Özel Daire aşamaları

İlk derece mahkemesi 27.04.2021 tarihli ve 2019/56 Esas, 2021/202 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın mera vasfıyla tescil edildiğini, tahsis kararının askı ilanından sonra kesinleştiğini ve 4342 sayılı Kanun’un 21/2. maddesindeki beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığını kabul ederek davayı usulden reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de 31.03.2023 tarihli ve 2023/579 Esas, 2023/596 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Davacının temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 08.01.2025 tarihli ve 2023/5249 Esas, 2025/81 Karar sayılı kararıyla hükmü bozmuştur. Özel Daireye göre Mera Kanunu’nun 5. maddesi, özel mülkiyetteki taşınmazların ancak kamulaştırma yoluyla mera kapsamına alınabileceğini göstermektedir. Kanun’un 13. maddesindeki dava açma süreleri mülkiyet hakkının özüyle değil, tahsise dair komisyon çalışmalarıyla ilgilidir; 21. madde ise tahsislerin sık sık değiştirilmesini önlemek amacıyla getirilmiştir. Mülkiyet hakkına dayanılarak açılan davalar Mera Kanunu’nda bir süreye bağlanmadığından davanın süre yönünden reddi doğru olmamıştır.

📎 Karar metni: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

🔁 Direnme kararının dayanağı

İlk derece mahkemesi bozmaya uymamış ve önceki kararında direnmiştir. Direnme gerekçesine göre Mera Kanunu’nun 21. maddesindeki “tespitten önceki hukuki sebeplere dayanılarak” ibaresi, kaydın iptalini sağlayacak mülkiyet hakkına dayalı davaları da kapsamaktadır. Mahkeme, kanun koyucunun bu düzenlemeyle Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü süreye paralel bir sistem kurmayı amaçladığını, mülkiyet davaları kapsam dışında tutulmak istenseydi bunun metinde açıkça belirtilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, taşınmaz bakımından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığını, komisyon kararının yok hükmünde olduğunu, Mera Kanunu’ndaki sürelerin yalnızca komisyon çalışmaları sonucunda alınan kararlar bakımından uygulanabileceğini ve tespit harici bırakılan taşınmazlarda Kadastro Kanunu’ndaki sürenin de uygulanamayacağını ileri sürmüştür.

⚖️ Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesi

Hukuk Genel Kurulu önce Mera Kanunu’nun amacını ve “tahsis” kavramını ele almıştır. Kanun’un 1. maddesine göre amaç; mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ve köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsisidir. 3. madde tahsisi, bu alanların verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun biçimde düzenlenerek bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılması olarak tanımlamaktadır. Tespit, tahdit ve tahsis işlemleri 6. madde uyarınca valilik onayıyla oluşturulan mera komisyonları ve teknik ekiplerce yürütülür.

Kurul, Kanun’un 13. maddesine göre teknik ekip çalışmalarının otuz gün askıda kalacağını, bu sürede komisyona itiraz edilebileceğini, komisyon kararlarına karşı da otuz günlük ilan süresi içinde asliye hukuk veya kadastro mahkemesinde dava açılabileceğini hatırlatmıştır. 21. maddenin ikinci fıkrası ise tahsis kararlarında belirtilen haklara, tahsisin kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceğini ve dava açılamayacağını öngörmektedir.

Bu çerçevede Kurul şu sonuçlara ulaşmıştır:

  • Mera Kanunu’ndaki dava açma süreleri mülkiyet hakkının özüyle değil, tahsise dair mera komisyonu çalışma sonuçlarıyla ilgilidir.
  • 4342 sayılı Kanun’da mülkiyet hakkına dayanılarak açılan davalar bir süreye tabi tutulmamıştır; bu nedenle davanın tahsise ilişkin hükümlere göre süre yönünden reddi doğru değildir.
  • 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki on yıllık süre, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren işler. Taşınmaz için kadastro tutanağı düzenlenmemiş, alan kadastro harici bırakılmıştır; bu nedenle on yıllık sürenin uygulanma olanağı yoktur.
  • Mahkemenin, tarafların iddia ve savunmaları ile sunulan delilleri inceleyerek davanın esası hakkında karar vermesi gerekmektedir.

Görüşmeler sırasında, 21. maddedeki “tespitten önceki hukuki sebeplere dayanılarak” ifadesinin mülkiyet hakkına dayalı davaları da kapsadığı yönündeki görüş dile getirilmiş, ancak bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Direnme kararı, 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi uyarınca değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmuş, dosya HMK 373/1 uyarınca kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.

Hazine adına yapılan tespitlerde zilyetliğin ispatına ilişkin farklı bir uyuşmazlık için Hazine adına tespitte zilyetlik ve hava fotoğrafı yazısına bakılabilir.

🗂️ Üç ayrı süre, üç ayrı alan

Karar, uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan sürelerin hangi işlemlere bağlandığını belirginleştirmektedir:

DüzenlemeSüreNeye ilişkin
4342 s. Kanun m.13Otuz günlük askı ve dava süresiTeknik ekip çalışmaları ve mera komisyonu kararları
4342 s. Kanun m.21/2Tahsisin kesinleşmesinden itibaren beş yılTahsis kararlarında belirtilen haklar; tahsislerin istikrarı
3402 s. Kanun m.12/3Tutanağın kesinleşmesinden itibaren on yılKadastro tutanaklarında belirtilen haklar, sınırlandırma ve tespitler

Kurulun yaklaşımına göre mülkiyet hakkına dayanan davada Mera Kanunu’ndaki süreler uygulanmamakta, on yıllık süre ise ancak kadastro tutanağı bulunan taşınmazlarda gündeme gelmektedir.

🧭 Kararın gayrimenkul uyuşmazlıklarındaki yeri

Karar, mera vasfıyla kayıtlı taşınmazlar üzerinde özel mülkiyet iddiasında bulunanlar bakımından usule ilişkin önemli bir eşiği netleştirmektedir. Bununla birlikte, kararın mülkiyet iddiasının haklı olduğuna dair bir tespit içermediği vurgulanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu yalnızca davanın süre yönünden reddedilemeyeceğini belirlemiştir; davacının 1958 tarihli tapu kaydının taşınmaza uyup uymadığı, zilyetliğin niteliği ve mera vasfının tespiti gibi konular, bozma sonrası yapılacak yargılamada değerlendirilecektir.

Kararın öne çıkan noktaları şöyle özetlenebilir:

  • Mera tahsisine karşı tahsis hükümlerine dayanan itirazlar ile mülkiyet hakkına dayanan davalar birbirinden ayrılmıştır.
  • Mera Kanunu’nun 21/2. maddesindeki beş yıllık süre, mülkiyet hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davasında hak düşürücü süre olarak uygulanmamıştır.
  • Kadastro harici bırakılan taşınmazda Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesindeki on yıllık süreye dayanılamamıştır.
  • Özel Dairenin kararında, özel mülkiyetteki taşınmazların mera kapsamına ancak kamulaştırma yoluyla alınabileceği vurgulanmıştır.
  • Karar oy çokluğuyla verilmiş; aksi yöndeki görüş, 21. maddedeki ibarenin mülkiyet davalarını da kapsadığı yönündedir.

Taşınmaz sicilinde Devlet sorumluluğuna ilişkin başka bir Hukuk Genel Kurulu kararı için orman sınırında tapu iptali ve TMK 1007 yazısı da incelenebilir.

❓ Sık sorulan sorular

Hukuk Genel Kurulu taşınmazın davacıya ait olduğuna karar verdi mi?

Hayır. Kurul yalnızca davanın hak düşürücü süre gerekçesiyle reddedilemeyeceğini kabul etmiştir. Mülkiyet iddiasının yerinde olup olmadığı, ilk derece mahkemesince delillerin incelenmesiyle belirlenecektir.

Mera Kanunu’ndaki beş yıllık süre hangi durumlarda işler?

Karara göre 21/2. maddedeki süre, tahsislerin sık sık değiştirilmesini önlemeye yöneliktir ve tahsis kararlarında belirtilen haklara karşı tespitlerden önceki sebeplere dayanılarak yapılacak itiraz ve davalarla ilgilidir. Kurul, bu sürenin mülkiyet hakkına dayalı davalara uygulanmasını kabul etmemiştir.

Kadastro Kanunu’ndaki on yıllık süre neden uygulanmadı?

3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesindeki süre, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren işlemektedir. Somut olayda taşınmaz kadastro harici bırakıldığından tutanak düzenlenmemiş, bu nedenle sürenin başlayabileceği bir tutanak bulunmamıştır.

Karar oy birliğiyle mi verildi?

Hayır, karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir. Görüşmelerde, 21. maddedeki “tespitten önceki hukuki sebeplere dayanılarak” ifadesinin mülkiyet davalarını da kapsadığı görüşü ileri sürülmüş, ancak Kurul çoğunluğu bu görüşü benimsememiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, kadastro harici bırakılıp mera olarak tahsis edilen bir taşınmaza ilişkin, oy çokluğuyla verilmiş tek bir bozma kararına dayanır; bozma sonrası yargılamanın sonucu bilinmemektedir. Tapu kayıtları, kadastro durumu ve tahsis süreci farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu