Zamanaşımı Bozmasına Direnme – Ankara BAM 21. HD 2026/1327

Bir istinaf mahkemesinin Yargıtay’ın bozma kararına uymayıp “önceki kararımda direniyorum” demesi seyrek görülen bir durumdur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, yurt dışında yaşayan tasarruf sahiplerinden 1990’lı yıllarda “istendiği an geri ödenecek” vaadiyle para toplanmasına ilişkin bir holding dosyasında bunu yapmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini söylemiş; Daire ise aynı Yargıtay dairesinin yıllardır uyguladığı içtihada dayanarak zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu yeniden kabul etmiştir. Kararın asıl sorusu şudur: Yüksek mahkemenin yerleşik içtihadına güvenerek dava açan kişi, bu içtihat değiştiğinde korunmalı mıdır?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 06.10.2026 tarihli ve E.2026/1203, K.2026/1327 sayılı kararıyla, davalı şirket hakkındaki önceki kararında oy birliğiyle direnmiş; davacıların davalı şirketin ortağı olmadıklarının tespitine ve 59.042,00 Euro’nun 31.03.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/A maddesine göre işleyecek faiziyle tahsiline hükmetmiştir. Karara karşı temyiz yolu açıktır.
⏳ Yargıtay’ın bozma gerekçesi: 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı
Direnme kararını anlamak için önce bozma ilamına bakmak gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.05.2026 tarihli ve E.2026/2731, K.2026/2798 sayılı kararında, kendi emsal dosyalarına (2024/3278 E., 2024/5341 K. ve 2024/1235 E., 2024/3801 K.) atıf yaparak şu tespitlerde bulunmuştur:
- Davalı şirketin eylemi haksız fiil niteliğindedir ve zamanaşımı def’i süresinde ileri sürülmüştür.
- Uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra davalının, parayı ödeyeceği yönünde davacıda beklenti yaratan bir tutumu bulunmadığından zamanaşımı def’i dürüstlük kuralına aykırı değildir.
- Zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak yoktur.
- 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre ceza zamanaşımı 5 yıl, uzamış zamanaşımı 7,5 yıldır; para 2000 yılında yatırılmış, dava ise 2016’da açılmıştır.
Bu gerekçeyle Yargıtay, davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirterek Dairenin kararını bozmuş, davalı şirketin diğer temyiz itirazlarını şimdilik incelememiştir.
🗂️ On yılı aşan yargılama
Dava 12.08.2016 tarihinde açılmış, ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve haksız fiil hükümlerine göre paranın iadesi istenmiştir. Bu dosya, aynı dava dilekçesindeki iki davacının taleplerinin tefrik edilmesiyle oluşmuş ve 118.940 DM karşılığı 60.813,06 Euro’nun tahsilini konu almıştır. Dosyanın aşamaları şöyledir:
- İlk derece (06.07.2018): Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi davanın kısmen kabulüne, davacının şirket ortağı olmadığının tespitine ve 40.035,00 Euro’nun dava tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar vermiştir.
- İlk istinaf (13.01.2021): Daire, 3332 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiş; bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.11.2021 tarihli ilamıyla onanmıştır.
- Anayasa Mahkemesi (16.05.2024): Birinci Bölüm, 2021/9400 başvuru numaralı dosyada mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.
- Yeniden yargılama (13.01.2026): Daire, E.2024/1082, K.2026/43 sayılı kararıyla ortak olunmadığını tespit etmiş ve 59.042,00 Euro’nun 31.03.2000’den itibaren faiziyle tahsiline hükmetmiştir.
- Bozma (11.05.2026): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi zamanaşımı gerekçesiyle bozmuştur.
- Direnme (06.10.2026): Duruşmada davacı vekili direnilmesini, davalı şirket vekili bozmaya uyulmasını istemiş; Daire direnmiştir.
Aynı holding grubuna ilişkin zamanaşımı tartışmasının Anayasa Mahkemesi boyutu için holdinge yatırılan parada zamanaşımı ve dürüstlük kuralı yazısına, davalının zamanaşımı def’inden vazgeçtiği bir dosya için zamanaşımı def’inden feragat yazısına bakılabilir.
🧱 Dairenin direnme gerekçesi
Daire, bozma ilamına uymama kararını birkaç dayanak üzerine kurmuştur.
1. Yerleşik içtihat ve hukuki güven. Karara göre Yargıtay 11. Hukuk Dairesi aynı grup ve benzer nitelikteki davalarda uzun süre boyunca zamanaşımı def’inin ileri sürülmesini dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz saymıştır. Daire bu yönde çok sayıda ilama atıf yapmıştır (ör. 2013/13293 E., 2014/15076 K.). Gerekçede ayrıca Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine ve Anayasa Mahkemesinin içtihat farklılıklarına ilişkin kararlarına yer verilmiştir. Bu kararlarda, davacılardan “Ortaklık Durum Belgesi” karşılığında para toplandığı, şirket yöneticileri hakkındaki ceza davalarının zamanaşımı nedeniyle düştüğü, uyuşmazlığın ancak uzun süren hukuk ve ceza davaları sonunda aydınlanabileceği vurgulanmıştır. Daire, Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarının davacılar üzerinde oluşturduğu hukuki güvenin korunması gerektiğini; içtihat değişikliğinin kaçınılmaz olsa da hukuk güvenliği ilkesiyle uyumlu olması gerektiğini belirtmiştir.
2. Çelişkili davranış yasağı. Davalı bir yandan davacıların şirket ortağı olduğunu ve ortağın sermaye olarak koyduğu parayı geri isteyemeyeceğini savunmuş, öte yandan zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Daire bu savunmayı “çelişkili davranış yasağının tipik örneği” olarak nitelendirmiş; önce taraflar arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi, ancak ortaklık bulunmadığı saptandıktan sonra para hakkında hüküm kurulabileceği görüşünü açıklamıştır.
3. Sahih ortaklık yok. Yargıtay’ın önceki ilamlarına dayanılarak, grup şirketlerinin birlikte hareket ederek “istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği” taahhüdüyle para topladıkları, para yatıranları düşük nominal bedellerle şeklen ortak gösterdikleri ve tahsilatları muhasebe kayıtlarına yansıtmadıkları kabul edilmiştir. Dosyadaki hisse senetleri geçersiz sayılmış, nominal değerleri alacaktan düşülmemiştir.
Sonuç olarak Daire, zamanaşımı savunmasının Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve davanın yasal süre içinde açıldığını kabul etmiştir.
✍️ Ödeme belgesindeki imza: ispat yükü kimde?
Kararın ikinci önemli yönü, alacak tutarının belirlenmesidir. Bilirkişi raporu ve davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kuruluna gönderdiği CD kayıtlarına göre davacılardan 59.042 Euro tahsilat yapılmıştır. İlk derece mahkemesi, davalının sunduğu bazı belgeleri ödeme belgesi kabul ederek toplam 19.007,00 Euro’yu bu tutardan mahsup etmişti. Mahsup edilen belgeler şunlardır:
- 20 adet hissenin 820 Euro karşılığı devrine ilişkin 08.06.2006 tarihli devir ve kasa tediye makbuzu,
- 21.708 DM (11.099,12 Euro) kâr payı ödendiğini gösteren 01.01.1998 tarihli belge,
- 700 hisse karşılığı 15.650 DM (8.001,72 Euro) ödendiğine ilişkin 31.03.2000 tarihli tediye makbuzu.
Davacılar istinafta bu belgelerdeki imzaların murislerine ait olmadığını ileri sürmüştür. Daire, duruşmalı incelemede belge asıllarının sunulması için davalıya kesin süre vermiş, asıllar sunulmuş ve davalı imzanın hangi davacıya ait olduğunu bildirmiştir. Daire, imzaya itiraz karşısında ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu belirtmiş ve grafolog bilirkişiden rapor almıştır. 01.12.2025 tarihli raporda, sağlıklı bir kanaat için geniş bir zaman dilimine yayılan çok sayıda ıslak imzalı mukayese belgesine ihtiyaç bulunduğu bildirilmiştir.
Bu durumda Daire, imzanın davacıya ait olduğunun usulüne uygun delillerle ispatlanamadığını, bu belgelerin ödeme belgesi sayılamayacağını kabul etmiş ve mahsup yapmamıştır. Davalının dayandığı 01.01.1999 tarihli ortaklık durum belgesi de, davacının dayandığı sonraki tarihli 31.03.2000 belgesiyle yenilendiği ve CD kayıtlarında yer almadığı gerekçesiyle ödeme belgesi olarak kabul edilmemiştir.
🧾 Hükmün sonucu: tespit, Euro alacak ve faiz
Daire, davalı şirket hakkında şu hükmü kurmuştur:
- Önceki kararda direnilmesine ve davanın kısmen kabulüne,
- Davacıların davalı şirketin ortağı olmadıklarının tespitine,
- 59.042,00 Euro’nun ödeme tarihi olan 31.03.2000’den itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/A maddesi uyarınca işleyecek faiziyle müteselsilen tahsiline,
- Kabul edilen miktar üzerinden 45.000,00 TL, reddedilen miktar üzerinden 5.855,65 TL vekâlet ücretine.
Faiz başlangıcı bakımından Daire, haksız fiil niteliği gereği paranın şirkete ödendiği tarihin esas alınması gerektiğini belirtmiştir; ilk derece mahkemesi dava tarihini esas almıştı. Vekâlet ücretinde ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/9-106 E., 2023/69 K. sayılı kararına uygun olarak talep edilen yabancı paranın dava tarihindeki satış kuru karşılığı TL miktarı dikkate alınmıştır. Hisse senetlerinin hukuki geçerliliği bulunmadığından davalıya iadesine hüküm kurulmamıştır.
🔁 Direnmeden sonra dosya nereye gider?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin üçüncü fıkrası, bölge adliye mahkemesinin tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar vereceğini düzenler. Beşinci fıkraya göre bölge adliye mahkemesi kararında direnirse ve bu karar temyiz edilirse, inceleme kararına direnilen daire tarafından yapılır; direnme kararı öncelikle incelenir. Daire direnmeyi yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir. Yedinci fıkra uyarınca Hukuk Genel Kurulunun kararına uymak zorunludur.
Bu nedenle karar, holding dosyalarındaki zamanaşımı tartışmasının son halkası değildir. Temyiz hâlinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi önce direnmeyi değerlendirecek; görüşünü korursa mesele Hukuk Genel Kurulunun önüne gelecektir.
💬 Okuyucu soruları
İstinaf mahkemesi Yargıtay'ın bozma kararına uymak zorunda mı?
Daire zamanaşımı savunmasını neden dinlemedi?
Davalının sunduğu makbuzlar neden alacaktan düşülmedi?
Faiz hangi tarihten itibaren işletildi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin Bedesten üzerinden yayımlanan direnme kararından ve kararda aktarılan önceki aşamalardan derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Karar kesinleşmemiş olup temyiz incelemesinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi veya Hukuk Genel Kurulu farklı bir sonuca ulaşabilir. Zamanaşımı, ispat ve mahsup yönünden varılan sonuçlar somut dosyadaki belgelere ve SPK kayıtlarına dayanmaktadır; farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



