Altın Çıkarmada Maktu Ceza İptali – AYM 2025/72

Altın, döviz, hisse senedi ve tahvil; birikimini korumak isteyen yatırımcının en sık başvurduğu değerlerdir. Bu değerlerin sınırdan geçişi ise 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve ona dayanılarak çıkarılan düzenlemelerle bildirim ve izin şartına bağlanmıştır. Şartlara uyulmadığında uygulanan yaptırım uzun yıllar boyunca tek bir kalıba bağlıydı: Yurttan izinsiz çıkarılan ya da yurda izinsiz sokulan kıymetin rayiç bedeli kadar idari para cezası. Kişinin kusuru hafif de olsa ağır da olsa, paranın kaynağı açıklanabilir de olsa açıklanamasa da ceza aynıydı. Anayasa Mahkemesi, bir sulh ceza hâkimliğinin itirazı üzerine bu sabit oranlı yaptırımın mülkiyet hakkıyla bağdaşıp bağdaşmadığını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, 06.03.2025 tarihli ve E.2024/169, K.2025/72 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasını Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı bularak oyçokluğuyla iptal etmiştir. İptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından (13.06.2025) başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
- Olay: bildirimsiz çıkarılan kıymetli maden
- İtiraz konusu kural: rayiç bedel kadar ceza
- Kanunilik ve meşru amaç yönünden inceleme
- Orantılılık: sabit oranlı cezanın sorunu
- Kararın ortaya koyduğu ilkeler
- Cezanın ölçülülüğünde hangi unsurlar önem taşır?
- 7555 sayılı Kanun’la gelen yeni düzenleme
- Sık sorulan sorular
🧳 Olay: bildirimsiz çıkarılan kıymetli maden
Karar metnine göre uyuşmazlık, bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen bir idari para cezasından doğmuştur. Cezanın iptali talebiyle başvurulan Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği, cezanın dayanağı olan kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
Karşıoy gerekçesinde yer alan açıklamaya göre bu dava, aynı yaptırım hakkında Anayasa Mahkemesince daha önce mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesinin ardından yeniden yargılama yapılmak üzere açılmıştır. Bir başka deyişle somut olayda bireysel başvuru yoluyla tespit edilen ihlal, bu kez kuralın kendisinin norm denetimine taşınmasına yol açmıştır.
İtiraz yoluna başvuran mahkemenin temel tezi şuydu: Yaptırım maktu (sabit oranlı) belirlendiği için mahkeme somut olayın şartlarını değerlendirememekte, kuralın hâkime takdir yetkisi tanımaması nedeniyle korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulamamaktadır.
📜 İtiraz konusu kural: rayiç bedel kadar ceza
1567 sayılı Kanun’un 1. maddesi; kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım satımı ile kıymetli madenler, kıymetli taşlar ve bunlardan yapılmış eşya ve kıymetlerin, ticari senetlerle ödeme sağlamaya yarayan araç ve belgelerin ülkeden çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi ve sınırlandırılması yetkisini Cumhurbaşkanına bırakmaktadır. Kararın deyimiyle bu kıymetler arasında döviz, banknot, hisse senetleri ve tahviller ile kıymetli madenler yer almaktadır.
Bu kararlara aykırılığın yaptırımları Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. İtiraz konusu ikinci fıkranın iptalden önceki metni şöyleydi:
- Fiil, 1. maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması niteliğindeyse,
- ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na göre suç veya kabahat oluşturmuyorsa,
- kişi, eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idari para cezası ile cezalandırılır.
Kuralda alt ve üst sınır arasında bir aralık bulunmuyordu. Ceza, doğrudan kıymetin rayiç bedeline eşitti; mahkemenin cezayı somut olayın özelliklerine göre azaltma imkânı yoktu.
⚖️ Kanunilik ve meşru amaç yönünden inceleme
Anayasa Mahkemesi, kuralı Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkı ile birlikte, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca 13. maddedeki sınırlama ölçütleri yönünden de incelemiştir. Mahkemeye göre kişinin mal varlığında azalmaya yol açan kamusal işlemler mülkiyet hakkına müdahale oluşturur; rayiç bedel kadar idari para cezası da böyle bir müdahaledir.
İncelemenin ilk iki basamağında kural yönünden bir sorun görülmemiştir:
- Kanunilik: Kuralda hangi hâl ve şartlarda, kimlere, ne kadar idari para cezası uygulanacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net belirlenmiştir; bu nedenle kanunilik ölçütü sağlanmıştır.
- Meşru amaç: Kamu düzeni ve ekonomik istikrarın korunması açısından belirli kıymetlerin izinsiz olarak ülkeye sokulması ya da ülkeden çıkarılması devletin kontrolü altında tutulması gereken bir faaliyettir. Kuralla, fiil doğrudan suç veya kabahat oluşturmasa bile caydırıcılığın sağlanması amaçlanmıştır. Kıymetlerin yurda giriş ve çıkışının kontrolünde kamu yararı bulunduğu açıktır.
🔍 Orantılılık: sabit oranlı cezanın sorunu
Belirleyici değerlendirme ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri üzerinden yapılmıştır. Mahkeme, bu noktada Genel Kurulun 29.02.2024 tarihli ve 2020/9691 başvuru numaralı bireysel başvuru kararına dayanmıştır. Anılan kararda:
- Bildirim koşulunu sağlamaya yönelik idari para cezasının kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu,
- Fiilin suç olarak düzenlenmediği ve yalnızca idari para cezası öngörüldüğü dikkate alınarak sınırlamanın gereklilik koşulunu da sağladığı,
- Ancak kuralın, kabahatin tespiti hâlinde somut olayın niteliğinden bağımsız olarak sabit oranda ceza uygulanmasını zorunlu kıldığı, hâkime takdir yetkisi tanımadığı ve müdahalenin ağırlığı ile gerçekleşen netice arasındaki dengeyi değerlendirmeye izin vermediği için orantılılık yönünden sorun taşıdığı
tespit edilmiştir. Norm denetiminde Mahkeme, bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını belirtmiştir. Kararın 20. paragrafına göre kural; kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı ve korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermemekte, olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellemektedir. Bu nedenle kişilere aşırı bir külfet yüklediği sonucuna varılmıştır.
Sonuçta kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptalin doğuracağı hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğu değerlendirilerek iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Beş üye, kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği ve mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulmadığı görüşüyle karşıoy kullanmıştır.
✅ Kararın ortaya koyduğu ilkeler
- Altın, döviz ve benzeri kıymetlerin sınır geçişini denetlemek meşru bir kamu yararı amacıdır; bu alanda idari para cezası öngörülmesi kendiliğinden Anayasa’ya aykırı değildir.
- Açık ve net yazılmış bir yaptırım kuralı kanunilik ölçütünü karşılar; ancak bu tek başına ölçülülük için yeterli değildir.
- Kıymetin tamamının rayiç bedeline eşit, alt-üst sınırı olmayan bir ceza, somut olayın şartlarını değerlendirme imkânı vermediğinde mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahaleye dönüşebilir.
- Bireysel başvuruda varılan ihlal sonucu, norm denetiminde kuralın iptaline dayanak oluşturabilmektedir.
Aynı Kanun’un 1. maddesindeki yetki devrinin ayrı bir kararla incelendiği döviz ve hisse yetkisinde kanun şartına ilişkin AYM kararı ile kıymetli maden piyasasındaki idari yaptırımları ele alan Danıştay 13. Daire kararı, konunun farklı yönlerini göstermektedir.
🧮 Cezanın ölçülülüğünde hangi unsurlar önem taşır?
Kararın uygulamaya en çok yansıyacak kısmı, sabit oranlı cezada göz ardı edilen unsurları tek tek saymasıdır. Anayasa Mahkemesine göre ölçülü bir yaptırım için şu sorular değerlendirilebilmelidir:
- Kusur derecesi: Bildirim yükümlülüğünün bilinmemesi, şekli bir eksiklik ya da kasıtlı bir gizleme aynı ağırlıkta değildir.
- Paranın veya kıymetin kaynağı: Kaynağı belli, kayıtlı bir birikimle kaynağı belirsiz bir değer aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
- Meşru amacın zarar görme derecesi: Kararın karşıoy gerekçesinde de belirtildiği üzere bu kabahatin koruduğu hukuki menfaat, kıymetlerin ülkeye giriş ve çıkışının takibidir; bu takibin ne ölçüde aksadığı cezanın ağırlığına yansıyabilmelidir.
Bu unsurlar idari para cezasına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği aşamasında dosyaya yansıyan belge ve açıklamalarla ortaya konulabilir. Kıymetin edinilme belgeleri, bankacılık kayıtları ve yolculuğun amacı gibi olgular, kararın sözünü ettiği “olayın şartları” değerlendirmesinin malzemesini oluşturur.
🆕 7555 sayılı Kanun’la gelen yeni düzenleme
Kararın yayımlanmasının ardından kanun koyucu, iptal hükmü yürürlüğe girmeden önce 20.07.2025 tarihli ve 7555 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasını yeniden düzenlemiştir. Mevzuattaki güncel metne göre:
- Fiil, 1. maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması niteliğindeyse ve 5607 sayılı Kanun’a göre suç veya kabahat oluşturmuyorsa kişi, eşya ve kıymetlerin rayiç bedelinin yarısından iki katına kadar idari para cezası ile cezalandırılır.
- Fiilin teşebbüs aşamasında kalması hâlinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Yeni düzenleme, sabit oranlı ceza yerine alt ve üst sınırı olan bir aralık öngörmektedir. Böylece cezayı belirleyen merciin, Anayasa Mahkemesinin saydığı kusur, kaynak ve zarar gibi unsurları dikkate alarak bir takdir yapmasına imkân tanınmıştır. Bununla birlikte üst sınırın rayiç bedelin iki katına çıkarılmış olması, ağır görülen olaylarda cezanın önceki düzenlemeye göre daha yüksek belirlenebileceği anlamına gelir. Hangi olaya hangi metnin uygulanacağı, fiil tarihi ve lehe kanun ilkesi çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.
❓ Sık sorulan sorular
Anayasa Mahkemesi altın ve döviz çıkışındaki bildirim şartını mı kaldırdı?
Hayır. Karar yalnızca yaptırımın biçimine ilişkindir. Mahkeme, kıymetlerin yurda giriş ve çıkışının denetlenmesinde kamu yararı bulunduğunu ve idari para cezasının bu amaca elverişli olduğunu açıkça kabul etmiştir. Aykırı bulunan, cezanın somut olaydan bağımsız olarak rayiç bedele eşit ve sabit belirlenmesidir.
Kural hisse senedi ve tahvil gibi yatırım araçlarını da kapsıyor muydu?
İptal edilen fıkra, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlere atıf yapmaktadır. Kararın açıklamasına göre bu kıymetler arasında döviz, banknot, hisse senetleri, tahviller, kıymetli madenler ve kıymetli taşlar ile ticari senetlerle ödeme sağlamaya yarayan araç ve belgeler sayılmaktadır. Somut olay ise kıymetli maden çıkarılmasına ilişkindir.
İptal kararı neden hemen yürürlüğe girmedi?
Anayasa Mahkemesi, fıkranın iptaliyle oluşacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğunu değerlendirmiş ve Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesine dayanarak iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu süre içinde kanun koyucu 7555 sayılı Kanun’la fıkrayı yeniden düzenlemiştir.
Karşıoy kullanan üyeler hangi gerekçeye dayandı?
Beş üye, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin içerdiği kamu yararı amacıyla karşılaştırıldığında kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediğini, öngörülen müdahale ile yüklenen külfetin orantılı olduğunu ve mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulmadığını belirterek çoğunluğun iptal görüşüne katılmamıştır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Resmî Gazete’de yayımlanan norm denetimi kararından ve mevzuattaki güncel kanun metninden derlenmiştir. Karar, itiraz yoluyla incelenen bir kanun hükmünün Anayasa’ya uygunluğuna ilişkindir ve tek bir idari para cezasının sonucunu doğrudan belirlemez. Kıymetli maden, döviz veya diğer kıymetlerin sınır geçişine ilişkin yaptırımlarda hangi kanun metninin uygulanacağı, fiil tarihine, kıymetin niteliğine ve olayın özel koşullarına göre farklılık gösterebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



