Emsal KararlarForex Hukukuİdare ve Kamu Personeli Hukuku

El Konulan Bankada Hissedar Zararı – AYM 2021/16859

Bir bankanın hisselerine sahip olan yatırımcı, bankaya kamu otoritesince el konulduğunda yalnızca bir şirket ortaklığını değil, borsada karşılığı olan bir malvarlığını da kaybeder. El koyma işlemi yıllar sonra yargı kararıyla hukuka aykırı bulunduğunda ise asıl soru ortaya çıkar: Hissedara ödenecek tazminat, aradan geçen onlarca yılın enflasyonuna karşı korunacak mı, yoksa yalnızca idareye başvurduğu tarihten itibaren işleyen yasal faizle mi yetinilecek? Anayasa Mahkemesi, Aralık 2000’de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen Demirbank T.A.Ş.nin bir hissedarının başvurusunda bu soruyu mülkiyet hakkı açısından bir kez daha yanıtlamıştır.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 20.05.2026 tarihli ve 2021/16859 başvuru numaralı kararıyla, el koyma işleminin hukuka aykırılığı yargı kararlarıyla kesinleştikten sonra açılan tam yargı davasında hissedara yalnızca 2.393,62 TL ile idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz ödenmesine hükmedilmesini Anayasa m.35’teki mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı İstanbul 12. İdare Mahkemesine göndermiştir.

Kısaca: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 06.12.2000 tarihinde zararın öz kaynakları aştığı gerekçesiyle bankanın temettü hariç ortaklık haklarını, yönetimini ve denetimini TMSF’ye devretmiştir. Devir ve satış işlemleri sonradan kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptal edilmiştir. Hissedar olan başvurucunun 2015’te açtığı tam yargı davasında idare mahkemesi, hisse değerinin enflasyon oranında arttığı varsayımına dayanan zarardan BDDK’nın sorumlu tutulamayacağını belirterek davayı kısmen kabul etmiş ve kesin olarak 2.393,62 TL ile 14.12.2015’ten itibaren yasal faize hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, aynı bankaya ilişkin önceki ihlal kararlarından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını belirterek oy birliğiyle ihlal kararı vermiş; maddi ve manevi tazminat taleplerini ise yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.

🗓️ Yirmi altı yıla yayılan kronoloji

Kararın en dikkat çekici yönü, hissedarın hakkını arama sürecinin uzunluğudur. Karar metnine yansıyan aşamalar şöyledir:

06.12.2000BDDK, bankanın temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimini TMSF’ye devretti.
25.06.2003Hisse bedellerinin tazmini talebinin zımnen reddi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinde açılan tam yargı davası reddedildi.
21.10.2004Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ret kararını bozdu.
19.09.2005Görev değişikliği sonrası Danıştay Onüçüncü Dairesi davayı görev yönünden reddedip dosyayı Ankara İdare Mahkemesine gönderdi.
30.12.2005 / 26.06.2006Ankara 1. İdare Mahkemesi davayı süre aşımından reddetti; karar Danıştay Onüçüncü Dairesince onandı.
14.12.2015Devir ve satış işlemlerinin yargı kararlarıyla iptal edildiğini belirten başvurucu, hissedarlık haklarının iadesi ve zararın karşılanması için BDDK’ya başvurdu. Ret işlemi dava sonucunda iptal edildi.
11.02.2021İstanbul 12. İdare Mahkemesi, istinaf aşamasından geçen tam yargı davasını kısmen kabul ederek kesin olarak 2.393,62 TL ile yasal faize hükmetti.
19.04.2021Karar 04.04.2021’de vekile tebliğ edildi; bireysel başvuru yapıldı.
20.05.2026Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Başvurucu, 2015’teki başvurusunda tazminatın, dava dilekçesinde belirttiği değere enflasyon katsayısı uygulanarak hesaplanmasını ve bu tutara dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca faiz işletilmesini istemiştir. İdare mahkemesi önce davayı süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddetmiş, ancak bu karar istinafta kaldırılmıştır.

🏦 İdare mahkemesi neden düşük tazminata hükmetti?

İstanbul 12. İdare Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli kararının gerekçesi, Anayasa Mahkemesi kararında şu şekilde özetlenmiştir:

  • Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında sahip olduğu hisse senedinin değeri, değer artışı ve temettüsü ile sınırlıdır.
  • Başvurucu, süre aşımıyla reddedilen iptal davasından çok sonra BDDK’ya başvurarak talepte bulunmuştur.
  • Davanın açıldığı tarihe kadar hisse senetlerinin en az enflasyon oranında değer kazandığı varsayımıyla belirlenen olası maddi zarardan BDDK sorumlu tutulamaz.
  • Başvurucu gerçek maddi zararını ancak BDDK’ya başvuru tarihi olan 14.12.2015’ten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte isteyebilir.

Bu gerekçeyle mahkeme, 2.393,62 TL’nin 14.12.2015’ten itibaren yasal faiziyle ödenmesine kesin olarak karar vermiştir. Kararın kesin olması, başvurucunun olağan kanun yollarını tüketmiş sayılmasına ve doğrudan bireysel başvuruya gitmesine yol açmıştır.

Adalet Bakanlığı görüşünde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına değinilerek zararın giderildiği, yabancı para cinsinden ödeme tarihindeki kur veya yerleşik Danıştay içtihadına göre yasal faiz dışında başka bir ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir. Başvurucu buna karşı, gerçek zararının hükmedilen tazminatın çok üzerinde olduğunu ve hesaplama yönteminin zararı bütünüyle gidermediğini ileri sürmüştür.

📎 Kararın tam metni: Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında başvuru numarasıyla yayımlanmıştır; heyet, raportör, başvurucu ve vekil adları derlemeye alınmamıştır.

🛡️ Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi başvuruyu yalnızca mülkiyet hakkı kapsamında incelemiş ve aynı bankaya ilişkin daha önce verdiği 2017/26283 (15.01.2020) ve 2020/6515 (18.04.2024) başvuru numaralı ihlal kararlarına dayanmıştır. Bu kararlarda benimsenen ve somut başvuruya aynen uygulanan ilkeler şunlardır:

  1. Hisse senedi mülktür: Başvurucular kamu makamlarınca el konulmadan önce bankanın hisse senetlerine sahip olduklarından, bu senetler Anayasa m.35 anlamında mülk teşkil eder.
  2. Müdahalenin kanuni dayanağı yoktur: Bankanın TMSF’ye devri ve satışına ilişkin idari işlemlerin kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptal edilmesi ve tazminat kararları, hisse senetlerinin devrine yol açan işlemlerin hukuka aykırılığını açıkça ortaya koymuştur.
  3. Tazminat mağduriyeti tek başına gidermez: Bankaya el konulduğu günden bir gün önceki hisse senedi rayiç değeri üzerinden tazminata hükmedilmesi, başvurucunun mağdur sıfatını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
  4. Yasal faizle yetinmek dengeyi bozar: Rayiç değerin esas alınması ihlalin giderimine elverişli bir yöntemdir; ancak bu tutara yalnızca idareye başvuru tarihinden itibaren kanuni faiz işletilmesiyle yetinilmesi, TÜİK verilerine göre Aralık 2000’deki 100 TL’nin karar tarihlerindeki karşılığı ve enflasyon oranları dikkate alındığında hissedara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükler.

Bu gerekçelerle Mahkeme, kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğunu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini oy birliğiyle kabul etmiştir. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, başvurucunun aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin şikâyeti ayrıca incelenmemiş; adil yargılanma ve etkili başvuru haklarına ilişkin diğer iddiaların da incelenmesine gerek görülmemiştir.

Enflasyon karşısında değer kaybı meselesinin kamulaştırma ve icra dosyalarındaki görünümleri için serideki kamulaştırma bedelinde enflasyon kaybına ilişkin AYM kararı ile icradaki paranın nemalandırılmamasına ilişkin AYM kararı incelenebilir. Tasfiye edilen bankalarda alacak hesabının farklı bir boyutu için ise batık bankada döviz mevduatının kuruna ilişkin Yargıtay kararı yol göstericidir.

🔁 Giderim: tazminat değil, yeniden yargılama

Başvurucu ihlalin tespiti ve yeniden yargılamanın yanı sıra maddi ve manevi tazminat da talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi şu sonuçlara ulaşmıştır:

  • İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan, kararın bir örneği İstanbul 12. İdare Mahkemesine (E.2020/217, K.2021/324) gönderilmiştir.
  • Yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat talepleri reddedilmiştir.
  • 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.

Bu tercih, ihlalin kaynağının tazminatın hesaplanma yöntemi olduğunu göstermektedir. Yeniden yargılamada idare mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği ilkelere uygun biçimde, hükmedilecek tutarın enflasyon karşısındaki değer kaybını dikkate alan bir değerlendirme yapmak durumundadır. Hesaplamanın hangi yöntemle yapılacağı ise karar metninde belirlenmemiş olup ilgili mahkemenin takdirine bırakılmıştır.

📈 Hisse yatırımcısı açısından önemi

Karar, bankacılık ve sermaye piyasası alanında kamu otoritesi işlemleri nedeniyle payları değersizleşen yatırımcılar bakımından üç önemli tespit içermektedir:

  • Payın değeri korunmalıdır: İdari bir işlemle payları elinden alınan hissedarın zararı, yalnızca nominal bir tutar ve düşük bir faizle karşılandığında, uzun yargılama süreleri boyunca biriken enflasyon kaybı hissedara bırakılmış olur. Anayasa Mahkemesi bu sonucu mülkiyet hakkıyla bağdaşmaz bulmuştur.
  • Başvurunun geç yapılması tek başına belirleyici sayılmamıştır: İdare mahkemesi, hissedarın BDDK’ya çok sonra başvurmasını gerekçesinde öne çıkarmıştı. Anayasa Mahkemesi ise önceki kararlarındaki ilkeleri uygulayarak ihlal sonucuna ulaşmıştır.
  • Emsal içtihat istikrar kazanmıştır: Aynı bankaya ilişkin 2020 ve 2024 tarihli ihlal kararlarından sonra verilen bu karar, konunun Anayasa Mahkemesi nezdinde yerleşik bir çizgiye oturduğunu göstermektedir.

Her hissedarın dosyası; el koyma tarihindeki pay sayısı ve rayiç değeri, idareye başvuru tarihi, önceki davaların sonuçları ve kesin hükmün içeriği gibi olgular bakımından ayrıca değerlendirilir.

❓ Merak edilenler

Anayasa Mahkemesi hissedara ne kadar tazminat ödenmesine karar verdi?

Anayasa Mahkemesi maddi ve manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Başvurucuya ödenmesine hükmedilen tutar, 40.487,60 TL yargılama gideridir. Hisse bedeline ilişkin tazminat, İstanbul 12. İdare Mahkemesinde yapılacak yeniden yargılamada belirlenecektir.

Hisse değeri hangi tarihe göre hesaplanıyor?

Anayasa Mahkemesinin atıf yaptığı önceki kararlarda, mahkemelerin bankaya el konulduğu tarihten bir gün önceki hisse senedi Türk lirası rayiç değerini esas almasının ihlalin giderimine elverişli olduğu kabul edilmiştir. Sorun, bu değere yalnızca idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesiyle yetinilmesi ve aradaki enflasyon kaybının karşılanmamasıdır.

İdare mahkemesinin kararı kesin olduğu hâlde neden yeniden yargılama yapılıyor?

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi, ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığını tespit ettiğinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bu durumda ilk kararın kesin olması yeniden yargılamaya engel oluşturmaz.

Bu karar yalnızca bu bankanın hissedarlarını mı ilgilendiriyor?

Karar, somut olarak Aralık 2000’de TMSF’ye devredilen bankanın bir hissedarına ilişkindir. Ancak kamu makamlarının hukuka aykırı işlemi nedeniyle paylarını kaybeden ve tazminatı uzun süre sonra, enflasyon karşısında değer kaybetmiş biçimde alan yatırımcılar bakımından Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına ilişkin yaklaşımını yansıtmaktadır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün yayımlanmış ihlal kararından derlenmiştir. Karar metni, başvurucunun sahip olduğu pay sayısı, el koyma tarihindeki rayiç değer ve talep ettiği tazminat tutarı gibi ayrıntılara yer vermediğinden yazıda bu hususlara girilmemiştir. Her dosya kendi delilleri ve somut olgularıyla değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu