Emsal KararlarTazminat Hukuku

Desteğin kusuru illiyeti keser mi – Yargıtay 3. HD 2026/3306

Kaldırım üzerinde sökülmüş bir elektrik direğinden geriye kalan ankraj civataları, ucu açık biçimde durmaktadır. 02.11.2015 tarihinde elektrikli bisikletle giden bir kişi dengesini kaybedip kaldırıma doğru yuvarlanmış; bu civatalar başına ve göğsüne batmış ve kişi hayatını kaybetmiştir. Yakınları, ucu açık bırakılan vidalar olmasaydı ölümün gerçekleşmeyeceğini ileri sürerek destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemiştir. Davalı şirket ise direğin yakın tarihli bir trafik kazasında yıkıldığını ve ölümün kasksız biçimde trafiğe çıkıp düşen sürücünün kendi kusurundan kaynaklandığını savunmuştur.

Uyuşmazlığın düğümü tek bir soruda toplanmaktadır: zarar görenin kendi kusuru, kusursuz sorumluluk hâlinde illiyet bağını kesen bir sebep midir, yoksa yalnızca tazminattan indirim sebebi midir? İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi illiyet bağının bulunmadığı sonucuna varmış; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise 28.11.2024 tarihli ilamıyla bu kararı bozmuş, bozmaya uyularak verilen hüküm üzerine 21.05.2026 tarihli ve E.2025/6271, K.2026/3306 sayılı kararıyla hükmü yalnızca vekâlet ücretine ilişkin iki nokta bakımından düzelterek onamıştır.

Kısa özet: 02.11.2015 tarihinde elektrikli bisikletiyle dengesini kaybedip kaldırıma düşen kişi, sökülmüş elektrik direğinden kalan ankraj civatalarının başına ve vücuduna batması sonucu ölmüştür. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, ölenin kendi kusuru nedeniyle illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 28.11.2024 tarihli ilamıyla; davalının illiyet bağının kesildiğini ispat edemediğini, desteğin kusurunun ağır kusur değil indirim sebebi olduğunu ve ölüme etkili faktörler yönünden davalı şirketin %30 kusurunu saptayan 17.10.2017 havale tarihli raporun esas alınması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Bozmaya uyan mahkeme davayı kısmen kabul ederek 120.847,82 TL ve 1.099.272,93 TL maddi, 15.000,00’er TL ve 3.000,00’er TL manevi tazminata hükmetmiş; Daire 21.05.2026 tarihli E.2025/6271, K.2026/3306 sayılı kararıyla hükmü vekâlet ücreti yönünden HMK m. 370/2 uyarınca DÜZELTEREK ONAMIŞTIR.

🚲 Kaldırımdaki açık vida uçları: olayın oluşu

Dava dilekçesindeki anlatıma göre olay, 02.11.2015 tarihinde meydana gelmiştir. Elektrikli bisikletle giden kişi dengesini kaybederek kaldırıma doğru yuvarlanmış; o sırada kaldırım üzerinde bulunan, sökülmüş elektrik direğinden kalan açık vida uçları başına ve göğsüne batmıştır. Davacılar, yola sabitlenen vidaların üzerinde direk bulunmadığını, ucu açık bırakılan vidalar olmasaydı ölümün ve ciddi bir yaralanmanın gerçekleşmeyeceğini ileri sürmüşlerdir.

Talepler dört davacı bakımından ileri sürülmüş; iki davacı için ayrı ayrı 20.000,00’er TL maddi ve 50.000,00’er TL manevi, diğer iki davacı için ayrı ayrı 10.000,00’er TL manevi tazminat istenmiştir. 13.03.2023 tarihli ıslah dilekçesiyle destekten yoksun kalma talepleri artırılmış ve tüm alacakların kaza tarihi olan 02.11.2015’ten itibaren işleyecek avans faiziyle tahsili istenmiştir.

🗣️ Tarafların iddia ve savunmaları

Davalı şirket vekili; davacıların kazanın sebebi olarak olay yerinden sökülen direğin kaldırıma sabit olan parçasını gösterdiklerini, direğin o bölgede yakın zamanda gerçekleşen bir trafik kazası sonucu yıkıldığını, şirket ekiplerince tamir ve montesinin kazanın yakın tarihte olması nedeniyle zaman aldığını ve dava konusu olayın da bu aralıkta gerçekleştiğini savunmuştur. Savunmaya göre direk geçici olarak kaldırım kenarında güvenli bir bölgeye alınmış, kısa sürede gerekli tamirat yapılarak yerine monte edilmiştir.

Davalı ayrıca, bahsedilen vidaların kaldırıma monte edildiğini ve sökülemeyeceğini, ölümün vidalardan değil kasksız şekilde trafiğe çıkıp düşme ve kafasını yere çarpma sonucu meydana geldiğini, ölümün desteğin kendi kusuruyla gerçekleştiğini ve işletmenin kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Böylece dosyada iki karşıt anlatı oluşmuştur: bir yanda kaldırımda açıkta bırakılmış bir tehlike kaynağı, diğer yanda hâkimiyetini kaybeden ve koruma başlığı kullanmayan bir sürücü.

🏛️ İlk derece ve istinaf: “illiyet bağı yok” gerekçesi

İlk derece mahkemesinin 11.04.2023 tarihli kararında; desteğin dengesini kaybederek yaya kaldırımı bordürlerine sürtüp düştüğü, kafasını kaldırım üzerindeki elektrik direği ankraj civatalarına çarptığı, tek taraflı kazada kask takmadığı ve trafiğe kapalı olan yaya kaldırımına kendi kusuruyla savrulduğu belirtilmiştir. Kararda, bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenler arasında zarar görenin kendi kusurunun da gösterildiği hatırlatılmış; kask takılmamış olmasının kişinin kafasını civatalara çarpması nedeniyle zarar görebileceği sonucunu doğurduğu değerlendirilerek nedensellik bağının varlığından söz edilemeyeceği ve davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi 01.11.2023 tarihli kararıyla, ankraj civatalarının kaldırım üzerinde yürüyen insanlar ile bebek arabası ve tekerlekli sandalye gibi araçlar için tehlike oluşturduğunu kabul etmiştir. Buna karşın, ölenin karayolunda seyir hâlindeyken kendi kusuruyla bisikletin hâkimiyetini kaybederek kaldırıma savrulduğu; ölüm sırf açıkta bırakılan civatalardan kaynaklansa bile kazanın meydana gelmesinde ve özellikle hâkimiyetin kaybedilmesinde bu civataların doğrudan veya dolaylı etkisi bulunmadığı; ölenin kaza sonrası kaldırıma yuvarlanarak tesadüf eseri civataların üzerine düştüğü ve kaza sırasında Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150/1-a maddesine aykırı olarak koruma başlığı kullanmadığı belirtilerek, ölenin tam kusuruyla kazaya sebebiyet veren hareketi ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varılmış ve istinaf başvurusu oy çokluğuyla esastan reddedilmiştir.

🧱 Yapı eseri malikinin kusursuz sorumluluğu

Uyuşmazlığın hukuki çerçevesini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesinde düzenlenen yapı eseri malikinin sorumluluğu oluşturmaktadır. Hükme göre bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Bu sorumluluk kusura değil, yapı eserinin bozukluğuna veya bakım eksikliğine bağlanan bir kusursuz sorumluluk hâlidir; malikin özen göstermiş olması tek başına sorumluluğu kaldırmaz.

Kusursuz sorumlulukta sorumluluktan kurtulmanın yolu, kural olarak illiyet bağının kesildiğini ispat etmektir. İlliyet bağını kesen sebepler mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru olarak sayılmaktadır. Bunun altında kalan bir kusur ise TBK m. 52 uyarınca tazminattan indirim sebebi oluşturur: zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Ölüm hâlinde istenebilecek zarar kalemleri TBK m. 53’te, ölenin yakınlarının manevi tazminat talebi ise TBK m. 56’da düzenlenmiştir. Karara konu tartışma tam olarak bu eşikte yoğunlaşmaktadır: desteğin kusuru, kesen sebep midir yoksa indirim sebebi mi?

🧪 Bilirkişi raporları: kazanın oluşumu mu, ölüm sonucu mu?

Dosyadaki raporların değerlendirilmesinde Daire, iki farklı sorunun birbirine karıştırılmaması gerektiğine işaret etmiştir. Birinci soru, kazanın nasıl meydana geldiğidir; dosya kapsamında alınan tüm bilirkişi raporlarında kazanın meydana gelmesinde desteğin %100 kusurlu olduğunun sabit olduğu belirtilmiştir. İkinci soru ise ölüm sonucunun hangi etkenlerden doğduğudur.

Bu ikinci soru bakımından yapılan değerlendirmede, 17.10.2017 havale tarihli bilirkişi raporunda davalı şirketin %30 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği; 13.10.2021 tarihli 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda ise desteğin maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanması ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğunun saptandığı vurgulanmıştır. Raporlar arasındaki görünürdeki çelişki, kusurun hangi olguya ilişkin olduğunun ayrıştırılmasıyla giderilmiştir: kazanın oluşumundaki kusur ile ölüm sonucuna etki eden faktörler ayrı ayrı ele alınmıştır.

🔗 Bozma ilamı: ağır kusur mu, indirim sebebi mi?

Dairenin 28.11.2024 tarihli ilamında; davalı şirketin yaya kaldırımı üzerindeki elektrik direğinin ankraj civatalarını açık bıraktığı ve önlem almadığı, bu civataların elektrikli bisikletten yaya kaldırımına düşen desteğin başına ve vücuduna batması sonucu ölümün gerçekleştiği belirtilmiştir. Daire, davalının kusursuz sorumluluk ilkesi gereği illiyet bağının kesildiğini ispat edemediğini; desteğin kusurunun illiyet bağını ortadan kaldıracak şekilde ağır kusur olarak kabul edilemeyeceğini, ancak tazminattan indirim sebebi teşkil edeceğini tespit etmiştir. Bu çerçevede, yargılama sırasında alınan 17.10.2017 havale tarihli ilk bilirkişi raporundaki kusur oranı dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.

Bozmaya uyan ilk derece mahkemesi davanın kısmen kabulüne karar vermiş; davacılardan biri için 120.847,82 TL, diğeri için 1.099.272,93 TL maddi tazminata, iki davacı için 15.000,00’er TL, diğer iki davacı için 3.000,00’er TL manevi tazminata, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hükmetmiş, fazlaya ilişkin istemi reddetmiştir. Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📑 Son temyiz ve vekâlet ücretine ilişkin düzeltme

Daire, uyulan bozma ilamında gösterilen şekilde inceleme yapılarak verilen kararı usul ve kanuna uygun bulmuş; davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise iki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarını reddetmiştir. Davalının desteğin tam, belirleyici ve ağır kusurlu olduğu, hükme esas alınan raporun yetersiz olduğu ve uygun illiyet bağının bulunmadığı yönündeki itirazları kabul görmemiştir.

Kabul edilen iki nokta vekâlet ücretine ilişkindir. Birincisi, Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararıyla manevi tazminat talepli davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekâlet ücreti ödenmesi hususunun Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiği ve kararın 14.03.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı belirtilerek, reddedilen manevi tazminat istemi nedeniyle davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. İkincisi, yalnızca manevi tazminat talep eden iki davacının, reddedilen maddi tazminat talebi açısından da müştereken ve müteselsilen vekâlet ücretinden sorumlu tutulmaları yerinde bulunmamıştır.

Bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK m. 370/2 uyarınca hüküm düzeltilerek onanmıştır. Karar fıkrasında hüküm fıkrasının (12) numaralı bendinin çıkarılmasına, sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesine ve (11) numaralı bentteki ibarenin yalnızca maddi tazminat talep eden davacıları kapsayacak şekilde değiştirilmesine karar verilmiştir. Karar 21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🧭 Kararın pratik anlamı

Karar, kusursuz sorumluluk hâllerinde sıkça karşılaşılan bir muhakeme hatasına işaret etmektedir: zarar görenin kazanın oluşumundaki kusuru ne kadar yüksek olursa olsun, bu durum tek başına illiyet bağının kesildiği sonucunu doğurmamaktadır. Kararda, desteğin kusurunun ağır kusur olarak kabul edilemeyeceği ve tazminattan indirim sebebi teşkil edeceği belirtilmiş; ayrıca kusursuz sorumlulukta illiyet bağının kesildiğini ispat yükünün davalıda olduğu vurgulanmıştır.

İkinci olarak karar, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nasıl ele alındığını göstermektedir. Kazanın oluşumuna ilişkin kusur değerlendirmesi ile ölüm sonucuna etki eden faktörlere ilişkin değerlendirme ayrıştırılmış; ölüm sonucu bakımından davalı şirketin %30 oranında kusurunu tespit eden rapor ile yaralanma-ölüm arasındaki illiyeti saptayan adli tıp raporu birlikte esas alınmıştır. Üçüncü olarak, manevi tazminat talebinin reddedilen kısmı üzerinden davalı lehine karşı vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararına dayandırılmıştır. Bu tür uyuşmazlıklarda tazminattan indirim sebepleri ve ispat ile ıslahla artırılan taleplerin akıbeti birlikte tartışılmaktadır. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Zarar görenin kendi kusuru illiyet bağını her hâlde keser mi?

Kararda, desteğin kusurunun illiyet bağını ortadan kaldıracak şekilde ağır kusur olarak kabul edilemeyeceği, ancak tazminattan indirim sebebi teşkil edeceği belirtilmiştir. İlliyet bağının kesilmesinden söz edilebilmesi için zarar görenin kusurunun, olayın akışında diğer etkenleri anlamsız kılacak yoğunlukta olması aranmaktadır. Bu değerlendirme her dosyada kendi delil durumuna göre yapılmaktadır.

Kaldırımda açıkta bırakılan direk civatalarından kim sorumlu tutulmuştur?

Bozma ilamında, davalı şirketin yaya kaldırımı üzerinde bulunan elektrik direğinin ankraj civatalarını açık bıraktığı ve önlem almadığı, bu civataların desteğin başına ve vücuduna batması sonucu ölümün gerçekleştiği belirtilmiştir. 6098 sayılı Kanun’un 69. maddesinde yapı eseri malikinin, yapımdaki bozukluk veya bakımdaki eksiklikten doğan zararı gidermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Sorumluluğun kapsamı ise somut olayın özelliklerine göre belirlenmektedir.

Kazanın oluşumunda %100 kusurlu olmak tazminat hakkını tamamen ortadan kaldırır mı?

İncelenen dosyada tüm bilirkişi raporlarında kazanın meydana gelmesinde desteğin %100 kusurlu olduğu sabit kabul edilmiş; buna karşın ölüm sonucuna etki eden faktörler yönünden yapılan değerlendirmede 17.10.2017 havale tarihli raporda davalı şirketin %30 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Daire, kazanın oluşumu ile ölüm sonucunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirterek ilk rapordaki kusur oranının dikkate alınmasını aramıştır.

Reddedilen manevi tazminat üzerinden karşı vekâlet ücretine hükmedilebilir mi?

Kararda, Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararıyla manevi tazminat talepli davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekâlet ücreti ödenmesi hususunun Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiği ve bu kararın 14.03.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı belirtilmiştir. Bu nedenle reddedilen manevi tazminat istemi bakımından davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş ve hüküm bu yönden düzeltilerek onanmıştır.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Düzeltilerek onama kararı yalnızca incelenen dosya bakımından sonuç doğurur; benzer nitelikteki uyuşmazlıklar kendi delil durumuna, kusur ve illiyet değerlendirmesine göre farklı şekilde sonuçlanabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu