Hâkimin Reddi Dilekçesi ve Tazminat – AYM 2023/841

Bir davada mahkeme heyetinin tarafsızlığından şüphe eden taraf, bu şüphesini yazıya dökerken ne kadar sert olabilir? Hâkimin reddi dilekçesinde heyetle bilirkişi arasında “menfaat ilişkisi” bulunup bulunmadığını soran bir vekilin sözleri yüzünden, dilekçeyi kendisi kaleme almamış olan müvekkil şirket de manevi tazminat ödemeye mahkûm edilebilir mi? Anayasa Mahkemesi bu soruyu, aynı tazminat davasının vekil hakkındaki ayağında verdiği önceki ihlal kararını esas alarak bu kez şirket yönünden yanıtlamıştır.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 20.05.2026 tarihli ve 2023/841 başvuru numaralı kararıyla, konkordato sürecindeki bir hâkimin reddi dilekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucu şirket aleyhine hükmedilen manevi tazminatın Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Kararın merkezinde, derece mahkemelerinin dilekçedeki sözleri “olgu isnadı” olarak nitelendirdiği hâlde bu olguların dayanağının bulunup bulunmadığını hiç tartışmamış olması yer almaktadır.
📂 Konkordato dosyası ve reddi hâkim dilekçesi
Başvurucu, olayların yaşandığı dönemde bir asliye ticaret mahkemesinde konkordato talep eden bir şirkettir. Mahkeme, şirket yararına 24.02.2021 tarihinde bir yıllık kesin mühlet kararı vermiş, konkordato süreci için üç komiser atamış ve bir yıllık komiser ücreti olarak 144.000 TL’nin iki haftalık kesin süre içinde yatırılmasını, aksi hâlde talebin usulden reddedileceğini bildirmiştir.
Şirket vekili 04.03.2021 tarihinde heyetin tarafsız olmadığı gerekçesiyle hâkimin reddi dilekçesi sunmuştur. Dilekçedeki başlıca iddialar şunlardır:
- Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tek komiserin yeterli olacağı açıkken üç komiser atanması ve ücret ara kararının “komiserleri zengin etme” amacı taşıdığı,
- Komiserlerden birinin 2018-2021 yılları arasında toplam 17 dosyada görev aldığı, bunların 11’inin aynı mahkemeden geldiği; kişinin “adeta milli konkordato komiseri” hâline geldiği,
- Heyet ile bu komiser arasında akrabalık, arkadaşlık veya menfaat ilişkisi bulunup bulunmadığı yönünde sorular,
- Gereksiz görevlendirmeler ve fahiş ücretlerin pek çok şirketi iflasa sürüklediği.
Dilekçe üzerine asliye ticaret mahkemesi, vekil hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş ve baroya disiplin soruşturması için bildirim yapmıştır. Adı geçen komiser de vekil hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirterek görevden çekilmiş, mahkeme bu talebi kabul ederek yerine başka bir kişiyi atamıştır.
⚖️ Hâkimlerin açtığı manevi tazminat davası
Heyetteki hâkimler 08.03.2021 tarihinde, dilekçedeki ifadelerin kişilik haklarını ihlal ettiği, gerçek dışı isnatlar içerdiği ve savunma dokunulmazlığının sınırlarını aştığı iddiasıyla hem vekil hem de şirket hakkında manevi tazminat davası açmıştır.
Şirket cevap dilekçesinde, iddiaların dayanaksız olmadığını göstermek için çeşitli olgular ileri sürmüştür: bölge adliye mahkemesinin aynı komiserlerin gecikmeleri ve rapor yetersizliğine ilişkin önceki tespitleri, İİK 290’a göre bir kişinin eş zamanlı olarak beşten fazla dosyaya komiser atanamayacağı, listede 600’e yakın komiser varken aynı kişilerin seçilmesi, ayrıca atanan komiserlerden birinin heyetteki bir hâkimin avukat kardeşinin bürosunda çalıştığı ve aynı hâkimle araç alım satımı yaptığı iddiası.
Asliye hukuk mahkemesi bu iddialardan bir kısmını araştırmıştır; komiser atama sayılarına ilişkin belgeler ve araç devir kayıtları dosyaya getirtilmiş, ancak avukatlık bürosuna yazılan müzekkere işlemsiz iade edilmiş ve tanık dinletme talebi reddedilmiştir. Sonuçta mahkeme, hâkimlerin bilirkişiye maddi kazanç sağladığı ve komiserle menfaat ilişkisi olduğu iddiasının kişisel itibarı zedelediğini belirterek TMK 24 ve TBK 58 uyarınca her bir davacı için 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Bölge adliye mahkemesi 02.11.2022 tarihinde şirketin istinafını reddetmiş, yalnız yargılama giderleri yönünden hükmü yeniden kurarak tazminatı kesin olarak korumuştur. Gerekçeye göre dilekçedeki ifadeler “somut olgu isnadı niteliğinde” olup değer yargısı sayılamaz; bu nedenle dilekçe hakkı ve ifade özgürlüğünün sınırları aşılmıştır. Dilekçedeki diğer iddiaların davaya konu edilmediği ve mahkemenin taleple bağlı kaldığı da ayrıca vurgulanmıştır.
🏛️ Anayasa Mahkemesinin incelemesi
Başvurucu şirket; avukatların belirli sınırları aşmadan yargının işleyişini eleştirebileceğini, her sözcüğün tartışılmasının avukatı görüş açıklamaktan caydıracağını ve vekilinin dilekçesi yüzünden kendisinin neden sorumlu tutulduğunun kararlarda tartışılmadığını ileri sürmüş; mülkiyet ve adil yargılanma haklarına da dayanmıştır. Anayasa Mahkemesi olayların hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığını belirterek başvurunun tamamını ifade özgürlüğü kapsamında incelemiştir.
İnceleme, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlama ölçütlerine göre yürütülmüştür:
| Ölçüt | Mahkemenin tespiti |
|---|---|
| Müdahale | Vekilin sözleri nedeniyle başvurucu aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi ifade özgürlüğüne müdahaledir. |
| Kanunilik | TBK 58 dayanak olarak kanunilik ölçütünü karşılamaktadır. |
| Meşru amaç | Başkalarının şöhret veya haklarının korunması meşru bir amaçtır. |
| Demokratik toplumda gereklilik | Zorunlu toplumsal ihtiyaç ilgili ve yeterli gerekçeyle ortaya konulamamıştır; ihlal. |
Belirleyici ölçüt son satırdır. Mahkeme, aynı tazminat davasında birlikte yargılanan vekilin daha önce yaptığı bireysel başvuruda (B. No: 2023/839, 27.02.2025) ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermişti. Eldeki kararda o kararın gerekçesi uzun bir alıntıyla aktarılmış ve şirket yönünden de ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
🔎 Olgu isnadı mı, değer yargısı mı?
Kararın en öğretici kısmı, “olgu isnadı” tespitinin derece mahkemelerine yüklediği ödevdir. Anayasa Mahkemesinin aktardığı ilkeler şöyle özetlenebilir:
- Hâkimlerden, meslekleri bağlamındaki sebepsiz, mantık dışı ve saldırgan olmayan eleştirilere olayın koşullarına göre katlanmaları beklenebilir; öte yandan yargı mensuplarını sebepsiz saldırılardan korumak da devletin görevidir.
- Dilekçedeki sözler nahoş ve inciticidir; ancak bir bütün olarak bakıldığında genel itibarıyla maddi olgulara dayalı iddialardır.
- Suç isnadına dayanan ve kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgusal isnatların yeterli kaynaklarla desteklenmesi gerekir.
- Vekil, iddialarını atama kararlarına, bölge adliye mahkemesinin komiserlere ilişkin önceki tespitlerine ve hâkim-komiser ilişkisine dair somut iddialara dayandırmış; bu kaynakları mahkemeye sunmuştur.
Anayasa Mahkemesine göre sorun, ilk derece mahkemesinin bu belgelerin önemli bir kısmını dosyaya getirtmesine rağmen sözlerin olgusal temelinin bulunup bulunmadığını hiç değerlendirmemesidir. Bölge adliye mahkemesi de ifadeleri açıkça olgu isnadı olarak nitelendirdiği hâlde bu isnatların dayanağına ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. Bu eksiklik, dilekçedeki ifadelerin hâkimlerin şeref ve itibarına sebepsiz bir saldırı amacıyla mı, yoksa uğranıldığı düşünülen bir haksızlığa tepki ve itiraz amacıyla mı kullanıldığı konusunda net bir sonuca varmayı imkânsız kılmıştır.
Başka bir deyişle, “bu bir olgu isnadıdır” demek tek başına yeterli görülmemiştir. Bir ifade olgu isnadı ise doğruluğu veya en azından makul bir olgusal temeli bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır; tartışılmadan verilen tazminat kararı, müdahalenin zorunlu toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini gösteremez.
🤝 Vekilin sözünden müvekkil şirkete
Davanın ilginç yönlerinden biri, dilekçeyi yazan vekilin yanında müvekkil şirketin de müteselsilen sorumlu tutulmasıdır. Başvurucu, vekilinin dilekçesi nedeniyle kendisinin neden sorumlu olduğunun kararlarda tartışılmadığını ayrıca ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi bu iddiayı ayrı bir hak başlığında incelememiş, tüm şikâyetleri ifade özgürlüğü içinde ele almıştır. Mahkemeye göre vekil hakkındaki kararda yapılan tespitler, aynı hukuk davasında yargılanan ve aleyhine tazminata hükmedilen şirket açısından da “aşikâr” biçimde geçerlidir. Bu nedenle karar, müvekkilin vekilin sözlerinden hangi koşullarda sorumlu tutulabileceğine dair genel bir ölçüt koymamaktadır; ihlal, olgusal temelin değerlendirilmemesi eksikliğinin şirkete de yansımasına dayanmaktadır.
Benzer şekilde, kamu görevlisinin eleştiri sınırlarını tartışan memurun sosyal medya eleştirisi yazısı ve yaptırımda gerekçe eksikliğini inceleyen afiş cezasında gerekçesiz üst had yazısı, ifade özgürlüğüne müdahalelerde gerekçenin ağırlığını farklı açılardan göstermektedir.
🧾 Giderim: yeniden yargılama ve tazminat
Anayasa Mahkemesi hüküm fıkrasında şunlara karar vermiştir:
- İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna ve Anayasa’nın 26. maddesinin ihlal edildiğine,
- Kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2021/579, K.2022/267) gönderilmesine,
- Başvurucunun talebiyle bağlı kalınarak net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine,
- 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine.
Karar, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi uyarınca ihlal kararının gönderildiği mahkemenin yeniden yargılama işlemlerini başlatması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, ihlal kararının davanın kabulü veya reddi yönünde bir tutum anlamına gelmediğini; delilleri değerlendirme yetkisinin yeniden yargılamayı yapacak mahkemeye ait olduğunu açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla yeniden yargılamada yapılması beklenen şey, dilekçedeki olgusal iddiaların dayanağının tartışılması ve buna göre yeni bir karar verilmesidir.
❓ Kararla ilgili sorular
Anayasa Mahkemesi dilekçedeki sözleri yerinde mi buldu?
Hayır, böyle bir değerlendirme yapmamıştır. Mahkeme sözlerin nahoş ve incitici olduğunu açıkça kabul etmiştir. İhlal kararının gerekçesi, sözlerin uygunluğu değil; derece mahkemelerinin olgu isnadı olarak nitelendirdikleri ifadelerin olgusal dayanağını hiç değerlendirmeden tazminata hükmetmiş olmasıdır.
Bu karar vekil hakkındaki önceki kararla nasıl bağlantılı?
Aynı tazminat davasında vekil de davalıydı ve onun bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi 27.02.2025 tarihinde (B. No: 2023/839) ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermişti. Eldeki kararda bu kararın gerekçesi aktarılmış ve aynı tespitlerin şirket bakımından da geçerli olduğu, ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı belirtilmiştir.
Mülkiyet ve adil yargılanma şikâyetleri ayrıca incelendi mi?
Ayrıca incelenmemiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların hukuki nitelendirmesini kendisinin yapacağını belirterek başvurucunun tüm ihlal iddialarını bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir.
İhlal kararı tazminat davasının reddedileceği anlamına mı gelir?
Gelmez. Karar metninde hak ihlali kararının uyuşmazlığın sonucundan bağımsız olduğu ve davanın kabulü ya da reddi gerektiği anlamına gelmediği vurgulanmıştır. Yeniden yargılamayı yapacak asliye hukuk mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin belirttiği ilkeler doğrultusunda delilleri değerlendirerek yeni bir karar verecektir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, bir konkordato dosyasında verilen hâkimin reddi dilekçesine ve derece mahkemelerinin olgusal iddiaları tartışmadığı somut bir tazminat yargılamasına dayanmaktadır; dilekçenin içeriği, dayanak gösterilen belgeler ve mahkemelerin gerekçesi farklı olan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



