Ceza HukukuEmsal Kararlar

Sulh Ceza Kararı Yok Sayılamaz – Yargıtay CGK 2026/211

On sekiz yaşını doldurmamış bir mağdur için baro tarafından görevlendirilen avukata kovuşturmaya yer olmadığına dair karar tebliğ edilir, avukat itiraz etmez. Aylar sonra reşit olan mağdur kararı adliyede öğrenir, kendisi itiraz eder; sulh ceza hâkimliği itirazı süresinde bulur ve takipsizlik kararını kaldırır. Yıllar sonra istinaf mahkemesi hâkimlik kararını “yok hükmünde” sayarak davayı reddeder. Bir mahkeme, başka bir hâkimliğin kesin kararını kendiliğinden yok sayabilir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.04.2026 tarihli ve E.2025/577, K.2026/211 sayılı kararıyla, bu soruya olumsuz cevap vermiş ve Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur. Genel Kurula göre itiraz mercii sıfatıyla verilen kesin bir sulh ceza hâkimliği kararı hatalı olsa bile hukuk düzeninde sonuç doğurmaya devam eder; hatanın giderilme yolu kanun yararına bozmadır.

Kısa özet: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama ve tehdit iddiasıyla yürütülen soruşturmada verilen takipsizlik kararı, küçük mağdur için CMK 234/2 uyarınca görevlendirilen zorunlu vekile tebliğ edilmiş, vekil itiraz etmemiştir. Mağdurun sonradan yaptığı itiraz üzerine sulh ceza hâkimliği takipsizlik kararını kaldırmış, dava açılmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi, hâkimlik kararını yok hükmünde sayarak CMK 223/7 uyarınca davanın reddine karar vermiş ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozmasına direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, ön sorunu çözerek direnme hükümlerini bozmuş; zorunlu vekile tebliğin mağdurun itiraz hakkına etkisi meselesine ise girmemiştir.

🗂️ Dosyanın on iki yıllık seyri

Olay 2014 yılında yaşanmıştır. Mağdur, kendisini tanıdığı bir kişinin evden ayrılmasından sorumlu tutan kişiler tarafından darp edilerek araca bindirildiğini, götürüldüğü yerde de darbedildiğini ve bıçakla tehdit edildiğini ileri sürerek şikâyetçi olmuştur. Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı 28.11.2014 tarihinde, şikâyet edilen iki kişi hakkında yeterli şüphe oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Mağdur o tarihte on sekiz yaşından küçük olduğu için ifadeleri sırasında CMK 234/2 uyarınca baro tarafından bir avukat görevlendirilmişti. Takipsizlik kararı 05.12.2014 tarihinde bu zorunlu vekile tebliğ edildi; vekil itiraz etmedi. Mağdur, kararın kendisine ulaşmadığını ve adliyeye geldiğinde haberdar olduğunu belirterek 11.03.2015 tarihinde bizzat itiraz etti. Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliği 18.03.2015 tarihli kararıyla itirazı süresinde kabul ederek takipsizlik kararını kaldırdı.

Bunun üzerine iki kişi hakkında kamu davası açıldı; yargılama sırasında olaya katıldığı anlaşılan bir suça sürüklenen çocuk hakkında da ayrı dava açılarak dosyalar birleştirildi. Sonraki aşamalar şöyle gelişti:

  • 07.02.2020 – Turgutlu 4. Asliye Ceza Mahkemesi: İki sanığı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK 109/2 ve 109/3-b-f uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırdı; suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı verdi.
  • 17.05.2022 – İzmir BAM 15. Ceza Dairesi: Takipsizlik kararının zorunlu vekile usulüne uygun tebliğ edildiğini ve itiraz edilmeden kesinleştiğini kabul ederek davaların CMK 223/7 uyarınca reddine hükmetti.
  • 26.03.2024 – Yargıtay 8. Ceza Dairesi: Takipsizlik kararının mağdura bildirilmesinin zorunlu olduğunu, mağdura tebliğe dair belge bulunmadığını, öğrenme üzerine yapılan itirazın süresinde sayılması gerektiğini belirterek kararı bozdu.
  • 11.09.2024 – İzmir BAM 15. Ceza Dairesi: Sulh ceza hâkimliği kararının hukuki sonuç doğurmayan, yok hükmünde bir karar olduğunu söyleyerek önceki hükümde direndi; çocuk ve sanıklar bakımından yine davanın reddine karar verdi.
  • 03.11.2025 – Yargıtay 8. Ceza Dairesi: Direnme kararını yerinde görmeyerek dosyayı Ceza Genel Kuruluna gönderdi.

🧭 Genel Kurulun önüne koyduğu ön sorun

Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki asıl uyuşmazlık, takipsizlik kararının yalnızca zorunlu vekile tebliğ edilmesinin, durumu itiraz süresinden sonra öğrenen mağdurun itiraz hakkını ortadan kaldırıp kaldırmadığıydı. Ceza Genel Kurulu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesine dayanarak bu meseleden önce bir ön sorun belirlemiştir: İtiraz mercii tarafından verilen ve kesin olan bir sulh ceza hâkimliği kararı, olağanüstü kanun yoluyla kaldırılmadan, bölge adliye mahkemesi tarafından “hukuki değerden yoksun” kabul edilerek istinaf incelemesi yapılabilir mi?

Ön soruna verilen cevap direnme hükmünü bozmaya yettiği için Genel Kurul temel uyuşmazlığı tartışmamıştır.

📎 Karar metni: Ceza Genel Kurulu kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir, doktrin atıfları çıkarılmıştır.

⚖️ Hukuka aykırılık ile yokluk arasındaki çizgi

Genel Kurul değerlendirmesine kovuşturma şartı kavramından başlamıştır. CMK 172/2 ve 173/6 birlikte okunduğunda, takipsizlik kararından sonra aynı fiil için kamu davası açılabilmesi, yeni delil ve sulh ceza hâkimliğinin bu yönde bir kararı şartına bağlıdır. Kararda bunun bir kovuşturma şartı olduğu, Genel Kurulun yerleşik uygulamasının da bu yönde olduğu vurgulanmıştır.

Ardından hukuk güvenliği ilkesine geçilmiştir. Genel Kurula göre mahkeme ve hâkimlik kararları, hukuk düzeninin öngördüğü yollarla kaldırılmadıkça içeriklerinin hukuka uygun olup olmadığından bağımsız olarak bağlayıcıdır ve bu bağlayıcılık diğer mahkemeler için de geçerlidir. Kararda öne çıkan tespitler şunlardır:

  • Olağan veya olağanüstü kanun yolu denetimi dışında, bir mahkeme kural olarak başka bir mahkemenin ya da hâkimliğin kararını yok sayamaz.
  • Yokluk yaptırımı, işlemin kurucu unsurlarının bulunmadığı en ağır hukuka aykırılık hâllerine özgüdür; hukuka aykırılığın sonradan kanun yollarıyla giderilmesi mümkünse yokluktan söz edilmez.
  • Somut olayda hâkimlik, kanunun kendisine verdiği itiraz inceleme görevini yerine getirmiş, önündeki başvuruyu değerlendirmiş ve karar vermiştir.
  • İtirazın süresine ilişkin değerlendirme hatalı olsa bile bu, kararın hukuki varlığını değil, yalnızca hukuka uygunluğunu ilgilendirir.

Genel Kurul, mağdurun kararın kendisine bildirilmediği yönündeki beyanını, zorunlu vekile yapılan tebligatın itiraz süresine etkisini ve itiraz hakkının ne zaman kullanılabileceğini, sulh ceza hâkimliğinin değerlendirmesi gereken usul meseleleri olarak nitelendirmiştir.

Aynı Genel Kurulun bozma sonrası usule ilişkin başka bir değerlendirmesi, bozmadan sonra savcının “direnilsin” beyanı yazısında ele alınmıştır.

🔁 Kesin karara karşı tek yol: kanun yararına bozma

CMK 271/4’e göre merciin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. Bu nedenle takipsizlik kararına yapılan itirazı kabul eden sulh ceza hâkimliği kararına karşı olağan bir kanun yolu bulunmamaktadır. Genel Kurul, kararın hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa bunun CMK 309’da düzenlenen kanun yararına bozma kurumu içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

CMK 309’a göre istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen karar ya da hükümdeki hukuka aykırılığı öğrenen Adalet Bakanlığı, bozma istemini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir; Başsavcılık istemi Yargıtayın ilgili ceza dairesine iletir. Daire nedenleri yerinde görürse karar veya hükmü kanun yararına bozar ve bu bozma kararına karşı direnilemez.

Genel Kurul bu çerçevede Bölge Adliye Mahkemesinin izlemesi gereken sırayı şöyle tarif etmiştir:

  • Önce CMK 223/8 kapsamında bir durma kararı verilmesi,
  • Sulh ceza hâkimliğinin 18.03.2015 tarihli kararı yönünden kanun yararına bozma yolunun işletilmesi için gereğinin yapılması,
  • Bu yolun sonucuna göre sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında hüküm kurulması.

Hâkimlik kararı yürürlükte kaldıkça, açılan davaların önceki takipsizlik kararı gerekçesiyle reddi mümkün görülmemiştir. Direnme kararı bu isabetsizlik nedeniyle bozulmuş, dosya CMK 304/2 uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir.

🧑‍⚖️ Açık kalan mesele: zorunlu vekile tebliğ

CMK 234/2’ye göre mağdur on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın kendisine vekil görevlendirilir. Aynı maddenin 1/a-5 bendi ise mağdura takipsizlik kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkı tanır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, CMK 172 ve 234 ile hak arama hürriyetini birlikte değerlendirerek kararın mağdura da bildirilmesinin zorunlu olduğunu kabul etmişti. Bölge Adliye Mahkemesi ise kanun gereği atanmış yetkili vekile yapılan tebliğle kararın kesinleştiğini savunmuştu.

Ceza Genel Kurulu bu tartışmayı karara bağlamamıştır. Dolayısıyla karar, “zorunlu vekile tebliğ itiraz süresini başlatır mı” sorusuna Genel Kurul düzeyinde bir cevap içermemektedir. Kararın emsal değeri, kesin nitelikteki bir hâkimlik kararının istinaf aşamasında yok sayılamayacağı ilkesindedir.

📘 CMK 172 ve 173’ün bugünkü metni

Karar metninde aktarılan hükümler, “uygulama tarihi itibarıyla” yani 2014-2015 dönemindeki hâlleriyle yer almaktadır. Mevzuat bilgi sistemindeki güncel metinde bazı farklılıklar bulunmaktadır:

  • CMK 172/2 (KHK-680 ile değişik, 7072 sayılı Kanun’la aynen kabul): Takipsizlik kararından sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
  • CMK 173/1: Karar metninde “onbeş gün” olarak aktarılan itiraz süresi, güncel metinde tebliğden itibaren “iki hafta” olarak yer almaktadır.
  • CMK 173/6: İtirazın reddi hâlinde aynı fiil için dava açılabilmesi bakımından artık doğrudan 172/2’ye yollama yapılmaktadır.

Güncel metin, yeni delil hâlinde dahi dava açılmasını sulh ceza hâkimliğinin kararına bağlamaktadır; bu da hâkimlik kararlarının kovuşturma şartı niteliğini belirginleştirmektedir.

❓ Sık sorulan sorular

Genel Kurul, mağdurun itirazının süresinde olduğunu kabul etti mi?

Hayır. Genel Kurul bu konuda bir değerlendirme yapmamıştır. Kararda, ulaşılan sonuç itibarıyla ihtilafa konu temel uyuşmazlığın tartışılmadığı açıkça belirtilmiştir. İtirazın süresine ilişkin değerlendirmenin sulh ceza hâkimliğine ait bir usul meselesi olduğu vurgulanmıştır.

Bir karar hangi durumda “yok hükmünde” sayılır?

Kararda yokluk, işlemin kurucu unsurlarının bulunmadığı ve hukuka aykırılığın sonradan kanun yollarıyla giderilemeyeceği en ağır durumlar için kabul edilmiştir. Görevli ve yetkili hâkimliğin kendi görev alanında verdiği, ancak içerik bakımından hatalı olduğu ileri sürülen bir karar bu kapsamda görülmemiştir.

Suça sürüklenen çocuk bakımından durum neden ayrı değerlendirildi?

Özel Daire, 2014 tarihli takipsizlik kararının yalnızca iki şüpheli hakkında verildiğini, çocuk hakkında böyle bir karar bulunmadığını tespit etmişti. Genel Kurul da hem sanıklar hem çocuk hakkında, kanun yararına bozma sürecinin sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğini ifade etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi bundan sonra ne yapacak?

Karara göre Bölge Adliye Mahkemesi önce durma kararı verecek, sulh ceza hâkimliği kararının hukuka aykırı olduğu kanaatindeyse kanun yararına bozma yolunun işletilmesi için gereğini yapacak ve bu yolun sonucuna göre hüküm kuracaktır. Bozma sonrası yargılamanın nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihat değerlendirmeleri Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Genel Kurul yalnızca ön sorunu çözmüş, zorunlu vekile yapılan tebliğin mağdurun itiraz hakkına etkisi meselesini tartışmamıştır. Kararda aktarılan kanun hükümleri olay tarihindeki metinlerdir; güncel metinler farklılık gösterebilir. Bozma sonrası yargılamanın sonucu bilinmemektedir. Somut dosyanın özelliklerine göre farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu