Ceza HukukuEmsal Kararlar

Direnilsin Demek Mütalaa Sayılmaz – Yargıtay CGK 2026/379

Ceza duruşmasının son perdesinde üç ses duyulur: iddia makamının esas hakkındaki görüşü, sanığın ve müdafiin buna karşı savunması ve hükümden önce sanığa verilen son söz. Bu sıralama bir formalite değildir; sanık, neyle suçlandığını ve savcılığın hangi cezayı istediğini duymadan kendini tam olarak savunamaz. Peki Yargıtay bozmasından sonra yeniden görülen bir davada Cumhuriyet savcısı yalnızca “bozma kararına direnilsin” der ve duruşma bitirilirse, bu cümle esas hakkında mütalaa yerine geçer mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.06.2026 tarihli ve E.2024/446, K.2026/379 sayılı kararıyla bu soruya olumsuz cevap vermiştir. Genel Kurul, nitelikli hırsızlık suçundan verilen direnme hükmünü, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü usulüne uygun alınmadan duruşmaya son verildiği ve bu suretle sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle diğer yönlerini incelemeden oy birliğiyle bozmuştur.

Kısa özet: Sanık, nitelikli hırsızlık suçundan 6 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş, istinaf başvurusu küçük bir düzeltmeyle reddedilmiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, eylemin suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu (TCK 165) oluşturabileceği, zincirleme suç hükümlerinin tartışılması gerektiği ve infaz bakımından kazanılmış hakkın gözetilmediği gerekçeleriyle hükmü bozmuştur. İlk derece mahkemesi bozmaya direnmiş; ancak bozma sonrası oturumda savcının görüşü yalnızca “ilama direnilmesine” şeklinde alınmıştır. Ceza Genel Kurulu bu beyanın geçerli ve yeterli bir esas hakkında mütalaa olmadığını belirterek direnme hükmünü bozmuştur.

🧭 Dosyanın seyri: hırsızlıktan direnmeye

Ankara’daki bir asliye ceza mahkemesi, 22.10.2020 tarihli kararıyla sanığı TCK’nın 142/2-h maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık suçundan 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırmış; hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine hükmetmiştir. TCK 142/2-h, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenen hırsızlığı düzenler ve beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörür.

Sanığın istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 15.12.2020 tarihinde hükmü TCK’nın 58. maddesi (tekerrür) yönünden düzelterek başvuruyu esastan reddetmiştir. Dosya sanığın temyizi üzerine Yargıtay’a gelmiş ve aşağıda anlatılan gerekçelerle bozulmuştur.

İlk derece mahkemesi 14.10.2021 tarihinde bozma ilamına direnmiş ve önceki gibi mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Direnme hükmünün sanık tarafından temyizi üzerine dosya, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 25.01.2023 tarihli ve 1 sayılı kararı uyarınca 2. Ceza Dairesine gönderilmiş; Daire 29.02.2024 tarihinde direnmeyi yerinde görmeyerek dosyayı CMK 307/4 uyarınca Ceza Genel Kuruluna iletmiştir.

📋 Özel Dairenin üç bozma gerekçesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli bozma kararı, aslında davanın esasına ilişkin önemli sorular taşıyordu:

Bozma nedeniİçeriği
Suç vasfıSanığın eşyayı çaldığına dair şüpheden uzak delil bulunmadığı, eylemin TCK 165’teki suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu oluşturabileceği.
Zincirleme suç araştırmasıEvde yapılan aramada başka mağdurlara ait çalıntı eşyaların da ele geçirilmesi ve sanığın bunları aynı kişiden aldığını söylemesi karşısında, benzer davaların araştırılıp mümkünse birleştirilmesi ve TCK 43’ün tartışılması gerektiği.
Kazanılmış hakİstinaf aşamasında tekerrüre esas ilamın değiştirilmesi isabetli olmakla birlikte, aleyhe istinaf bulunmadığından CMK 307’nin son fıkrası gereği infaz süresi bakımından sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesi gerektiği.

TCK 165, bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı, o suça iştirak etmeksizin satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişiyi altı aydan üç yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırır. Ceza aralığındaki bu belirgin fark, suç vasfı tartışmasının sanık açısından ne kadar önemli olduğunu gösterir.

🔍 Genel Kurulun önce ele aldığı ön sorun

Genel Kurula göre çözülmesi gereken asıl uyuşmazlık, sanığın eyleminin hukuki niteliği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşulları bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığıdır. Ancak Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca önce bir usul meselesinin incelenmesi gerekmiştir: Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü usulüne uygun olarak alınmış mıdır?

Dosyadaki olgular kısadır ama belirleyicidir. Bozmadan sonraki 14.10.2021 tarihli oturumda sanığa bozma ilamı okunmuş, savcıya bozmaya karşı beyanı ve esas hakkındaki mütalaası sorulmuştur. Savcı şu görüşü bildirmiştir:

“Mahkememizin daha önce vermiş olduğu kararın usul ve yasaya uygun olduğu düşünülmekle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 5464-4196 sayılı ilamına direnilmesine.”

Ardından sanığın diyecekleri sorulmuş ve savcının bu görüşüne uygun şekilde duruşmaya son verilerek direnme hükmü kurulmuştur.

⚖️ Ceza Genel Kurulu kararı

Ceza Genel Kurulu, savcının yukarıdaki beyanının usule uygun, geçerli ve yeterli bir esas hakkında mütalaa olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Bu nedenle direnme hükmü, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü usulüne uygun alınmadan yargılamaya son verilip hüküm kurulması ve tefhim edilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Genel Kurul, ulaşılan sonuç karşısında suç vasfı ve zincirleme suç tartışmasından oluşan asıl uyuşmazlığı bu aşamada değerlendirmemiştir. Dosya, gereği için ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir. Karar 17.06.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

📎 Karar metni: Kararın tam metni, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

🧩 Bozmaya karşı beyan ile esas hakkında mütalaa

Kararın merkezinde, savcılığın bozma sonrası yargılamada yaptığı iki işlemin birbirinden ayrılması yer alır. Genel Kurul, önceki kararlarına (12.09.2024 tarihli 362-243, 10.07.2024 tarihli 307-233 ve 05.02.2025 tarihli 110-54 sayılı kararlar) atıfla şu ilkeleri tekrar etmiştir:

  • Yargıtay’ın bozma ilamıyla derece mahkemesinin hükmü ortadan kalkar; mahkeme kural olarak önceki kararından da bozma ilamından da farklı bir sonuca ulaşabilir.
  • Bu serbestliğin istisnalarından biri, CMK 307/4’te düzenlenen direnme kararıdır.
  • Davaya yeniden bakan mahkeme, CMK 307/1 uyarınca ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
  • Savcının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, farklı işlevleri ve sonuçları olan iki ayrı savcılık işlemidir.
  • Mahkeme bozmaya uysa da direnmeye karar verse de, esas hakkındaki mütalaanın savunma hakkının etkin kullanılmasına imkân verecek açıklık ve yeterlilikte olması usulî bir zorunluluktur.

“İlama direnilmesine” şeklindeki bir cümle, bozma ilamına karşı tutumu ifade eder; ancak sanığın hangi suçtan, hangi kanun maddeleri uyarınca ve hangi delillere dayanılarak cezalandırılmasının istendiğini ortaya koymaz. Genel Kurul da bu cümleyi bozmaya karşı beyan niteliğinde görmüş, esas hakkında mütalaa yerine geçmeyeceğini kabul etmiştir.

🛡️ Savunma hakkı açısından anlamı

CMK 216, delillerin tartışılması aşamasında sözün sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine verileceğini; tarafların birbirlerinin açıklamalarına cevap verebileceğini ve hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğunu düzenler. Bu yapı, iddianın son hâlinin açıkça ortaya konulmasını ve savunmanın buna karşı şekillenmesini amaçlar.

Somut dosyada bu sıralama özellikle önemliydi; çünkü Özel Daire, suç vasfının daha hafif cezayı gerektiren TCK 165 olabileceğini ve zincirleme suç hükümlerinin tartışılması gerektiğini belirtmişti. Savcının, mahkemenin bu tartışmalar karşısında hangi suç vasfını ve hangi cezayı talep ettiğini açıklamaması, sanığın bu noktalara karşı somut savunma yapma imkânını daraltmıştır. Genel Kurulun “savunma hakkının kısıtlanması” vurgusu bu bağlamda okunmalıdır.

Savunma hakkına ilişkin usul eksikliklerinin hükmün bozulmasına yol açtığı başka bir örnek serideki zorunlu müdafi bulunmadan yapılan yargılama yazısında; hırsızlık ile başka mal varlığı suçları arasındaki suç vasfı ayrımı ise dolandırıcılık mı hırsızlık mı yazısında ele alınmıştır.

📌 Kararın yargılamaya yansıması

Karar, bozma sonrası yargılamada savcılık görüşünün nasıl alınacağına ilişkin önemli bir sınır çizmektedir. Karar metninden çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:

  • Bozmaya karşı beyan ile esas hakkında mütalaa aynı oturumda alınabilir; ancak ikincisi, birincisinin içinde eriyip kaybolmamalıdır.
  • “Önceki karar yerindedir, direnilsin” biçimindeki kısa bir görüş, savcılığın sanık hakkındaki somut talebini içermediğinden yeterli sayılmamıştır.
  • Bu eksiklik, Genel Kurul tarafından hükmün esasına girilmeden bozma nedeni yapılmıştır; yani usul hatası, suç vasfı tartışmasının önüne geçmiştir.
  • Dosya ilk derece mahkemesine döndüğünde, usulüne uygun mütalaa alınarak yeniden hüküm kurulması gerekecek; suç vasfı ve zincirleme suç tartışması da o aşamada yeniden gündeme gelebilecektir.

Kararın bir diğer dikkat çekici yanı, direnme sürecinin uzunluğudur: 2020’de verilen ilk hükümden 2026’daki Genel Kurul kararına kadar geçen sürede dosya ilk derece, istinaf, Özel Daire ve Genel Kurul arasında defalarca gidip gelmiş, sonunda bir usul eksikliği nedeniyle yeniden başa dönmüştür.

❓ Sık sorulan sorular

Ceza Genel Kurulu sanığın beraatine mi karar verdi?

Hayır. Genel Kurul yalnızca usul yönünden bozma kararı vermiştir. Sanığın eyleminin nitelikli hırsızlık mı yoksa suç eşyasının satın alınması mı olduğu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı bu aşamada değerlendirilmemiştir.

Savcının bozmaya karşı beyanı neden mütalaa yerine geçmedi?

Genel Kurula göre bu iki işlem farklı işlev ve sonuçlara sahiptir. Esas hakkındaki mütalaanın, savunma hakkının etkin kullanılmasını sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması gerekir. Yalnızca ilama direnilmesini isteyen bir cümle bu niteliği taşımamaktadır.

Mahkeme bozmaya uyarsa da mütalaa gerekir mi?

Kararda bu husus açıkça belirtilmiştir: Bozma üzerine davaya yeniden bakan mahkeme, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının yeterli açıklıkta olması usulî bir mecburiyettir.

Direnme kararına karşı Genel Kurul kararına yeniden direnilebilir mi?

CMK 307/4’ün son cümlesine göre direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez. Bu dosyada ise Genel Kurul esasa girmeden usulden bozduğundan, ilk derece mahkemesi eksikliği giderdikten sonra yeniden hüküm kuracaktır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Karar, bozma sonrası yapılan belirli bir oturumda alınan savcılık görüşünün yeterliliğine ilişkindir; duruşma tutanaklarının içeriği, mütalaanın kapsamı ve dosyanın usul geçmişi farklı olan davalarda sonuç değişebilir. Kararda suçun niteliğine ilişkin asıl uyuşmazlık henüz çözülmemiştir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu