Süresi Biten Yetki ve İptal Kararı – AYM 2021/17926

İdare mahkemesi bir işlemi iptal eder, karar kesinleşir; ancak idare “kanunun bana verdiği bir yıllık süre doldu, artık işlem yapamam” diyerek beklemeye başlar. Lehine karar alan kamu görevlisi ise kazandığı davanın kâğıt üzerinde kaldığını görür. İdarenin kendi hatalı düzenlemesi yüzünden iptal edilen bir sürecin, yine idarenin kaçırdığı bir süre gerekçe gösterilerek hiç tamamlanmaması mümkün müdür? Anayasa Mahkemesi bu soruya, bir maarif müfettişliği mülakatı üzerinden açık bir cevap verdi.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 18.06.2026 tarihli ve 2021/17926 başvuru numaralı kararıyla, kesinleşmiş iptal kararlarının idarece uygulanmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Karar hakkına ilişkin şikâyet ise süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
📜 Bir yıllık yetki ve bir kılavuz
02.12.2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’ya “Personele ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 12. madde eklenmiştir. Bu hükme göre, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, belirli unvanlara sahip personel arasından yapılacak mülakatta başarılı olanlar Bakan Onayı ile Bakanlık Maarif Müfettişi olarak atanabilecektir. Hüküm, mülakat komisyonunun oluşturulması ile komisyonun çalışma usul ve esaslarının Bakanlıkça belirleneceğini öngörmüştür.
Bakanlık bu yetkiye dayanarak 2016 yılı için bir “Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakat ve Atama Kılavuzu” yayımlamıştır. Bir sendikanın açtığı davada Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 09.10.2017’de kılavuzun tamamının yürütmesini durdurmuş; 13.12.2018 tarihli kararında ise iptal gerekçesinin kılavuzun tamamını hukuka aykırı hâle getirdiğini ve kılavuzun kanunla verilen yetkinin kapsamına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Kılavuz, başka bir davada tümüyle iptal edilmiştir.
Uyuşmazlığın düğüm noktası şudur: Kanun, Bakanlığa yalnızca mülakat komisyonunun kuruluşu ve çalışma esasları için düzenleme yetkisi vermiştir; mülakata başvuruya engel hâller gibi diğer konular ancak yönetmelikle düzenlenebilir. Kılavuz bu sınırı aşmıştır.
⚖️ İki dava, iki iptal kararı
1987’den bu yana Bakanlığın taşra teşkilatında müfettiş olarak görev yapan başvurucu, 25.01.2017’de yapılan mülakatta 72,67 puanla başarılı olmuş, ancak 1335. sırada yer aldığı ve kadro yetmediği için atanamamıştır. Sonrasındaki süreç şöyle ilerlemiştir:
- Birinci dava: Ankara 11. İdare Mahkemesi 24.05.2018’de atanmama işlemini iptal etmiştir. Gerekçe, mülakatın dayanağı olan kılavuzun yürütmesinin durdurulmuş olmasıdır. Mahkeme, iptalin doğrudan atama anlamına gelmediğini, usulüne uygun yapılacak mülakatın sonucuna göre işlem tesis edilmesi gerektiğini vurgulamış; bu nedenle parasal haklar talebi hakkında hüküm kurmamıştır. Karar 14.03.2019’da kesinleşmiş, 10.08.2019’da başvurucuya tebliğ edilmiştir.
- İdarenin uygulaması: Bakanlık, 13.06.2018 tarihli işlemle başvurucuyu yeni bir yönetmelik çıkarmadan, Bakan oluruna dayanarak yeniden mülakata çağırmıştır. Başvurucu mülakata katılmamış ve bu işleme karşı da dava açmıştır.
- İkinci dava: Ankara 3. İdare Mahkemesi 24.10.2019’da davayı reddetmiş; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi ise 20.11.2020’de istinaf başvurusunu kabul ederek mülakata çağrı işlemini kesin olarak iptal etmiştir. Gerekçe, yönetmelikle düzenlenmesi gereken konuların yine kılavuz ve olur ile düzenlenmesidir.
- Son başvuru: Başvurucu 23.02.2021’de kararların uygulanmasını istemiş; idare 01.04.2021’de yalnızca geçici 12. maddedeki bir yıllık yetki süresinin sona erdiğini bildirmiştir.
Başvurucu 29.04.2021’de bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi konusu, yakın tarihli bir başka kararda da parasal haklar boyutuyla ele alınmıştır; benzer bir mesele için geç atamada parasal kayıp davası yazısına bakılabilir.
⏳ Parasal hak talebi neden incelenmedi?
Başvurucu, birinci davada parasal haklarının ödenmesine ilişkin hüküm kurulmamasını karar hakkının ihlali olarak ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi bu kısmı esastan incelememiştir. 6216 sayılı Kanun’un 47/5. maddesi ve İçtüzüğün 64/1. maddesi uyarınca bireysel başvuru, başvuru yollarının tüketilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır. Birinci davadaki karar 10.08.2019’da tebliğ edildiği hâlde başvuru 29.04.2021’de yapıldığından bu şikâyet süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Bu tespit, aynı süreç içinde yer alan farklı şikâyetlerin ayrı ayrı süre hesabına tabi tutulduğunu göstermektedir.
🏛️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi
Mahkeme, başvurucunun özlük ve mali haklara ilişkin şikâyetlerinin özünün, usulüne uygun mülakat yapılması yönündeki kesinleşmiş kararların uygulanmaması olduğunu belirterek tüm iddiaları kararın icrası hakkı kapsamında incelemiştir. Değerlendirmenin temel taşları şunlardır:
- Tazminat yolu tüketilmek zorunda değildir: İYUK m.28/3’te öngörülen tazminat davası, idarenin kararları uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz ve kararın uygulanmamasına alternatif sayılmaz. Kesinleşmiş iptal kararı uygulanmadığında başvurucunun ayrıca tazminat davası açması beklenmemiştir.
- Mahkeme hakkının parçası: Kararın icrası hakkı, mahkemeye erişim ve karar hakkıyla birlikte mahkeme hakkının bir unsurudur. Anayasa’nın 138. maddesi idarenin mahkeme kararlarına uyma ve uygulamayı geciktirmeme yükümlülüğünü açıkça düzenlemektedir.
- İmkânsızlık savunmasının sınırı: Aynen icra fiilen veya hukuken imkânsızsa ifanın şeklinde değişikliğe gidilebilir; ancak idare elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve engellerin aşılamaz olduğunu ispatlamak, eski hâle getirme ilkesine uygun alternatif bir çözüm önermek zorundadır.
- İptal kararı geriye yürür: İptal edilen işlem ve doğurduğu sonuçlar geriye etkili olarak ortadan kalkar; işlem hiç yapılmamış sayılır.
Bu ilkeleri somut olaya uygulayan Mahkeme, bir yıllık yetki süresinin 09.12.2017’de dolmuş olmasına rağmen iptal kararlarının geriye etkili sonuç doğurduğunu vurgulamış ve idarenin hatasını telafi etmek için yeniden mülakat düzenleyemeyeceğini söylemenin “çok katı bir yorum” olacağını belirtmiştir. Nitekim Bakanlık, birinci iptal kararından sonra başvurucuyu yeniden mülakata çağırmıştı; Mahkemeye göre bu mülakat, yetki süresi içinde başlatılmış bir işin devamı niteliğindedir. Ancak usulüne uygun çıkarılmış bir yönetmeliğe dayanmayan her yeni mülakat yine iptal edilecektir.
Sonuç olarak Mahkeme, başvurucu lehine kesinleşmiş iptal kararlarının uygulanmadığını, bunda başvurucunun bir kusuru bulunmadığını ve idarenin uygun yasal prosedürü oluşturmak için hiçbir girişimde bulunmadığını tespit ederek ihlal kararı vermiştir.
🔧 Giderim: yönetmeliğe dayalı yeni mülakat
Mahkeme, ihlalin idarenin ihmalinden kaynaklandığını tespit etmiştir. Hüküm fıkrasında şu sonuçlara yer verilmiştir:
- Karar hakkına ilişkin iddia süre aşımı nedeniyle kabul edilemez; kararın icrası hakkına ilişkin iddia kabul edilebilir bulunmuştur.
- Kararın icrası hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir.
- Yargı kararının en kısa sürede icra edilmesi için kararın bir örneği Millî Eğitim Bakanlığına gönderilmiştir. Gerekçeye göre başvurucuya, usulüne uygun çıkarılmış bir yönetmeliğe dayanılarak yeniden düzenlenecek bir mülakata girme hakkı sağlanmalıdır.
- Başvurucuya net 70.000 TL manevi tazminat ve 487,60 TL harçtan oluşan yargılama gideri ödenmesine karar verilmiştir.
Kararın pratik ağırlığı, giderim biçimindedir. Mahkeme yalnızca tazminata hükmetmekle yetinmemiş, idareye somut bir yol göstermiştir: Önce eksik olan düzenleyici işlem (yönetmelik) çıkarılacak, ardından mülakat bu düzenlemeye göre yapılacaktır. Böylece “yetki süresi doldu” savunması, iptal kararının geriye etkisi karşısında sonuç doğurmamıştır. Kamu görevlisinin idari işlemler karşısındaki konumuna ilişkin bir başka örnek için beraat sonrası yöneticiliğe dönüş yazısı incelenebilir.
🆕 İYUK m.28 ve 7588 sayılı Kanun notu
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin birinci fıkrasına göre idare, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur ve bu süre kararın idareye tebliğinden itibaren hiçbir şekilde otuz günü geçemez. Üçüncü fıkra, kararlara göre işlem tesis edilmeyen hâllerde idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabileceğini; dördüncü fıkra ise bu davanın ancak ilgili idare aleyhine açılabileceğini düzenler.
Aynı fıkraya 02.07.2026 tarihli ve 7588 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle bir cümle eklenmiştir. Buna göre Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik, Emniyet teşkilatları ve Millî İstihbarat Teşkilatı personeli ile bunların adayları ve belirli öğrenciler hakkında, terör örgütleriyle irtibat ve iltisak gibi gerekçelerle kamu görevine alınmama veya görevden çıkarılma işlemlerine ya da olumsuz güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına karşı açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucunu doğuran kararlar uyarınca tesis edilecek işlemler, nihai kararların kesinleşmesinden sonra yerine getirilecektir. Bu değişiklik belirli personel grupları ve belirli uyuşmazlık türleriyle sınırlıdır; incelenen kararda olduğu gibi kesinleşmiş iptal kararları bakımından otuz günlük uygulama yükümlülüğü ve Anayasa Mahkemesinin kararın icrası hakkına ilişkin ölçütleri önemini korumaktadır.
💬 Merak edilenler
Kanundaki yetki süresinin dolması, idareyi iptal kararını uygulamaktan kurtarır mı?
Kararın uygulanmaması için önce tazminat davası açmak gerekir mi?
Başvurucunun parasal hak talebi neden esastan incelenmedi?
Anayasa Mahkemesi idareye ne yapmasını söyledi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Başvurucunun, heyetin ve raportörün kimlik bilgileri yazıya ve PDF’e alınmamıştır. Kararın icrası hakkına ilişkin değerlendirme, somut dosyadaki kesinleşmiş iptal kararlarına ve idarenin bu kararlar karşısındaki tutumuna dayanmaktadır; farklı olgulara sahip başvurularda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



