Emsal KararlarForex HukukuGayrimenkul Hukuku

Yabancı Yatırımcıya Tapu Tuzağı – Yargıtay 3. HD 2026/2719

Yurt dışında yaşayan bir kişiye, tanıdığı aracılığıyla “satılık bir işyeri var, iyi bir yatırım olur” denir. Yatırımcı Kazakistan’dan gelir, yeri gezer, işlemleri yürütmek üzere noterden vekâletname verir ve babası aracılığıyla toplam 920.000 ABD Doları gönderir. Ne var ki tapu, parayı gönderen yatırımcı adına değil, işlemi yürüten kişilerden biri adına tescil edilir; yatırımcıya ise kendi adına düzenlenmiş gibi gösterilen sahte bir tapu senedi iletilir. Gerçek ortaya çıkınca, tapunun devri için yeni bir bedel ve dört bağımsız bölüm istenir. Bu şartlar altında imzalanan satış vaadi sözleşmesi geçerli midir ve fazladan ödenen para geri alınabilir mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 04.05.2026 tarihli ve E.2026/1271, K.2026/2719 sayılı kararıyla, fazladan ödenen 947.228 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve korkutma ile aşırı yararlanma koşullarında yapılan satış vaadi sözleşmesinin iptaline ilişkin hükmü oy birliğiyle onamıştır.

Kısa özet: Yatırım amacıyla bir işyeri satın almak isteyen yabancı uyruklu davacı adına babası tarafından 2011 yılında toplam 920.000 USD gönderilmiş, ancak taşınmaz davalılardan biri adına tescil edilmiştir. Tapunun davacıya devri için kendisinden ayrıca çekle 440.000 USD alınmış ve dört bağımsız bölüm için düşük bedelli bir satış vaadi sözleşmesi imzalatılmıştır. Uzun süren ve iki kez bozmayla sonuçlanan yargılama sonunda mahkeme fazla ödeme olarak 947.228 TL’nin iadesine ve satış vaadi sözleşmesinin iptaline karar vermiş; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararı onamıştır.

🧳 Yatırım teklifinden sahte tapuya

Karar metnine aktarılan dava dilekçesine göre davacı, ticari ilişki içinde tanıştığı bir kişi aracılığıyla İstanbul’da galericilik yapan davalıyla tanıştırılmıştır. 2011 yılı Ekim ayı başlarında bir kulüp işletmesinin bulunduğu taşınmazın satılık olduğu öğrenilmiş ve bunun “iyi bir yatırım olabileceği” davacıya iletilmiştir. Bunun üzerine davacı Kazakistan’dan gelerek yeri bir emlakçıyla birlikte görmüş, taşınmazın satın alınmasına ilişkin işlemleri yürütmeleri için 26.10.2011 tarihli noter vekâletnamesi vermiştir.

Olayın devamı, dilekçede şöyle anlatılmıştır:

  • Davalı, malikle 3.287.000 TL bedelle anlaştığını bildirmiş ve adi yazılı bir satış vaadi sözleşmesini e-posta ile göndermiştir; davacıya göre sözleşmedeki malik imzası taklit edilmiştir.
  • Davacı adına babası tarafından 31.10.2011’de 400.000 USD, 02.11.2011’de 300.000 USD ve 10.11.2011’de 220.000 USD davalılardan birinin banka hesabına yatırılmıştır.
  • Taşınmaz 03.11.2011 tarihinde davacı adına değil, davalılardan biri adına tescil edilmiş; davacıya ise kendi adına tescil yapılmış gibi düzenlenmiş sahte bir tapu senedi gönderilmiştir.
  • Davacı tapu kaydını e-Devlet üzerinden göremeyince durum ortaya çıkmış; davalılar tapuyu devretmek için 450.000 USD ile birlikte Silivri’de bulunan dört dairenin kendilerine verilmesini istemiştir.
  • Davacının kardeşi tarafından 07.02.2012 tarihinde 265.000 USD ve 08.02.2012 tarihinde 175.000 USD bedelli blokeli çekler verilmiş, taşınmaz 08.02.2012’de davacı adına tescil edilmiştir. Ancak taşınmaz üzerinde önceki satıştan kaynaklanan 300.000 TL’lik bir ipotek bulunmaktadır.

Davacı, taşınmazın gerçek satış bedelinin 1.675.000 TL olduğunu, buna karşın toplamda 2.622.228 TL ödemek zorunda kaldığını ve 947.228 TL’nin haksız yere alındığını; davalılardan birinin vekâlet görevini kötüye kullandığını, eşi olan diğerinin ise sebepsiz zenginleştiğini ileri sürmüştür.

🔗 Birbirine bağlı iki dava

Uyuşmazlık iki ayrı dava olarak başlamış, daha sonra birleştirilmiştir:

  • Asıl dava (2012): Fazladan ödendiği ileri sürülen 947.228 TL’nin davalılardan tahsili istemi.
  • Birleşen dava (2018): 07.02.2012 tarihli, noterde düzenleme şeklinde yapılmış taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin hata, hile, korkutma ve irade sakatlığı nedeniyle iptali istemi. Bu sözleşmeyle davacı, değeri 340.000 TL olan dört bağımsız bölümü 24.000 TL bedelle davalıya satmayı vaat etmiştir.

Davalılar ise iddiaların asılsız olduğunu, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının tefecilik yaptığını ve satış vaadi sözleşmesinin tüm şekil şartlarını taşıdığını savunmuştur.

⏳ On dört yıl süren yargılamanın aşamaları

İki bozma kararını da içeren sıralama şöyledir:

  • 16.10.2014: Birleşen davaya bakan mahkeme, davacının tapusunu alabilmek için satış vaadi sözleşmesi yapmaya zorlandığını, korkutulduğunu ve zor durumundan yararlanıldığını kabul ederek sözleşmenin iptaline karar vermiştir.
  • 09.06.2016: Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, iki davanın aynı olaydan doğduğunu belirterek birleştirilmesi gerektiğine ve davalılar hakkında dolandırıcılık ile özel belgede sahtecilik suçlarından açılan ceza davasının sonucunun beklenmesine işaret ederek kararı bozmuştur.
  • 22.09.2021: Mahkeme ceza davasının sonucunu beklemiş, davaları birleştirmiş; ancak asıl davada ödemelerin davacı tarafından yapılmadığı gerekçesiyle husumetten ret, birleşen davada ise kabul kararı vermiştir.
  • 03.04.2023: Daire, asıl davadaki “ödemeyi davacı yapmadı” gerekçesiyle birleşen davadaki “davacı 920.000 USD ödedi” tespitinin çeliştiğini belirterek kararı bozmuştur.
  • Bozmaya uyma kararı: Mahkeme bu kez kesinleşen ceza dosyası ve bankadan gelen müzekkere cevabını birlikte değerlendirmiştir. Banka cevabına göre 265.000 USD ve 175.000 USD bedelli çekler davalılardan birine ödenmiştir. Asıl davada 947.228 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen davada satış vaadi sözleşmesinin iptaline hükmedilmiştir.

Davalılardan birinin temyiz başvurusu ise ayrı bir usul sorununa takılmıştır. Ödenmeyen temyiz harç ve giderlerinin bir haftalık kesin sürede yatırılması için düzenlenen muhtıra 03.02.2025’te tebliğ edilmiş, ancak bu süre içinde ödeme yapılmamıştır. Mahkeme ek kararla temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına karar vermiştir.

📎 Kararın tam metni: Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.05.2026 tarihli, E.2026/1271, K.2026/2719 sayılı kararının resmî metnine PDF olarak buradan ulaşabilirsiniz.

⚖️ Yargıtayın değerlendirmesi ve sonuç

Temyiz eden davalı vekili; önceki karardan neden dönüldüğünün açıklanmadığını, ödemeleri yapan kişilerin davacı olmadığını, iki hüküm arasında çelişki bulunduğunu, dört bağımsız bölümün noterde düşük bedelle gösterilmesinin harç ve vergi nedeniyle olağan bir uygulama olduğunu, ceza dosyasında tehdit eylemi bulunmadığını ve diğer davalının tehdit suçundan beraat ettiğini ileri sürmüştür.

Daire bu itirazları yerinde görmemiştir. Kararda öne çıkan tespitler şunlardır:

  • Mahkeme kararı uyulan bozma ilamında gösterildiği şekilde inceleme yapılarak verilmiştir.
  • Ödemelerin davacı adına davacının babası tarafından yapıldığı anlaşılmıştır; bu nedenle “ödemeyi davacı yapmadı” savunması sonuç doğurmamıştır.
  • Davalıların dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş; Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ceza kararıyla davalıların hukuka aykırı eylemleriyle davacının iradesinin sakatlandığı sabit olmuştur.

Bu gerekçelerle hem asıl ve birleşen davadaki hüküm hem de temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına ilişkin ek karar onanmıştır. Dava 1086 sayılı HUMK döneminde açıldığından, onama HUMK’nın 439. maddesine dayandırılmış ve karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır.

🧩 Korkutma ve aşırı yararlanma birlikte

Birleşen davadaki iptal, iki ayrı irade sakatlığı kurumunun aynı olayda birlikte gerçekleştiği kabulüne dayanmaktadır. Mahkeme, kararını Türk Borçlar Kanunu’nun 39/1 ve 28/2. maddelerine bağlamıştır.

Aşırı yararlanma (TBK m.28): Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa ve bu oransızlık zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmişse, zarar gören sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini veya oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Somut olayda 340.000 TL değerindeki dört bağımsız bölümün 24.000 TL bedelle satış vaadine konu edilmesi, edimler arasındaki açık oransızlık olarak değerlendirilmiştir.

Korkutma ve irade bozukluğunun giderilmesi (TBK m.39): Korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Mahkeme, davacıya tapunun ancak bu sözleşme imzalanırsa verileceğinin söylendiğini ve davacının parasını ödediği taşınmazı elde edebilmek için zor durumda kaldığını kabul etmiştir.

“Noterde düşük bedel gösterilmesi olağandır” savunması, kesinleşmiş ceza olgularıyla birlikte bakıldığında sonucu değiştirmemiştir. Benzer bir yatırım vaadi ilişkisinde aracıya gönderilen paranın iadesi meselesi için yatırım vaadiyle emlakçıya gönderilen para yazısına da bakılabilir.

📜 Ceza mahkûmiyetinin hukuk davasına etkisi

Kararın en öğretici yönlerinden biri, hukuk davasının ceza davasıyla ilişkisidir. 2016 tarihli ilk bozma kararında, Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre hukuk hâkiminin ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı olmasa da ceza yargılamasında sabit olan maddi olgularla bağlı olduğu belirtilmiş ve ceza davasının sonucunun beklenmesi istenmiştir.

TBK m.74’e göre hâkim, ceza hâkiminin beraat kararıyla ve kusur ile zarara ilişkin değerlendirmesiyle bağlı değildir; ancak kesinleşen mahkûmiyette sabit görülen maddi olgular hukuk yargılamasında dikkate alınmaktadır.

Somut dosyada da bu yaklaşım belirleyici olmuştur:

  • Hukuk davası, davalılar hakkındaki dolandırıcılık ve sahtecilik yargılamasının sonuçlanmasını beklemiştir.
  • Davalıların dolandırıcılık suçundan mahkûmiyeti Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
  • Diğer davalının tehdit suçundan beraat etmesi, hukuk mahkemesinin korkutma değerlendirmesini ortadan kaldırmamıştır; çünkü irade sakatlığı, dolandırıcılık mahkûmiyetiyle sabit olan olgular ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.
  • Banka müzekkere cevabı, çeklerle yapılan ödemelerin davalılardan birine ulaştığını doğrulamıştır.

Ödemeyi fiilen davacının babası ve kardeşi yapmış olsa da Yargıtay, ödemelerin davacı adına yapıldığını kabul ederek bu yöndeki itirazı reddetmiştir.

❓ Sık sorulan sorular

Ödemeyi davacının babası yaptıysa davacı parayı geri isteyebilir mi?

Bu dosyada Yargıtay, ödemelerin davacı adına davacının babası tarafından yapıldığını kabul etmiştir. Bu nedenle davalının “ödemeleri yapan kişiler davacı değildir” itirazı yerinde görülmemiş ve fazla ödeme olarak 947.228 TL’nin davacıya ödenmesine ilişkin hüküm onanmıştır.

Noterde yapılmış bir satış vaadi sözleşmesi neden iptal edildi?

Sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmiş olması, irade sakatlığı iddiasını engellememiştir. Mahkeme, davacının parasını ödediği taşınmazın tapusunu alabilmek için sözleşmeyi imzalamaya zorlandığını ve 340.000 TL değerindeki dört bağımsız bölümün 24.000 TL bedelle vaat edildiğini tespit ederek TBK m.39/1 ve m.28/2 uyarınca sözleşmenin iptaline karar vermiştir.

Hukuk mahkemesi neden ceza davasını bekledi?

2016 tarihli bozma kararında, davalılar hakkında dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından açılan ceza davasının sonucunun bu davayı etkileyeceği belirtilmiştir. Hukuk hâkimi ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; ancak ceza yargılamasında sabit olan maddi olgular hukuk davasında önem taşır. Bu dosyada kesinleşen dolandırıcılık mahkûmiyeti, irade sakatlığının sabit olduğu sonucuna dayanak yapılmıştır.

Temyiz harcının süresinde yatırılmaması neye yol açtı?

Davalılardan birine eksik temyiz harç ve giderlerini bir haftalık kesin süre içinde ödemesi için muhtıra tebliğ edilmiş, ödeme yapılmamıştır. Mahkeme temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına ek kararla hükmetmiş, Yargıtay da HMK m.344 ve m.366 hükümlerine uygun bulduğu bu ek kararı onamıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından ve kararda aktarılan ilk derece yargılaması ile önceki bozma aşamalarından derlenmiştir. Tarafların ve aracıların kimliği kaynakta anonimdir; yazıda da kişi adlarına yer verilmemiştir. İrade sakatlığı ve fazla ödeme değerlendirmesi, somut dosyadaki kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti, banka kayıtları ve diğer delillere dayanmaktadır; farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
🌐 English — international victims of online investment fraud