Avukatla İhale Kârı Protokolü – Yargıtay 3. HD 2026/3404

Nakit parası olmayan bir kişiye “taşınmazını sat, parayı ihaleye koyalım, kârı bölüşelim” teklifi geliyor. Teklifi yapan kişi, aynı zamanda o kişinin önceki bir alacak dosyasını takip eden avukatı. Taraflar 2016 yılının ilk aylarında protokoller imzalıyor, taşınmaz 250.000 TL’ye satılıyor, karşılığında 300.000 TL’lik bir teminat senedi veriliyor; ancak kararlaştırılan tarih geldiğinde ödeme yapılmıyor. Yıllar süren yargılamanın sonunda soru şu noktaya geliyor: Yazılı bir yatırım ve kâr paylaşımı protokolü varken, sözleşmenin “inanç sözleşmesi” olduğu ve alacağın ispat edilemediği savunması sonucu değiştirebilir mi?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.06.2026 tarihli ve E.2025/6058, K.2026/3404 sayılı kararıyla, protokolden doğan alacak için açılan kısmi davada davacı lehine verilen kararı onaylayan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararını HMK m.370/1 uyarınca oy birliğiyle onamıştır.
🏚️ Satılan taşınmazdan ihale yatırımına
Karar metnine aktarılan dava dilekçesine göre olayların başlangıcı, davacının daha önce üçüncü bir kişiden satın aldığı taşınmaz nedeniyle uğradığı zarardır. Davacı bu zararın tahsili için davalı avukata vekâlet vermiş, davalı da 2016 yılında davacı adına icra takipleri başlatmıştır. Davacıya göre davalı, avukatlığın yanı sıra müteahhitlik ve gayrimenkul alım satımıyla da uğraşmaktadır.
Dilekçede ileri sürülen yatırım teklifi şöyle özetlenebilir:
- Davalı, bir sulh hukuk mahkemesi dosyasından satışa çıkarılacak taşınmazları takip ettiğini, bunları uygun bedelle alabileceğini, davacının da para koyması hâlinde iki tarafın kâr elde edeceğini söylemiştir.
- Davacının nakit parası bulunmadığından, elindeki taşınmazın 250.000 TL’ye satılarak paraya çevrilmesi, davalının da para ekleyerek ihaleye girmesi kararlaştırılmıştır.
- Bunun karşılığında davacıya 300.000 TL ödenecek, bu tutar için davalı tarafından 300.000 TL bedelli bir teminat senedi verilecektir.
- Anlaşma 2016 yılının Ocak ve Şubat aylarında düzenlenen protokollerle yazılı hâle getirilmiştir.
Davacıya göre davalı, davacının taşınmazını dava dışı bir kişiye satmış, ancak kararlaştırılan 300.000 TL’yi vadesinde ödememiş, ihtara rağmen edimini yerine getirmemiştir. Davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini istemiştir.
Davalının ilk derecedeki savunması ise usule yönelmiş; kısmi dava açılmasının usule aykırı olduğu ve talebin açıklanması gerektiği ileri sürülmüştür.
⚖️ İlk derece ve istinaf aşaması
İlk derece mahkemesi (bir asliye hukuk mahkemesi), 2016 tarihli protokollere göre taraflar arasında ödünç ve borç ilişkisinin davacı tarafından yazılı olarak ispat edildiğini kabul etmiştir. Davanın kabulüyle 10.000 TL’nin, ödeme için kararlaştırılan dönemin sonu olan 31.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, davalının istinaf başvurusunu esastan reddederken iki noktayı öne çıkarmıştır:
- Kısmi dava: Alacak davasının kısmi dava olarak açılmasında usule ilişkin bir engel bulunmamaktadır.
- Protokolün içeriği: 09.02.2016 tarihli protokole göre, satış memurluğu dosyasında ihaleye çıkarılan taşınmaz ihaleden alınacak, sonra yapılacak satıştan elde edilecek kâr 100.000 TL olarak hesaplanıp taraflar arasında yarı yarıya paylaştırılacak ve davacının ödediği 250.000 TL’ye 50.000 TL kâr eklenerek 300.000 TL, Mayıs 2016 sonuna kadar davalı tarafından davacıya iade edilecektir.
Bölge Adliye Mahkemesi bu tespitlerden hareketle davalının protokol hükümleri gereğince davacıya karşı sorumlu olduğu sonucuna ulaşmıştır.
🧾 Davalının temyizde ileri sürdüğü itirazlar
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, ilk derecedeki savunmaya göre çok daha geniş bir itiraz listesi sunmuştur:
- Alacak iddiası 300.000 TL iken 10.000 TL üzerinden kısmi dava açılamayacağı.
- Davacı vekilinin 12.02.2020 tarihli duruşmada taleplerin inanç sözleşmesinden kaynaklandığını belirtmesine rağmen sözleşmenin ödünç sözleşmesi olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğu.
- Alacağın tanıkla ispat edilemeyeceği; davacının inanç sözleşmesini yazılı delil veya yazılı delil başlangıcıyla kanıtlayamadığı ve para alacağının ifasına ilişkin protokol dışında belge sunamadığı.
- Davalı hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği.
- İlk derece mahkemesinin daha önce verdiği ret kararının tebliğ edilip kesinleştiği, sonradan tebligatın usulsüz olduğu iddiasıyla verilen 27.01.2023 tarihli ara karar üzerinden istinaf yoluna gidilmesinin ve ret kararının kaldırılmasının hatalı olduğu.
🔒 Yargıtay’ın onama kararı
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi uyuşmazlığı kısa bir cümleyle tanımlamıştır: protokolden kaynaklanan alacağın tahsili istemi. Daire; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının dayandığı yasal ve hukuksal gerekçelerin yerinde olmasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarını reddetmiş, kararı HMK m.370/1 uyarınca oy birliğiyle onamıştır.
Böylece kısmi dava, nitelendirme, tanık yasağı, takipsizlik ve tebliğ itirazlarının hiçbiri bozma sebebi görülmemiştir.
🧩 Ödünç mü, inanç sözleşmesi mi, kâr paylaşımı mı?
Kararın en öğretici yanı, aynı para hareketinin üç farklı hukuki kalıba sokulmaya çalışılmasıdır. Dosyadaki görünüm şöyle özetlenebilir:
- Ödünç ilişkisi: İlk derece mahkemesi protokolleri, davacının verdiği değerin belirli bir tarihte geri ödenmesini öngören bir borç ilişkisinin yazılı kanıtı olarak değerlendirmiştir.
- İnanç sözleşmesi: Davalı, davacı tarafın bir duruşmadaki beyanına dayanarak ilişkinin inanç sözleşmesi olduğunu ve bunun yazılı delille ispatlanması gerektiğini savunmuştur.
- Kâr paylaşımlı yatırım protokolü: Bölge Adliye Mahkemesi, protokolde kârın 100.000 TL olarak hesaplandığını, yarı yarıya paylaşılacağını ve anapara ile kâr payının birlikte belirli bir tarihte iade edileceğini tespit etmiş; Yargıtay da uyuşmazlığı “protokolden kaynaklı alacak” olarak tanımlamıştır.
Bu tablo, yatırım amacıyla değer verilen ilişkilerde etiketin değil, yazılı metinde üstlenilen edimin belirleyici olduğunu göstermektedir. Sitede daha önce ele alınan yatırım vaadiyle emlakçıya gönderilen paranın iadesi ve arsa yatırımı ortaklığında zamanaşımı kararları, benzer yatırım ilişkilerinin farklı hukuki sorunlarını göstermektedir.
✍️ Yazılı protokol, tanık yasağı ve takipsizlik kararı
Davalının “alacak tanıkla ispat edilemez” itirazı, HMK m.200 ile bağlantılıdır. Bu hükme göre bir hakkın doğumu, devri, değiştirilmesi, ikrarı veya itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki değeri kanundaki parasal sınırı aştığında senetle ispatı gerekir; karşı tarafın açık muvafakati hâlinde ise tanık dinlenebilir. Somut dosyada ise ilk derece mahkemesi alacağın tanıkla değil, tarafların imzaladığı protokollerle yazılı olarak ispatlandığını kabul etmiştir. Senetle ispat kuralı, yazılı belgeye dayanan tarafın aleyhine değil, lehine işlemiştir.
Takipsizlik itirazı açısından ise TBK m.74 hatırlatılmalıdır. Bu hükme göre hukuk hâkimi, zarar verenin kusuru ve ayırt etme gücü konusunda karar verirken ceza hukukunun sorumluluk hükümleriyle ve ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz. İncelenen dosyada uyuşmazlık zaten protokole dayanmaktadır; takipsizlik kararı bozma sebebi sayılmamıştır.
🆕 Kısmi dava ve 7589 sayılı Kanun’la gelen HMK m.109/4
HMK m.109/1’e göre talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Para alacağı bölünebilir nitelikte olduğundan, davacının fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak bir kısmını dava etmesi mümkündür. HMK m.109/3 ise dava açılırken kalan kısımdan açıkça feragat edilmedikçe kısmi dava açılmasının geri kalan kısımdan feragat anlamına gelmediğini düzenler.
Güncel bir not: 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle HMK m.109’a dördüncü fıkra eklenmiştir. Buna göre alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; bu durumda zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. İncelenen dosya bu değişiklikten önce sonuçlanmış olsa da yeni düzenleme, kısmi davayla başlayan yatırım alacağı uyuşmazlıklarında kalan kısmın aynı dosyada istenmesi ve zamanaşımı bakımından önem taşımaktadır. Kısmi dava ile ilgili farklı bir usul sorunu için kısmi davada istinaf sınırı ve tebliğ yazısına da bakılabilir.
🤔 Merak edilenler
Protokolde kâr payı yazılı olması alacağın kapsamını nasıl etkiledi?
İlişkinin inanç sözleşmesi olduğu savunması neden sonuç doğurmadı?
Ceza soruşturmasında verilen takipsizlik kararı hukuk davasını bağlar mı?
Faiz hangi tarihten itibaren başlatıldı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar incelemeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından ve kararda aktarılan ilk derece ile istinaf aşamalarından derlenmiştir. Tarafların ve dava dışı kişilerin kimliği kaynakta anonimdir. Değerlendirme, somut dosyadaki protokollerin içeriğine ve tarafların ileri sürdüğü iddia ile savunmalara dayanmaktadır; protokol içeriği, ispat durumu ve tarihler farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Mevzuat bilgisi yazının hazırlandığı tarihteki metne göredir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



