Emsal KararlarForex Hukuku

Yatırım Ortaklığında Zamanaşımı – Yargıtay 3. HD 2026/86

İki kişi, ileride değer kazanacağını düşündükleri tarlaları birlikte almaya karar verir. Tarla vasfındaki taşınmazlar hisseli tescil edilemediği için tapu yalnızca birinin adına yapılır; diğeri ise payına düşen parayı verir ve elinde sadece kısa bir yazı kalır. Aradan on yıldan fazla zaman geçip ilişki bozulduğunda, parasını geri isteyen ortağın karşısına ilk çıkan savunma zamanaşımı olur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, böyle bir dosyada zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başladığını yeniden belirlemiş ve 400.000 USD’lik talebi zamanaşımıyla reddeden kararı bozmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 13.01.2026 tarihli ve E.2025/1107, K.2026/86 sayılı kararıyla, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu kesinleşmişken ve ortaklığın tasfiye edildiğine dair delil yokken zamanaşımının işlemeye başlamadığını belirtmiş, davayı zamanaşımı nedeniyle reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararını davacı yararına bozmuştur.

Kısa özet: Davacı, Kocaeli’de gelecekte değer kazanma potansiyeli taşıyan taşınmazları davalıyla birlikte satın almak üzere bir “gayrimenkul alım ortaklığı” kurduklarını, 29.11.2013 tarihli davalı imzalı yazıya göre 14.200 metrekarelik bir arsanın alımı için davalıya 400.000 USD verdiğini ileri sürerek 2024 yılında icra takibi başlatmıştır. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, belgenin tarihinden itibaren on yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı zamanaşımından reddetmiştir. Yargıtay ise adi ortaklıkta ortağın alacağının ortaklığın sona erdiği tarihte muaccel olacağını, tasfiye gerçekleşmedikçe zamanaşımının başlamayacağını belirterek kararı bozmuştur.

🌾 Tarla yatırımı için verilen 400.000 USD

Dava dilekçesine göre taraflar, Kocaeli sınırları içinde kalan ve gelecekte değerlenme potansiyeli taşıyan taşınmazları ortak olarak satın almak üzere anlaşmıştır. Davacı bu ilişkiyi “gayrimenkul alım ortaklığı” olarak tanımlamıştır. Taşınmazlar genel olarak tarla vasfında olduğundan ve hisseli tescil mümkün olmadığından, tarafların aralarından birinin adına tam hisse ile tescil yapılması kararlaştırılmıştır.

Uyuşmazlığa konu ödeme, 29.11.2013 tarihli ve davalı imzalı olduğu ileri sürülen bir yazıya dayanmaktadır. Davacıya göre bu yazı, Kocaeli’deki 14.200 metrekarelik bir arsanın satın alım süreci için davalıya 400.000 USD verildiğini göstermektedir. Zamanla taraflar arasında başka dava dosyalarına da yansıyan anlaşmazlıklar çıkmış, ortaklık ilişkisi bozulmuş ve sağlıklı bir tasfiye yapılamamıştır.

Davacı tarafın temyiz dilekçesine göre davalıya 12.03.2024 tarihli ihtarname gönderilmiştir. Davacı, İstanbul Anadolu 24. İcra Dairesinin 2024/6159 Esas sayılı dosyasıyla takip başlatmış; davalının itirazı üzerine itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemiyle dava açmıştır.

Davalı ise davacının kendisinden alacağı bulunmadığını, dosyaya sunulan kâğıdın kendisine ait olmadığını ve borç kabul edilse bile zamanaşımı def’ine dayandığını savunmuştur.

⏳ İlk derece ve istinaf: “Belge 2013 tarihli, süre doldu”

İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesi (2024/216 E., 2024/276 K.), TBK m.146’daki on yıllık genel zamanaşımına ve TBK m.90’a dayanmıştır. Mahkemeye göre ifa zamanı kararlaştırılmamışsa borç doğduğu anda muacceldir; belgenin tarihi ile takip tarihi karşılaştırıldığında alacak zamanaşımına uğramıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi (2024/1900 E., 2024/2237 K.) de aynı sonuca ulaşmıştır. Daire, davacının borç verdiğini değil ortaklık sözleşmesi bulunduğunu ileri sürdüğünü ve ödemenin bu ortaklık gereği yapıldığının kabulü gerektiğini tespit etmiştir. Buna rağmen sözleşmede vade bulunmadığından borcun doğduğu anda muaccel olduğunu, on yıllık sürenin dolmasından sonra ihtarname gönderildiğini belirtmiştir. Daire ayrıca davalı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırmış ve davayı yeniden zamanaşımı nedeniyle reddetmiştir.

Davacı vekili temyizde; ilişkinin TBK m.620’de düzenlenen adi ortaklık olduğunu, adi ortaklıkta hak ve borçların muacceliyetinin tasfiye ile belirlendiğini, 29.11.2013 tarihli yazının bir borç ilişkisi doğurmadığını ve paranın yatırım amacıyla arsa alımı için verildiğini ileri sürmüştür.

📎 Karar metni: Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

⚖️ Yargıtay’ın bozma gerekçesi

Duruşmalı olarak incelenen temyizde Daire, uyuşmazlığı itirazın iptali istemi olarak nitelendirmiş ve zamanaşımına ilişkin üç kurala dayanmıştır:

  • TBK m.147/4: Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır.
  • TBK m.149: Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
  • TBK m.149/2: Muacceliyet bir bildirime bağlıysa zamanaşımı, bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler.

Bu kuralları adi ortaklığa uygulayan Daire, ortağın alacağını isteme hakkının ortaklığın sona erdiği tarihte doğduğunu, borcun da bu tarihte muaccel hâle geldiğini vurgulamıştır. Zamanaşımı süresi de ancak bu tarihten itibaren işlemeye başlar.

Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi taraflar arasında adi ortaklık bulunduğunu kabul etmiş, davalı bu tespiti temyiz etmemiştir. Davacının talebi ortaklık kapsamında verilen paranın tahsilidir ve ortaklığın tasfiye edildiğine dair bir delil yoktur. Daireye göre bu durumda zamanaşımının işlemeye başlamadığı kabul edilerek karar verilmesi gerekirken, belgenin tarihinden itibaren on yıllık süre hesaplanması yanılgılı bir değerlendirmedir. Karar bu nedenle HMK m.371 uyarınca davacı yararına bozulmuş, sair temyiz itirazlarının (nispi vekâlet ücreti dâhil) incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

🔍 Borç ilişkisi ile ortaklık ilişkisi arasındaki fark

Kararın pratik önemi, aynı ödemenin hukuki nitelendirmesine göre zamanaşımı hesabının tamamen değişmesindedir. Dosyadaki iki yaklaşım şöyle karşılaştırılabilir:

KonuDerece mahkemeleriYargıtay 3. HD
Uygulanan süreTBK m.146, on yılTBK m.147/4, beş yıl
Muacceliyet anıVade yok, borç doğduğu anda (TBK m.90)Ortaklığın sona erdiği tarih
Sürenin başlangıcı29.11.2013 tarihli belgeTasfiye gerçekleşmedikçe başlamaz
SonuçDava zamanaşımından retBozma

Dikkat çekici olan, Yargıtay’ın daha kısa olan beş yıllık süreyi esas almasına rağmen davacı lehine sonuca ulaşmasıdır. Belirleyici olan sürenin uzunluğu değil, sürenin hangi andan itibaren işlediğidir. Ortaklık sözleşmesine dayalı alacak, ortaklık devam ettiği sürece muaccel olmadığından, süre de başlamamış sayılmıştır.

Yatırım için verilen paranın iadesinde zamanaşımının farklı bir yönü, holding tarzı şirketlere yatırılan paralarla ilgili Anayasa Mahkemesi kararında ele alınmıştır; bu karar için holdinge yatırılan parada zamanaşımı ve dürüstlük kuralı yazısına bakılabilir.

🧩 Ortaklığın varlığı nasıl kesinleşti?

Kararın bir diğer önemli noktası usule ilişkindir. Bozma, Bölge Adliye Mahkemesinin taraflar arasında adi ortaklık bulunduğu yönündeki tespitine dayanmaktadır. Davacı dava dilekçesinde davalıya borç verdiğini değil, ortaklık kurduklarını ileri sürmüş; istinaf mahkemesi de ödemenin bu ortaklık gereği yapıldığını kabul etmiştir. Davalı bu tespite karşı temyiz yoluna başvurmadığı için Yargıtay, adi ortaklık olgusunu kesinleşmiş kabul etmiştir.

Bu yaklaşım, aynı olgunun farklı nitelendirilmesinin sonuca etkisini gösterir. Para “borç” olarak verilmiş sayılsaydı, vade kararlaştırılmadığı için TBK m.90 gereği doğumu anında muaccel olacak ve on yıllık süre belge tarihinden işleyecekti. “Ortaklığa konulan pay” olarak nitelendirildiğinde ise alacak, ancak ortaklığın sona ermesi ve tasfiyeyle belirlenebilir hâle gelir.

Dosyada davalı, belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını da savunmuştur. Yargıtay bu yönü ve davacının diğer temyiz itirazlarını bozma nedeniyle incelememiştir. Dolayısıyla yeniden yapılacak yargılamada belgenin ve ödemenin ispatı ile ortaklığın tasfiyesine ilişkin değerlendirmeler gündeme gelebilecektir. Benzer bir aile içi yatırım ortaklığında tasfiye sonucu verilen paranın iadesine ilişkin karar için koyun yatırımında adi ortaklık tasfiyesi yazısı da aynı Dairenin yaklaşımını farklı bir olay üzerinden göstermektedir.

🧭 Yatırım ortaklıklarına yansıması

Arsa, tarla, hayvancılık ya da küçük işletme gibi alanlarda yazılı bir şirket kurulmadan yapılan ortak yatırımlar uygulamada sık görülür. Karar, bu tür ilişkilerden doğan iade taleplerinde şu çerçeveyi ortaya koymaktadır:

  1. Ortaklık sözleşmesinden doğan alacaklar TBK m.147/4 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
  2. Bu süre, ödeme tarihinden değil, alacağın muaccel olduğu andan, yani adi ortaklıkta ortaklığın sona erdiği tarihten itibaren işler.
  3. Ortaklığın tasfiye edildiğine dair delil bulunmuyorsa Daireye göre zamanaşımı işlemeye başlamamıştır.
  4. İlişkinin borç mu ortaklık mı olduğu tespiti, zamanaşımı değerlendirmesinin yönünü belirler; bu tespitin kesinleşmesi de temyiz incelemesini etkileyebilir.

Karar oy birliğiyle verilmiş olup dosya, yeniden değerlendirme için Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. Taşınmazın tek ortak adına tescil edildiği durumlarda tapu kaydı ile ortaklık ilişkisi arasındaki ayrım, benzer uyuşmazlıklarda ayrıca önem taşımaktadır.

❓ Merak edilen sorular

Yargıtay davacının 400.000 USD alacağını kabul mü etti?

Hayır. Yargıtay yalnızca zamanaşımı gerekçesiyle verilen ret kararının hatalı olduğunu belirlemiştir. Alacağın varlığı, miktarı ve davalının belgeye ilişkin savunmaları bozma nedeniyle incelenmemiş olup yeniden yapılacak yargılamada değerlendirilecektir.

Beş yıllık süre on yıllık süreden kısa olduğu hâlde davacı nasıl lehine sonuç aldı?

Çünkü sonucu belirleyen, sürenin başlangıç anıdır. Daireye göre adi ortaklıkta ortağın alacağı ortaklığın sona erdiği tarihte muaccel olur. Dosyada ortaklığın tasfiye edildiğine dair delil bulunmadığından, beş yıllık süre henüz işlemeye başlamamış kabul edilmiştir.

Para borç olarak verilmiş olsaydı sonuç değişir miydi?

Derece mahkemelerinin yaklaşımı bu ihtimali yansıtmaktadır: vadesi kararlaştırılmamış bir borç TBK m.90 uyarınca doğumu anında muaccel olur ve on yıllık genel süre bu andan işler. Kararda ise davacının borç verdiğini değil ortaklık kurduğunu ileri sürdüğü ve bu tespitin kesinleştiği vurgulanmıştır.

Taşınmazın yalnızca bir ortak adına tescil edilmesi neden önemliydi?

Davacının anlatımına göre tarla vasfındaki taşınmazlar hisseli tescil edilemediği için tapu ortaklardan birinin adına yapılacaktı. Bu durum, tapu kaydının tek başına ortaklık ilişkisini göstermediği bir tabloya yol açmış; uyuşmazlık da bu nedenle ortaklık sözleşmesine ve ödemeyi gösteren yazıya dayanmıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Değerlendirme, taşınmaz alımı için kurulan bir adi ortaklıkta verilen paranın iadesi talebine ilişkin tek bir karara dayanır ve dosya yeniden yargılama için Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. Ortaklığın kurulma biçimi, tasfiye durumu, belgeler ve ispat imkânları farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu