Satılmayan Evde Protokol Alacağı – Yargıtay HGK 2026/429

Anlaşmalı boşanma protokollerinde sık görülen bir formül vardır: Evlilik içinde alınan ev bir eşin üzerinde kalır, diğer eşin o eve yaptığı katkı ise “ev satılırsa” ödenecek bir tutara bağlanır. Kâğıt üzerinde dengeli görünen bu çözüm, ev hiç satılmadığında alacaklı eşi belirsiz bir beklentiye mahkûm edebilir. Ödeme, yalnızca borçlunun iradesine bağlı bir olayın gerçekleşmesine bağlandığında borçlu, o olayı hiç gerçekleştirmeyerek ödemeden süresiz olarak kaçınabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, on dört yıl süren bir bekleyişin sonunda bu soruya Türk Borçlar Kanunu’nun az uygulanan bir hükmüyle cevap vermiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.07.2026 tarihli ve E.2025/718, K.2026/429 sayılı kararıyla, anlaşmalı boşanma protokolünde “ev satılırsa” ödeneceği kararlaştırılan 12.300 ABD doları için, makul süre geçmesine rağmen satışa yanaşmayan eski eşin koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde engellediğini ve TBK m.175 uyarınca koşulun gerçekleşmiş sayılması gerektiğini kabul ederek bölge adliye mahkemesinin direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur.
📝 Protokolün tartışmalı bendi
Taraflar 03.11.1994 tarihinde evlenmiş, Bakırköy 1. Aile Mahkemesinin 2010/836 Esas, 2011/606 Karar sayılı kararıyla TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı olarak boşanmıştır. Boşanma kararı 13.09.2011 tarihinde kesinleşmiş, kararın 4. bendiyle 29.06.2011 tarihli protokolün onaylanmasına hükmedilmiştir. Uyuşmazlığın merkezindeki 3. bendin içeriği kararda şöyle özetlenmiştir:
- Kredi ödemesi devam eden ve erkek eş adına kayıtlı olup onun oturduğu bağımsız bölümün satılmayacağı taahhüt edilmiştir.
- Ortak hayat sırasında bu daire için ödenen taksitlerin yarısı olarak kabul edilen 20.000 TL karşılığı 12.300 USD, evin satılması hâlinde satıştan itibaren 15 gün içinde kadına ödenecektir.
- Bu borç için protokol tarihinde açık tarihli, 12.300 USD tutarında bir bono teminat olarak kadına verilmiştir.
- Kadının, evlilik birliği içinde alınan bu evden başkaca bir alacağı ve hakkı bulunmadığı kayda geçirilmiştir.
Ev hiç satılmamıştır. Kadın 2019 yılında açtığı davada 12.300 USD’nin faiziyle tahsilini istemiştir. Erkek eş ise mal rejimine ilişkin alacaklarda bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, protokolde ödemenin satış koşuluna bağlandığını ve taşınmaz satılmadığı için ödeme borcunun doğmadığını savunmuştur.
⚖️ İlk derece, istinaf ve Özel Daire
Dosya dört ayrı yargı merciinden geçmiştir. Her aşamanın gerekçesi, Hukuk Genel Kurulundaki tartışmanın zeminini oluşturur:
- İlk derece mahkemesi (01.03.2021, 2019/385 E., 2021/251 K.): Davalının taşınmazı satmamasını hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiş, davayı kabul ederek 12.300 USD’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar vermiştir.
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (10.01.2024, 2021/1424 E., 2024/58 K.): Protokolde satış için bir vade belirlenmediğini, ödeme için öngörülen ön şartın gerçekleşmediğini ve davalının temerrüde de düşürülmediğini belirterek ilk derece kararını kaldırmış, davayı oy çokluğuyla reddetmiştir.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (06.11.2024, 2024/2137 E., 2024/8380 K.): Onaylanan protokolün mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir anlaşma olduğunu, aksi kabulün tarafların tasfiye iradesine aykırı düşeceğini, 2011’den dava tarihine kadar makul sürenin geçtiğini ve satışa yanaşmamanın hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek oy çokluğuyla bozmuştur.
- Bölge adliye mahkemesi (2025/35 E., 2025/448 K.): Önceki gerekçesini tekrarlayarak direnmiştir.
Davacı vekili direnme kararını temyiz ederken taşınmazın kredi borçlarının bittiğini, boşanmanın üzerinden on dört yıl geçmesine rağmen davalının daireyi satmaya yanaşmadığını vurgulamıştır.
🤝 Onaylanan protokol bir sözleşme midir?
Hukuk Genel Kurulu önce protokolün hukuki niteliğini belirlemiştir. TMK m.166/3’e göre evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler birlikte başvurursa birlik temelinden sarsılmış sayılır; hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeli ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulmalıdır.
Kurul, bu protokolleri boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin olan ve hâkimin onayına bağlanmış özel hukuk sözleşmeleri olarak nitelendirmiştir. Karardaki ayrım şöyledir:
- Mahkemece onaylanmayan ve böylece boşanma kararının eki hâline gelmeyen protokol yok hükmündedir.
- Usulüne uygun onaylanıp kesinleşen protokolde yoksulluk nafakası, tazminat ve mal rejiminden doğan alacaklar sözleşmeden kaynaklanır.
- Velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakasına ilişkin hükümler ise mahkeme kararından doğar; eşlerin bu konudaki anlaşması hâkimi bağlamaz.
- Eşler, zorunlu olmasa da mal rejiminin tasfiyesi konusunda protokolde anlaşma yapabilir.
Bu tespitin önemli bir sonucu vardır: Onaydan sonra protokol, genel sözleşme hükümlerine tabi olur. Dolayısıyla taraflar arasındaki satış koşulu da Türk Borçlar Kanunu’nun koşula bağlı borçlara ilişkin kuralları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Benzer bir protokol uyuşmazlığında edimin kapsamının nasıl belirlendiğine dair protokolde taşınmaz alım taahhüdü yazısına da bakılabilir.
🔑 TBK m.175: Engellenen koşul gerçekleşmiş sayılır
TBK m.170’e göre bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi geciktirici bir koşula bağlanabilir. Ancak TBK m.175, “Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme” başlığı altında şu kuralı koyar: Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır; taraflardan biri koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır.
Kurulun bu hükme ilişkin açıklamaları dikkat çekicidir:
- Taraflar, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kuralına aykırı olarak engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
- Hüküm, her türlü engellemeyi değil, yalnızca dürüstlük kuralına aykırı engellemeyi yasaklar.
- Engelleme kasıtlı bir davranışla olabileceği gibi ihmalle de gerçekleşebilir.
- Koşul, ilgili tarafın bir hakkını kullanmasıyla engellenmişse dürüstlük kuralına aykırı engellemeden söz edilmez.
Somut olayda Kurul, evlilik birliği içinde edinilen ve erkek adına kayıtlı taşınmazın satılmaması yoluyla 12.300 USD ödeme taahhüdünün dürüstlük kurallarına aykırı şekilde engellendiği kanaatine varmıştır. TMK m.2’ye de değinilerek herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı hatırlatılmıştır.
Sonuç olarak Kurul, bendin Özel Dairenin belirttiği gibi mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir anlaşma hükmü olduğunu, aradan geçen süre dikkate alındığında satış için makul sürenin geçtiğini, davalının buna rağmen satışa yanaşmadığını ve TBK m.175 uyarınca koşulun gerçekleşmiş sayılarak davanın kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Direnme kararı HMK m.371 uyarınca bozulmuş, dosya HMK m.373/2 gereğince kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Karar, ilk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından ikinci görüşmede oy çokluğuyla verilmiştir.
🗣️ Karşı oyun “olumsuz edim” itirazı
Kurul görüşmelerinde ve karşı oyda farklı bir okuma savunulmuştur. Bu görüşe göre protokolün 3. bendinde erkeğin asli edimi, kendi adına kayıtlı ve üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği taşınmazı “satmamak”tır; bu bir yapmama, yani olumsuz edimdir. Taşınmazın evlilik içinde edinilmesi nedeniyle kadının katılma alacağı ileri sürebileceği düşünülerek, bu alacağı güvenceye almak üzere “satılırsa ödeme” bir yan yükümlülük olarak eklenmiştir.
Karşı oy, sözleşmenin yorumunda TBK m.19 uyarınca tarafların gerçek ve ortak iradesinin esas alınması gerektiğini, taşınmazı satmayan erkeğin olumsuz asli edimini yerine getirdiğini, bu nedenle ifanın dürüstlük kurallarına aykırı şekilde engellendiğinden söz edilemeyeceğini savunmuştur. Karşı oyda ayrıca yapmama ediminin yalnızca borçlandırıcı işlem yetkisini sınırladığı, devir yasağına aykırı bir satışın dahi geçerli olup ancak tazminat sorumluluğu doğurabileceği belirtilmiştir.
Çoğunluk bu yaklaşımı benimsememiştir. Kararın satırlarından çıkan sonuç şudur: Koşulun gerçekleşmesi tamamen borçlunun iradesine bırakıldığında ve uzun yıllar geçtiğinde, “koşul gerçekleşmedi” savunması dürüstlük kuralı süzgecinden geçirilmektedir.
🧭 Protokol hazırlarken akılda tutulabilecek noktalar
Karar, anlaşmalı boşanma protokollerinin yalnızca boşanma gününü değil, sonraki yılları da belirlediğini gösteriyor. Kararın içeriğinden çıkarılabilecek bazı gözlemler şunlardır:
- Ödemenin bir satış, devir veya benzeri bir olaya bağlandığı bentlerde vade belirlenmemesi, uyuşmazlığın on yıldan uzun sürmesine yol açabilmiştir.
- Koşulu gerçekleştirme imkânı yalnız bir tarafın elindeyse, mahkemeler bu tarafın davranışını TBK m.175 ve TMK m.2 çerçevesinde değerlendirebilmektedir.
- Protokoldeki mal rejimi tasfiyesi hükümleri, onaydan sonra sözleşme hükümlerine tabi tutulduğundan yorum tartışmaları genel borçlar hukuku ilkeleriyle çözülmektedir.
- Teminat bonosu verilmiş olması, borcun doğup doğmadığı tartışmasını tek başına sona erdirmemiştir; uyuşmazlık protokol hükmünün yorumu üzerinden yürümüştür.
Davalının bir yıllık zamanaşımı savunması kararda ayrıca tartışılmamış; uyuşmazlık, Kurulun belirlediği şekilde alacak bedelinin protokol uyarınca ödenmesinin gerekip gerekmediği noktasında ele alınmıştır. Protokolde mal paylaşımına dair beyanların önemine ilişkin olarak “paylaşacak malımız yok” beyanı kararı da bu konuyla birlikte okunabilir.
💬 Sık sorulan sorular
Ev hiç satılmadığı hâlde 12.300 USD neden istenebilir hâle geldi?
Bölge adliye mahkemesi davayı neden reddetmişti?
Mahkemece onaylanan protokol hangi kurallara tabidir?
Karar oy birliğiyle mi verildi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer karar incelemelerine Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan direnme kararından ve kararda aktarılan ilk derece, istinaf ve Özel Daire aşamalarından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Kararın sonucu somut protokol hükmünün içeriğine, geçen süreye ve dosyadaki olgulara dayanmaktadır; farklı protokol hükümleri ve olgularda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




