Deniz Taşımasında Rücuda 90 Gün – Yargıtay 11. HD 2026/4460

Gemlik Limanından Tayvan’a yola çıkan bir gemide, temiz konşimentoyla yüklenen yüzlerce torba borik asit, varış limanında ambar kapakları açık bırakıldığı bir sabah sağanak yağmura yakalanır. Emtianın nakliyat sigortacısı hasarı öder, sigortalısının yerine geçer ve taşıyandan bedelin iadesini ister. Ancak icra takibi, yük tahliyesinden neredeyse üç yıl sonra başlatılmıştır. Dosyanın düğümü, sigortacının rücu talebinin hangi sürede ve hangi tarihten itibaren düştüğüdür: Türk Ticaret Kanunu’nun deniz taşımasına özgü bir yıllık süresi mi, yoksa aynı maddenin rücu hakkına ayrılmış doksan günlük süresi mi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 09.09.2026 tarihli ve E.2026/277, K.2026/4460 sayılı kararıyla, sigortacının itirazın iptali davasını süre yönünden reddeden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi kararını oy birliğiyle onamış; onama gerekçesinde ise derece mahkemelerinin dayandığı bir yıllık süreye değil, özellikle rücu hakkı bakımından TTK m.1188/3’teki doksan günlük hak düşürücü süreye vurgu yapmıştır.
🚢 Gemlik’ten Kaohsiung’a: yük ve hasar
Davacı sigorta şirketinin sigortalısı, dava dışı bir işletmeler genel müdürlüğüdür. Sigortalının torbalar (bigbag) içinde sevk ettiği borik asit kristal emtiası, Gemlik’ten Tayvan’ın Kaohsiung Limanına denizyoluyla taşınmak üzere davalı ile anlaşılarak gemiye yüklenmiştir. Gemi davalı tarafından seçilmiş; emtia, sigortalının başka alıcılara sattığı yüklerle birlikte aynı gemiye konulmuştur.
Dava dilekçesindeki anlatıma göre süreç şöyle ilerlemiştir:
- 24.04.2021: Yük için 3 ve 4 numaralı konşimentolar “clean on board” (temiz, gemide) kaydıyla düzenlenmiş, gemi limandan ayrılmıştır.
- 29.05.2021: Gemi sabah Kaohsiung açıklarına gelmiş, limana yanaşmış ve tahliye operasyonu başlamıştır.
- 07.06.2021: Tahliye sürerken 2, 3 ve 4 numaralı ambar kapakları açık bırakılmış, sabah saatlerinde yağan sağanak yağmurla 2 numaralı ambardaki emtia ıslanmıştır.
- Alıcının çağırdığı gözetim firmasının incelemesinde toplam 1.875 torbanın 439’unun ıslanarak hasarlandığı, 91 torbanın ise delik olduğu kayda geçirilmiştir.
Sigortacıya göre emtia limana sağlam getirilmiştir; tahliye gemi personelince yapılmasa bile ambar kapaklarının yağmurdan önce kaptan tarafından kapatılması gerekirdi. Sigortacı hasarı sigortalısına ödemiş, böylece sigortalının haklarına halef olduğunu ileri sürmüştür. Davalının, taşımayı bizzat ya da fiilî taşıyan eliyle gerçekleştirmesinden bağımsız olarak TTK m.1248 anlamında taşıyan olduğunu savunan sigortacı, İstanbul 4. İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatmış; davalının itirazı üzerine itirazın iptalini istemiştir.
⚓ Taşıyanın süre ve sorumluluk savunmaları
Davalı taşıyan, davayı birden fazla açıdan karşılamıştır:
- Sigortacının sunduğu kısa ekspertiz raporunda yükün teslim tarihi 11.06.2021 olarak yazılıdır; buna göre her türlü tazminat talebi 11.06.2022 itibarıyla TTK m.1188 gereğince düşmüştür ve takip tarihinde süre çoktan geçmiştir.
- Davalının taşıyan sıfatı yoktur; talep konşimento uyarınca geminin donatanına ya da taşıyanına yöneltilmelidir. Aktif ve pasif husumet ehliyeti bulunmamaktadır.
- Hasar ihbarı yapılmamıştır.
- Taşımadaki FIO kaydı gereğince tahliye işlemleri yük ilgililerinin sorumluluğundadır; tahliye sırasında oluşan hasara yük ilgilileri katlanmalıdır.
- Ambalaj yetersizliğinden doğan hasar da yük ilgililerine aittir.
Bu savunmalardan süre itirazı, dosyanın kaderini belirlemiş; husumet, FIO kaydı ve ambalaj tartışmalarına esastan girilmemiştir.
🧾 Denizcilik ihtisas mahkemesi: bir yıl geçmiş
Dava, denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla bakan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde (2024/350 E., 2025/83 K.) görülmüştür. Mahkeme önce sigortacının dava ehliyetini kabul etmiştir: Nakliyat emtia sigorta poliçesi sigortacı tarafından düzenlenmiş, sigortalı olarak maden işletmesi gösterilmiştir. Sigortalının hasar bedelinin alıcıya ödenmesine ilişkin muvafakatnamesi, ödeme belgesi ve sonrasında alınan ibraname birlikte değerlendirildiğinde, sigortacı TTK m.1472‘deki halefiyet hükümleri uyarınca dava açma ehliyetine sahiptir.
Ardından süre incelenmiştir. TTK m.1188/1 uyarınca eşyanın zıyaı, hasarı veya geç teslimi nedeniyle taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmazsa düşer; m.1188/2’ye göre süre, eşyanın teslim edildiği ya da teslim edilmesi gereken tarihte başlar. Mahkemeye göre rücu talebi, gemide taşınan malın taşıma sırasında hasarlanmasından doğduğu için bu süreye tabidir. Ekspertiz raporundaki açıklamalar, tahliyenin 29.05.2021’de yapıldığını göstermektedir; icra takibi ise 19.04.2024‘te başlatılmıştır. Bir yıllık süre geçtiğinden dava reddedilmiştir.
📑 İstinaf: halef, sigortalının yerindedir
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2025/1485 E., 2025/1887 K.) sigortacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dairenin tespitleri şunlardır:
- Eşyanın alıcıya teslim edilmek üzere gemiden tahliyesi 29.05.2021’de gerçekleştirilmiştir; sigortacının kendi sunduğu raporda teslim tarihi 11.06.2021 olarak görünmektedir.
- Sigortacı icra takibini 19.04.2024’te başlatmış, arabuluculuğa ise 09.05.2024’te başvurmuştur.
- Sigortacı, ödeme yaparak sigortalının haklarına halef olmuştur ve dava halefiyet sıfatıyla açılmıştır; bu nedenle sigortacı, hasarını ödediği sigortalının konumundadır.
- Hangi teslim tarihi esas alınırsa alınsın, takip ve arabuluculuk başvurusu tarihinde bir yıllık hak düşürücü süre geçmiştir.
“Halef, selefin konumundadır” yaklaşımı, sigortacının sigortalıdan daha geniş bir süreye sahip olamayacağı sonucunu doğurmuştur.
🏛️ Yargıtay: doksan günlük süre ve onama
Yargıtay uyuşmazlığı, deniz taşıması sırasında meydana gelen ve abonman sözleşmesine bağlı emtia nakliyat poliçesi kapsamında ödenen hasar bedelinin rücuen tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemi olarak nitelendirmiştir.
Değerlendirme bölümünde Daire, uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde “özellikle rücu hakkı yönünden TTK’nın 1188/3 hükmünde öngörülen doksan günlük hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu” dikkate alınarak ilk derece kararında isabetsizlik bulunmadığını, istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b(1) uyarınca esastan reddinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Sigortacının temyiz itirazları reddedilmiş, bölge adliye mahkemesi kararı HMK m.370/1 uyarınca ONANMIŞTIR. Karar 09.09.2026 tarihinde kesin olarak ve oy birliğiyle verilmiştir.
⏳ TTK m.1188’deki iki ayrı süre
Kararın öğretici yanı, aynı maddedeki iki sürenin yan yana görünmesidir. TTK m.1188’in fıkraları birlikte okunduğunda tablo şöyledir:
- Bir yıl (m.1188/1-2): Eşyanın zıyaı, hasarı veya geç teslimi nedeniyle taşıyana karşı her türlü tazminat istemi için geçerlidir; eşyanın teslim edildiği ya da teslim edilmesi gereken tarihte başlar.
- Doksan gün (m.1188/3): Sorumlu tutulan kişinin rücu davası, bir yıllık süre dolduktan sonra da açılabilir; ancak bu hak, rücu hakkına sahip kişinin istenen tazminatı ödediği ya da aleyhine açılan tazminat davasında dava dilekçesini tebellüğ ettiği tarihten itibaren doksan gün içinde kullanılmazsa düşer.
- Uzatma (m.1188/4): Süre, taraflarca dava sebebi doğduktan sonra yapılacak bir anlaşmayla uzatılabilir.
İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, sigortacının halef olarak sigortalının yerine geçtiğini ve bir yıllık sürenin işlediğini kabul etmiştir. Yargıtay sonucu değiştirmemiş, ancak onama gerekçesine “özellikle rücu hakkı yönünden” doksan günlük süreyi eklemiştir. Kararda sigortacının hasar bedelini hangi tarihte ödediği yer almamaktadır; bu nedenle doksan günlük sürenin hangi günden hesaplandığı metinden izlenememektedir. Görünen odur ki dosyada hem bir yıllık sürenin hem de rücu süresinin geçtiği kabul edilmiş, sonuç her iki açıdan da aynı kalmıştır.
Taşıyanın husumet, FIO kaydı, hasar ihbarı ve ambalaj savunmalarının karar verilirken tartışılmamış olması da bu yüzdendir: Hak düşürücü süre, davanın esasına girilmesini önleyen bir engel olarak ele alınmıştır. Hak düşürücü süre, zamanaşımından farklı olarak taraflarca ileri sürülmese de mahkemece kendiliğinden gözetilen bir kurumdur; bu dosyada ise taşıyan zaten cevap dilekçesinde süreye dayanmıştır.
🔍 Kararın uygulamaya yansıyan yönleri
Karar, nakliyat sigortasından doğan rücu dosyalarında takvimin, kusur tartışmasından önce geldiğini göstermektedir. Dosyadan çıkan gözlemler şunlardır:
- Teslim tarihi tartışması sonucu değiştirmedi: Tahliye 29.05.2021’de başlamış, raporda teslim 11.06.2021 olarak yazılmıştır. İki tarih arasındaki fark, takip 2024’te başlatıldığı için önem taşımamıştır.
- Arabuluculuk başvurusu takipten sonra geldi: Takip 19.04.2024, arabuluculuk başvurusu 09.05.2024 tarihlidir; istinaf dairesi her iki tarihi de sürenin dışında görmüştür.
- Halefiyet süre avantajı sağlamaz: Sigortacının ödeme yapması, sigortalının taşıyana karşı haklarını ona geçirir; süreyi yeniden başlatan bir olgu olarak kabul edilmemiştir.
- Esasa ilişkin savunmalar beklemede kaldı: Ambar kapaklarının açık bırakılması, FIO kaydı ve ambalaj yetersizliği gibi sorumluluk meseleleri hiç tartışılmamıştır.
Sigortacının halefiyete dayalı rücu talebinin farklı bir görünümü için ehliyetsiz sürücüde araç malikine rücu kararına; sigortalı riskin kapsamına ilişkin bir başka 11. Hukuk Dairesi yaklaşımı için inşaat all-risk poliçesinde bakım devresi hırsızlığı kararına bakılabilir. Bu dosyanın ayırt edici yönü, taşıyanın kusuru hiç incelenmeden uyuşmazlığın yalnız süre yönünden kapanmasıdır.
❓ Sık sorulan sorular
Deniz taşımasında hasar için taşıyana karşı süre ne zaman başlar?
Sigortacı hasarı ödedikten sonra yeni bir süre kazanır mı?
TTK m.1188/3'teki doksan günlük süre neyi düzenler?
Ambar kapaklarının açık bırakılması neden tartışılmadı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında yer almaktadır; sigorta ve taşıma uyuşmazlıklarına ilişkin diğer değerlendirmeler Emsal Kararlar sayfasından izlenebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından derlenmiştir. Kararda sigortacının ödeme tarihi yer almadığından doksan günlük sürenin başlangıcı metinden izlenememektedir; Yargıtay incelemesi temyiz sebepleriyle sınırlı kalmıştır. Benzer görünen bir uyuşmazlıkta sonuç; taşıma sözleşmesinin ve konşimentonun kayıtlarına, teslim tarihine, ödeme ve takip tarihlerine, sürelerin uzatılmasına ilişkin anlaşmalara göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




